Rafet ULUTÜRK
Daha bir yıl bile geçmedi.
Takvimler Aralık 2025’i gösteriyordu. Bulgaristan’ın birçok şehrinde meydanlar dolmuş, insanlar itirazlarını duyurmak için sokaklara çıkmıştı. Borisov ve Peevski’nin iktidardaki etkisinin sona ermesi, gösterilerin açık talepleri arasındaydı.
O itirazın siyasi ve vicdani anlamı şuydu:
Borisov ve Peevski, ellerini devletin üzerinden çeksin.
Bugün o günleri hatırlatmak gerekiyor. Çünkü meydanların boşalmasını halkın unutmasıyla karıştıranlar var.
Oysa insanlar evlerine döndüler; itirazlarının sebepleri hafızalarında kaldı.
Aralık Ayının Soğuğunda Taşınan Umut
Bir meydanın kalabalığını fotoğraftan görebilirsiniz. Fakat insanları oraya getiren duyguyu anlamak için yüzlerine bakmanız gerekir.
Bir annenin kaygısına, bir babanın yorgunluğuna, bir gencin kendisine gelecek arayan gözlerine…
Şöyle bir anne düşünün: Evladı başka bir ülkede çalışıyor. Akşam telefon geliyor. Birkaç dakika konuşuyorlar. Anne her zamanki soruyu soruyor: “Ne zaman geleceksin?”
Evlat her zamanki cevabı veriyor: “İzin alabilirsem…”
Telefon kapanıyor. Ev yine sessizleşiyor.
Böyle bir annenin meydana giderken yanında taşıdığı özlem, siyasi hesapların çok ötesindedir. O, çocuğunun kendi ülkesinde de bir hayat kurabileceğine inanmak ister. Bayram sofrasında boş kalan sandalyenin dolmasını ister.
Bir ülkenin geleceği hakkında konuşurken o sandalyeyi de görmek gerekir.
Halk Neden “Yeter” Der?
İnsan bir günde tükenmez.
Önce bekler. Sonra sabreder. Bir sonraki açıklamaya, bir sonraki seçime, bir sonraki vaade umut bağlar. İşlerin düzeleceğini düşünür.
Fakat bekleyiş uzadıkça içinde bir soru büyür:
“Bizim hayatımız ne zaman önem kazanacak?”
Siyaset kendi tartışmalarıyla meşgulken vatandaş geçimini, çocuğunun eğitimini, yaşlandığında nasıl yaşayacağını düşünür. Onun için devlet, günlük hayatında karşılaştığı muameledir. Kapısını çaldığı kurumda dinlenip dinlenmediğidir. Hakkını ararken kendisini güvende hissedip hissetmediğidir.
Bu güven zedelendiğinde öfke birikir.
Aralık meydanlarını anlamak için o birikimi görmek gerekir. Orada yükselen itiraz, iktidarın kim adına ve nasıl kullanıldığı sorusunu ülkenin önüne koyuyordu.
Devletin Sahibi Olduğunu Düşünen Herkese Bir Cevap
Halkın “Devletten ellerinizi çekin” talebi, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir sözdür.
Bu söz, kamu yetkisinin sınırını hatırlatır.
Devleti yönetenler geçicidir. Devletin kurumları, bütçesi ve geleceği üzerinde karar verirken bütün vatandaşlara karşı sorumludurlar. Seçim kazanmak, bu sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Bir partinin gücü de liderine ülke üzerinde sahiplik hakkı vermez.
Kamu görevi, vatandaşın emanetidir.
Bu emanetin nasıl kullanıldığını sormak, herkesin hakkıdır. Eleştiren vatandaşın sesi de destekleyenin sesi kadar değerlidir.
Meydanlardan yükselen itirazı duymak isteyenlerin önce bunu kabul etmesi gerekir.
Daha Bir Yıl Dolmadan Unutmamız mı Bekleniyor?
Aralık 2025 uzak bir tarih değil.
O gün sokaklara çıkan insanlar bugün de aynı ülkede yaşıyor. Aynı işlere gidiyor, aynı masrafları hesaplıyor, aynı gelecek kaygısını taşıyor.
Şimdi onlardan o gün söylediklerini unutmalarını kim bekleyebilir?
Siyasette şartlar değişebilir. Görüşmeler yapılabilir, uzlaşmalar aranabilir. Ancak her siyasi kararın halka anlatılabilir bir gerekçesi olmalıdır.
