Raziye ÇAKIR
Hayatın en garip, en büyüleyici yanı belki de tam burada saklıdır:
Gözle göremediğimiz, elle tutamadığımız şeylerin, hayatımızı en çok şekillendiren güçler olması.
Sevgi gibi, inanç gibi, sabır gibi… ve en çok da umut gibi.
Umut; bir nesne değildir. Bir yere koyup saklayamazsınız. Ona dokunamaz, rengini tarif edemez, ağırlığını ölçemezsiniz. Ama en ağır yükleri onunla taşır, en karanlık günlerden onunla geçersiniz. Bazen insanın elinde hiçbir şey kalmaz; ne kesin bir cevap, ne sağlam bir yol, ne de yarına dair net bir garanti… İşte o anda insanın içine sessizce yerleşen tek şey umuttur.
Çünkü yarının ne getireceğini gerçekten bilemeyiz. Bugün içimizi yakan bir acı, yarın dönüp baktığımızda bize güç kazandıran bir hatıraya dönüşebilir. Bugün gözyaşı döktüğümüz şey, yarın aynı masada hep birlikte gülümseyerek anlattığımız bir hikâye olabilir. Hayat tam da bu yüzden kesin hükümlerle yaşanacak bir yol değildir. Her son, yeni bir başlangıcın eşiğinde durur. Her karanlık gece, sabahın ihtimalini içinde taşır.
İnsan, çoğu zaman hayatı kontrol edebileceğini sanır. Oysa hayat; planlarla değil, bazen sabırla, bazen kabullenişle, çoğu zaman da içimizde büyüttüğümüz umutla yürür. Umut, sadece güzel günler beklemek değildir. Umut; zorlukların ortasında bile insanlığını, kalbini ve iyiliğini kaybetmemektir. Kırılmış olsan da katılaşmamaktır. Yorulmuş olsan da vazgeçmemektir. Düştüğünde bir daha kalkacak sebebi içinde arayabilmektir.
Hayatın içinde insanlar da umut kadar belirleyicidir. Yanımızda duranlar, omzumuza sessizce dokunanlar, “İyi ki var” dediklerimiz… Onlar hayatın en kıymetli sığınağıdır. Çünkü insan bazen tek başına ayakta kalamaz; bir dost sözü, bir annenin duası, bir kardeşin varlığı, bir dostun samimiyeti yeniden nefes olur. “İyi ki var” dediklerimizin yanımızda olması, hayatın bütün karmaşası içinde en büyük zenginliktir.
Bir de insanın içinden “Keşke hiç olmasaydı” dedirten kırgınlıklar, yaralar, kişiler vardır. Hayatın yükünü artıran, kalbi yoran, iç huzurunu eksilten ne varsa aslında insana çok şey öğretir. Onlar da bize kimden uzak durmamız gerektiğini, hangi duygunun bizi tükettiğini, hangi ilişkinin bizi eksilttiğini gösterir. Bazen uzaklık bir kayıp değil, bir korunmadır. Her yakınlık iyilik getirmez; her uzaklık da eksiklik değildir.
Ve bir de kalbimizde hep kalmasını istediklerimiz vardır… Sesini duymasak da içimizi ısıtanlar, yanımızda olmasa da varlığıyla güç verenler, adını anınca yüzümüzde ince bir tebessüm bırakanlar… İnsan, en çok kalbinde taşıdıklarıyla yaşar. Çünkü bazı insanlar fiziksel olarak yanımızda değilken bile ruhumuza eşlik eder. Onların sevgisi, hatırası, duası, öğrettiği değerler içimizde yaşamaya devam eder.
Belki de hayatın özeti tam burada gizlidir: Kıymet bilmekte, yük olanı bırakmakta ve kalbe iyi geleni korumakta. Çünkü ömür; herkesi taşımaya, her yarayı büyütmeye, her kırgınlığı sırtlamaya yetecek kadar uzun değil. Ama sevmeye, affetmeye, öğrenmeye ve yeniden başlamaya yetecek kadar derindir.
Bu yüzden belki de her sabaha aynı duayla uyanmalıyız: İçimizdeki umudu kaybetmeden, kalbimizdeki iyiliği soldurmadan, yanımızdaki güzelliklerin kıymetini bilerek… Bugün zor olabilir, bugün eksik olabilir, bugün canımız yanıyor olabilir. Ama yine de sabah olur. Yine de güneş doğar. Yine de hayat, insana hiç beklemediği bir yerden yeni bir kapı aralar.
Yeter ki insan, umuda sırtını dönmesin.
Çünkü umut, bazen hiçbir şey değişmemişken bile insanın içinden “Her şey değişebilir” diyebilmesidir.
Gün umuda doğsun.
Kalpler iyiliğe açılsın.
“İyi ki var” dediklerimiz yanımızda,
“Hep olsa” dediklerimiz yüreğimizde,
“Keşke hiç olmasaydı” dediklerimiz ise bizden uzakta kalsın.
Ve hayat, her şeye rağmen, içimizde yeniden filizlenen o incecik ama yenilmez duyguyla devam etsin:
Umutla.

Romanya Cumhurbaşkanı Dan, Bükreş’te Türk Parlamento Heyetini Ağırladı
Bulgaristan Hükümeti, Orta Doğu Krizinin Etkilerine Karşı Ekonomik Önlem Paketi Açıklıyor
Cumhurbaşkanı Yotova: “Tiyatro, Sanatın Zirvesidir”
Bulgaristan’dan AB’de Bir İlk: Enerji Yoğun Sanayiye Destek Programı Geliyor
Анкети или народна воля: Кой наистина решава бъдещето на България?