Ertaş ÇAKIR

Gece çökmüştü.
Soğuk, ağır ve ürkütücü bir sessizlik hâkimdi ovaya.
Kimse bilmiyordu ki, o gece düşmanla değil… kendi korkularıyla karşılaşacaklardı.

1788 yılında, Avusturya-Osmanlı Savaşı (1787–1791) devam ederken, Karansebeș yakınlarında bekleyen Avusturya askerleri için bu, sıradan bir gece gibi başlamıştı. Yorgundular.
Açtılar. Belki de en çok, korkuyorlardı.

Bir Yudum Rahatlık, Bir Ömürlük Pişmanlık

Bir grup asker, geceyi biraz olsun hafifletmek için içki buldu.
O an, savaşın ağırlığı bir süreliğine omuzlarından kalkmış gibiydi.

Ama savaş, insanı affetmez.

Başka askerler geldi. Paylaşılmayan bir yudum, yükselen sesler…
Sonra bir anda, karanlığı yaran o söz:

“Türkler geliyor!”

O an hiçbir şey artık eskisi gibi olmadı.

Korkunun Dili Yoktur

Karanlıkta herkes aynıydı.
Ne üniforma seçilebiliyordu, ne yüzler.

Aynı ordunun askerleri, birbirlerinin dilini bile anlamıyordu.
Birinin “Dur!” diye bağırışı, diğerine “Saldır!” gibi geldi.

Ve sonra…

Silahlar patladı.

Kimse kime ateş ettiğini bilmiyordu.
Belki bir arkadaşına.
Belki birkaç saat önce birlikte güldüğü birine.

Birbirine Düşen İnsanlar

O gece savaş yoktu.
Ama ölüm vardı.

Atlar ürktü. İnsanlar kaçtı.
Bazıları köprülerden düştü, bazıları çamurda ezildi.
Bazılarıysa sadece… yanlış yerde, yanlış anda duruyordu.

Bir ordunun kalbi, kendi elleriyle parçalandı.

Sabahın Sessizliği

Güneş doğduğunda, geriye kalan şey sessizlikti.
Top sesleri susmuştu. Çığlıklar yoktu.

Sadece yerde yatanlar vardı.

Ve hayatta kalanların gözlerinde tek bir soru:
“Biz ne yaptık?”

O sabah bölgeye gelen Osmanlı askerleri, bir savaş alanı değil…
bir trajedinin enkazını buldu.

Bu olay, tarihe Karansebeş Olayı olarak geçti.
Ama belki de en doğru adı şuydu:

Bir gecede insanın kendine yenilmesi.

Savaşın En Acı Gerçeği

Tarih çoğu zaman zaferleri yazar.
Ama bazı geceler vardır ki, kazananı yoktur.

Şebeş’te o gece kimse kazanmadı.
Ne kaybeden sadece bir orduydu, ne de ölen sadece askerler…

O gece, korku kazandı.
Ve insan, kendine yenildi.

Yazar