Dün söylenen söz ile bugün yapılan iş arasında mesafe varsa vatandaş bunun açıklamasını ister. Bu soruyu sorması yadırganamaz.
Çünkü güven, insanların hafızasını yok sayarak korunamaz.
Meydanlarda verilen sözler, kapalı kapılar ardında unutulacak sözler değildir.
Meydanın Umudunu Kimse Kendi Malı Sayamaz
Burada muhalefetin de taşıdığı bir sorumluluk var.
Bir protestoya katılan herkes, o protestoyu düzenleyen siyasi yapıya kayıtsız şartsız bağlanmış olmaz. İnsanlar aynı talebin etrafında buluşabilir; sonrasında farklı düşünebilir, farklı tercihler yapabilir.
Hiçbir siyasetçi o kalabalığın tamamı adına sonsuza kadar konuşamaz.
Meydanlarda güven isteyenler, kararlarının hesabını da vermelidir. Şeffaflık talep edenler kendi ilişkilerini açıklamalıdır. Hukuku savunanlar, hukuk kendilerini sınırladığında da aynı ilkeye bağlı kalmalıdır.
Aksi hâlde en büyük zararı insanların yeniden inanabilme gücü görür.
Bir toplumda umut defalarca kırıldığında insanlar yalnızca partilere küsmüyor. Kendi seslerinin bir şeyi değiştirebileceğine dair inançlarını da kaybedebiliyor.
Bu nedenle halkın güvenini taşımak ağır bir sorumluluktur.
Stratejik Bakış: İsimlerin Ötesinde Bir Değişim
Borisov ve Peevski’ye yöneltilen itirazın kalıcı bir demokratik kazanıma dönüşmesi, yönetimin nasıl değişeceğine bağlıdır.
Kamu kaynaklarının kullanımı görünür olmalıdır. Atamaların gerekçesi açıklanabilmelidir. Denetim kurumları görevlerini siyasi baskıdan uzak yapabilmelidir. Gazeteciler soru sorabilmeli, vatandaş eleştirdiğinde hakkının zarar görmeyeceğinden emin olmalıdır.
Bu ilkeler, değişim sözü veren herkesi bağlamalıdır.
Çünkü güçlü bir demokrasi, kendisine güvenilen liderlerin de denetlenebildiği yerde kurulur.
Bir dönemin kapanıp kapanmadığını anlamak için vatandaşın hayatına bakmak gerekir: Kurumlarda gördüğü muamele değişmiş mi? Emeğinin karşılığını alabileceğine güveni artmış mı? Hakkını ararken daha rahat konuşabiliyor mu?
Kalıcı değişimin ölçüsü burada bulunur.
O Gece Bekleyen İnsan Hâlâ Burada
Ben o meydanları düşündüğümde, kalabalığın içinde sessizce duran bir insanı hayal ediyorum.
Ellerini cebine sokmuş. Üşüyor. Eve dönmesi gerekiyor ama biraz daha bekliyor. Belki hayatında ilk kez sesinin duyulabileceğine inanmış.
Onun o gece taşıdığı umudun kıymetini bilmek gerekir.
Bugün de burada. İşine gidiyor, ailesine bakıyor, haberleri izliyor. Dün söylenenlerle bugün yapılanları karşılaştırıyor.
Ve soruyor:
“Biz o meydanlara neden çıkmıştık?”
Bu soruya verilecek cevap, siyasi hafızanın da vicdanın da sınavıdır.
Daha bir yıl bile geçmedi. Aralık 2025’in sesi hâlâ kulaklarımızda.
Halk, Borisov ve Peevski’nin devlet üzerindeki etkisinin sona ermesini istedi. Bu talebi dile getiren insanların beklediği şey; kendi sözlerinin değer taşıdığı, kurumlarına güvenebildikleri ve çocuklarının geleceğine umutla bakabildikleri bir Bulgaristan’dır.

Daha Bir Yıl Bile Geçmedi: Halkın Sesini Unuttunuz mu?
BULTÜRK’TEN İLİYANA YOTOVA’YA TEBRİK MESAJI
КАКВО ОСТАНА СЛЕД ТЕЛЕВИЗИОННИЯ ДЕБАТ: ДЪРЖАВНИЧЕСКО МИСЛЕНЕ, ЗНАНИЯ И МАЙЧИНА ОБИЧ
България, не оставяй децата си да те обичат само отдалеч
Bulgaristan Türklerinin İradesi Kimsenin Tekelinde Değildir!




