Ertaş ÇAKIR

Bir Paket Yardım, Bin Parça Gurur: Bayramın Yaralı Tebessümleri
Bayram sabahları kapılar çalınır; kimine neşe, kimine mahcubiyet taşınır.
Bizim topraklarımızda iyilik, bir derviş sessizliğiyle yapılırdı eskiden. Bir elin uzattığı ekmeği, diğer el görmez, komşu komşunun tenceresindeki darlığı kimseye fısıldamazdı. Şimdi ise yardımlaşma, parlayan flaşların ve sosyal medya bildirimlerinin gürültüsüne kurban ediliyor.

Sormamız gereken asıl soru şu: Biz o yardımı bir yarayı sarmak için mi uzatıyoruz, yoksa kendi vicdanımızı başkalarına alkışlatmak için mi?

O Çocuğun Gözlerindeki Kırgınlık
Bir düşünün…
Bir çocuk hayal edin. Bayramlık hevesiyle değil, ekmek kaygısıyla büyüyecek kadar erken yaşlanmış bir çocuk. Ona uzatılan bir ayakkabıyı alırken, tam o anda patlayan bir flaşla dünyası aydınlanmıyor, aksine kararıyor.
O fotoğraf karesi sosyal medyaya düştüğünde, o çocuğun sadece karnı doyuyor ama ruhu zedeleniyor. Yıllar sonra o çocuk büyüdüğünde, internetin tozlu raflarında “yardıma muhtaç küçük çocuk” olarak kendi yüzünü gördüğünde ne hissedecek? Biz ona bir ayakkabı mı verdik, yoksa ömür boyu taşıyacağı bir mahcubiyet mi bıraktık?

“Sağ Elin Verdiği…” mi, “Herkesin Gördüğü” mü?
Eskiler, “İyilik gizlidir, çünkü gizli olan kutsaldır” derdi.
Şimdilerde ise iyilik, paylaşılmadığında “yapılmamış” sayılıyor.
Bir poşet erzakla bir ailenin kapısına dayanıp, o insanların yoksulluğunu dünyaya ilan etmek; iyilik değil, modern bir teşhirdir.
İnsan onuru, bir poşet makarnadan ya da bir kurban payından çok daha mukaddestir.
Bir insanın ihtiyacını giderirken onun haysiyetini çiğnemek, kaş yaparken göz çıkarmaktır.
Eğer yardım ettiğiniz kişinin yüzündeki o mahzun tebessümü kameraya hapsetme ihtiyacı duyuyorsanız, orada eksik olan şey merhamet değil, samimiyettir.

Kalpten Kalbe Gizli Bir Yol
Bayram, gönül almaktır; gönül kırmak değil.
Gerçek kahramanlık, kimsenin görmediği sokaklarda, kimsenin bilmediği sofralarda, isimsiz ve sessizce birinin elinden tutmaktır.
Bir insanın gözyaşını silerken, o gözyaşının fotoğrafını çekmek merhamete sığmaz.
Gelin bu bayram, kameralarımızı cebimize saklayalım ve sadece kalplerimizi yanımıza alalım.
Bir kapıyı çalarken “ben geldim” diye değil, “biz geldik” diye fısıldayalım. İyiliği bir gösteriye değil, bir ibadete dönüştürelim.
Unutmayalım; en makbul iyilik, sadece Allah’ın bildiği ve kulun kalbinde saklı kalandır.
Gösterişle yapılan iyilik bedeni doyurur ama gizli yapılan iyilik ruhu iyileştirir.

Yazar