Hamiyet ÇAKIR

“İslamofobi” kelimesi çoğu zaman “İslam korkusu” olarak çevrilir. Ancak bu kavramın arkasında yatan gerçek, çoğu zaman korkudan çok daha fazlasıdır: bilgisizlik, önyargı ve siyasal manipülasyon.

Modern dünyada korkular çoğu zaman kendiliğinden ortaya çıkmaz; çoğu zaman üretilir. Özellikle küresel medyada ve siyasette belirli kavramların sürekli tekrar edilmesi, toplumların bilinçaltında güçlü algılar oluşturur. İslam da son yıllarda bu algı savaşlarının merkezinde yer alan dinlerden biri haline gelmiştir. Oysa bir milyardan fazla insanın inancı olan bir dini tek bir kalıba sığdırmak hem gerçekçi değildir hem de adil değildir.

Sorunun önemli bir kısmı, İslam’ın doğrudan kendisinden değil; İslam hakkında yeterince bilgi sahibi olunmamasından kaynaklanır. Birçok toplumda insanlar İslam’ı doğrudan Müslümanların hayatından değil, medya haberlerinden veya politik tartışmalardan öğrenir. Bu da çoğu zaman eksik, yüzeysel ve çoğu zaman olumsuz bir çerçeve oluşturur.

Burada asıl mesele şu: Bilgi eksikliği korkuyu doğurur. Tanımadığımız şeyden çekiniriz. Ancak tanıdıkça ve anlamaya başladıkça korku yerini çoğu zaman meraka ve saygıya bırakır.

İslamofobiyle mücadele etmek yalnızca Müslümanların meselesi değildir. Bu mesele aynı zamanda insanlığın birlikte yaşama kültürünün de bir sınavıdır. Çünkü bugün İslam’a yönelen önyargı, yarın başka bir dine, kültüre veya kimliğe yöneltilebilir.

Gerçek çözüm ise sloganlarda değil, karşılıklı anlayışta yatıyor. Toplumların birbirini daha yakından tanıması, kültürler arası diyalogun güçlenmesi ve özellikle genç nesillerin farklılıklarla birlikte yaşamayı öğrenmesi bu sürecin en önemli adımlarıdır.

Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
Korktuğumuz şey gerçekten İslam mı, yoksa hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığımız bir dünya mı?

Yazar