​Rafet ULUTÜRK

Bazı gerçekler vardır, insanın yüzüne bir tokat gibi çarpar. Biz içeride “Eskiden nal topluyorduk” masallarıyla birbirimizi uyuturken, elin Danimarkalısı Kopenhag Sağlık Müzesi’ne bir levha asıp tarihimizi yüzümüze vuruyor. Üstelik bunu bizden daha çok saygı duyarak yapıyor.
​Müze Müze Değil, Utanç Vesikası!
​Kopenhag’da, Grönland’ın buzullarından Faroe Adaları’nın fırtınalarına kadar 40 yıl boyunca can taşıyan iki uçak duruyor. Altındaki yazı net: “Kayseri Uçak Fabrikası personeline teşekkür ederiz.” Danimarkalı teşekkür ediyor çünkü o uçak hayat kurtardı. Peki, biz ne yapıyoruz? Kendi üretimimizi, kendi mühendisimizi ve “yerli” olan her şeyi küçümseyen bir aşağılık kompleksiyle, o şanlı fabrikanın kapısına kilit vuran zihniyeti alkışlıyoruz. “Bizden önce ambulans yoktu” demek, sadece bugünü yüceltmek değildir; bu ülkenin temellerini atan, Kayseri’de uçak üreten o babayiğitlerin kemiklerini sızlatmaktır.
​İhanet Zinciri: Montajcılık Sevdası
​Kayseri’den Danimarka’ya uçak ihraç eden bir ülkeden, “Acaba dışarıdan ne alsak?” diye el açan bir ülkeye nasıl evrildik? Bu sadece ekonomik bir tercih değil, bu bir hafıza suikastıdır. Marshall yardımlarıyla bizi montajcılığa mahkûm edenlere, “Uçak yapmayın, biz size ucuza veririz” diyenlere boyun eğenler; bugün Kopenhag’daki o uçağın önünde diz çöküp özür dilemelidir.
​Türk Genci, Uyan!
​Atalarını sadece savaş meydanlarında arama. Atan, 1930’larda Avrupa’nın göbeğine teknoloji satan bir vizyonun sahibiydi. Bugün sana “Yapamazsın, bizden bir şey olmaz” diyenler, o gün o fabrikaları kapatanların fikri torunlarıdır.
​Danimarkalı unutmuyor.
​Tarih unutmuyor.
​Uçaklar orada duruyor.
​Ama sen unutursan, bir 40 yıl daha başkalarının teknolojisine “hayran hayran” bakmaya mahkûm kalırsın. “Yoktu” diyenlere kanma; vardı, yaptılar ve yine yapabilirsin. Ama önce o müzelerdeki gururu, kendi topraklarındaki küllerinden uyandırman gerekiyor.

Yazar