Rafet ULUTÜRK

Bir dalı kırmak kolaydır. İnce bir darbeyle kopar, rüzgârda savrulur ve zamanla unutulur. Ancak kökleri toprağın derinliklerine uzanan, gövdesi yüzyılların fırtınasına direnmiş büyük bir çınarı yerinden oynatmak mümkün değildir. Çünkü çınar yalnızca bir ağaç değildir; köküyle geçmişi, gövdesiyle bugünü, dallarıyla yarını temsil eder.

Türk dünyasını anlamak için belki de en güçlü benzetme işte bu büyük çınardır.

Bugün Orta Asya’dan Anadolu’ya, Kafkasya’dan Balkanlar’a kadar uzanan geniş Türk coğrafyasına baktığımızda farklı devletler, farklı siyasi sistemler ve farklı tarihsel deneyimler görürüz. Ancak bu çeşitliliğin ardında ortak bir kök, ortak bir hafıza ve ortak bir medeniyet damarının aktığını görmek gerekir. Türk dünyası aslında aynı çınarın farklı yönlere uzanan dallarıdır.

Bu büyük çınarın kökleri Ötüken’dedir. Ötüken, yalnızca eski bir coğrafya adı değildir; Türk milletinin devlet aklının, millet bilincinin ve tarih sahnesine çıkış iradesinin sembolüdür. Göktürk Yazıtları’nda yankılanan sözler, aslında yalnızca bir dönemin hitabı değil, yüzyılları aşan bir millet çağrısıdır. Birlik olmanın gücü, dağılmanın tehlikesi ve devletin kıymeti o taşlara kazınmıştır.

Gövde ise Anadolu’dur. Selçuklu ile kapıları açılan, Osmanlı ile üç kıtaya yayılan ve Cumhuriyet ile modern devlet yapısına kavuşan Anadolu, Türk tarihinin sürekliliğini temsil eden güçlü merkezdir. Bu yüzden Anadolu yalnız bir vatan değil, Türk dünyasının tarihî omurgasıdır.

Ama bir çınarı asıl görkemli kılan şey dallarıdır.

Türk dünyasının dalları Orta Asya’dan Kafkasya’ya, Anadolu’dan Balkanlar’a kadar uzanır. Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Türk toplulukları bu büyük ağacın farklı yönlere uzanan hayat damarlarıdır. Her biri farklı iklimlerde büyümüş, farklı tarihsel tecrübeler yaşamış olabilir. Fakat ortak dil, ortak kültür ve ortak tarih onları görünmez bağlarla birbirine bağlamaktadır.

Bugün Türk dünyasının önünde yeni bir dönem bulunmaktadır: yeniden birbirini hatırlama ve yeniden birbirine yaklaşma dönemi.

Soğuk Savaş’ın bitmesi, Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlık kazanması ve artan ekonomik-kültürel işbirlikleri bu büyük coğrafyada yeni bir bilinç doğurmuştur. Bu bilinç yalnızca geçmişe dönük bir romantizm değildir; aynı zamanda geleceğe dair stratejik bir farkındalıktır.

Bu noktada iki kavram önem kazanır: Turan ve Kızılelma.

Turan çoğu zaman yanlış anlaşılır. Oysa Turan yalnızca siyasi bir birlik projesi değildir. Turan; aynı kökten gelen toplumların kültürel, ekonomik ve stratejik dayanışma ufkudur. Birbirini tanıyan, birbirine destek olan ve ortak hedefler etrafında buluşan bir Türk dünyası fikridir.

Kızılelma ise hedefin adıdır.

Türk tarihinin farklı dönemlerinde farklı anlamlar taşısa da özü değişmemiştir: ulaşılması gereken büyük ideal. Günümüz dünyasında Kızılelma: bilimde güçlü olmak, teknolojide üretmek, ekonomide söz sahibi olmak ve uluslararası siyasette belirleyici bir aktör hâline gelmektir.

Kısacası yürüyüş Turan’dır, hedef Kızılelma’dır.

Ancak bu hedeflere ulaşmanın yolu yalnızca büyük sözler söylemekten geçmez. Tarih bize göstermiştir ki büyük idealler ancak iyi yetişmiş nesillerle gerçekleşir. Bir milletin geleceğini belirleyen en önemli unsur gençliğidir.

Bugün gençlere düşen görev açıktır:
Kendini yetiştirmek, dünyayı tanımak ve çağın gereklerine hazırlanmaktır.

Bilimde, teknolojide, ekonomide ve diplomaside güçlü bir nesil yetişmeden hiçbir medeniyet iddiası gerçeklik kazanamaz. Çünkü dünya artık yalnızca askerî güçle değil; bilgi, teknoloji ve stratejik akılla şekillenmektedir.

Bu yüzden yeni nesil Türk gençliğine düşen sorumluluk büyüktür. Kendini yalnızca bir mesleğe değil, bir çağa hazırlamak zorundadır. Tarihini bilen, kimliğini koruyan ama aynı zamanda dünyayı okuyabilen bir gençlik Türk dünyasının en büyük gücü olacaktır.

Bugün açıkça söylemek gerekir:
Gelecek Türk’ün asrı olacaktır.

Dünya dengeleri değişmektedir. Yeni güç merkezleri ortaya çıkmakta, yeni ekonomik ve siyasi düzenler şekillenmektedir. Bu dönüşüm çağında Türk dünyasının sahip olduğu potansiyel görmezden gelinemez. Genç nüfus, stratejik coğrafya, enerji kaynakları ve tarihî bağlar büyük bir fırsat sunmaktadır.

Fakat bu fırsat ancak hazırlıklı toplumlar için anlam taşır.

Bu nedenle genç Türk’e düşen görev nettir:
Kendini geliştir, bilgini artır, dünyayı öğren ve geleceğin sorumluluğunu omuzlamaya hazır ol.

Sonuç

Kökü Ötüken’de olan, gövdesi Anadolu’da yükselen ve dalları Balkanlar’dan Türkistan’a kadar uzanan büyük bir çınarın evlatlarıyız.

Bu çınar bazen fırtınalar görmüş, bazen dalları kırılmış, bazen gölgesi daralmış olabilir. Ancak kökü sağlam olan ağaçlar yeniden filiz verir.

Türk dünyası da böyledir.

Bugün yeniden güçlenen bağlar, artan iş birlikleri ve yükselen özgüven bu büyük çınarın yeniden büyüdüğünü göstermektedir.

Tarih bize bir gerçeği öğretmiştir:

Bir dalı kırmak kolaydır.
Ama kökü tarihe, gövdesi millete dayanan büyük bir çınarı hiçbir güç yerinden oynatamaz.

Ve o çınarın altında yetişen gençler, yarının dünyasını kurmaya hazırlanıyorsa;
Hiç kimse o yürüyüşün önünde duramaz.

Yazar