Balkanlar ve Orta Doğu üzerine Stratejik Röportaj – Rafet Ulutürk

Aksaray’ın kalbinde bulunuyoruz. Tarihi iki katlı Ebu Bekir Paşa Okulu binasında bugün BULTÜRK’ün merkezi yer alıyor.
Burada geçmiş ile gelecek buluşuyor; Balkanların tarihi ile yarının stratejik fikirleri aynı mekânda şekilleniyor.

Karşımızda sadece bir sivil toplum lideri değil; yıllardır Balkanların ve Türk dünyasının nabzını tutan bir stratejist, yazar ve araştırmacı var.

Orta Doğu’daki gerilimlerden Bulgaristan’daki siyasi krize, jeopolitik çatışmalardan toplumun gelecek nesillere karşı sorumluluğuna kadar birçok konuyu açık ve net bir şekilde konuştuk.

Gazeteci Şenol AHMEDOV:

Sayın Ulutürk, dünya siyaseti bugün birçok krizin aynı anda yaşandığı bir dönemden geçiyor. İran-İsrail-ABD hattındaki gerilim giderek artıyor. BULTÜRK bu duruma nasıl bakıyor? Bu kriz Balkanları da etkileyebilir mi?

Rafet Ulutürk:
BULTÜRK olarak dünyada yaşanan gelişmeleri çok net görüyoruz. Dünya sanki diplomasinin dilini unutmuş gibi bir döneme girdi.

Bizim tutumumuz çok açık: Yeni savaşlara ve yeni gözyaşlarına kesinlikle karşıyız. Orta Doğu’daki bir kriz hiçbir zaman sadece o bölgeyle sınırlı kalmaz. Bu tür gelişmeler her zaman domino etkisi yaratır.

Balkanlar ise bu zincirin ilk halkalarından biridir.

Tarih bize önemli bir ders veriyor. Yaklaşık 350 yıl boyunca Anadolu ve Balkanlar Osmanlı döneminde görece bir barış ortamı içinde yaşadı. Bu tesadüf değildi; adalet, denge ve farklı halklar arasındaki diyalog sayesinde mümkün oldu.

Ancak 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra bu coğrafya sürekli çatışmalar, kan ve gözyaşı yaşadı. Bölge hâlâ bu tarihsel travmanın etkilerini taşımaktadır.

Bu yüzden biz şunu söylüyoruz:

“Savaş değil diplomasi, çatışma değil hukuk.”

Gazeteci Şenol AHMEDOV:
Bu ortamda yeniden “Kürt devleti” tartışmaları gündeme geliyor. İran topraklarında böyle bir oluşumdan söz ediliyor. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rafet Ulutürk:
Bu konuda çok dikkatli olunmalıdır. Halkların meşru hak taleplerinin büyük güçlerin jeopolitik oyunlarına dönüştürülmesi son derece tehlikelidir.

Bölgede farklı Kürt siyasi hareketleri vardır. Bazıları kültürel ve siyasi hakların genişletilmesini ister, bazıları özerklik talep eder. Ancak bunu tek bir strateji gibi sunmak doğru değildir.

Biz her türlü etnik mühendisliğe karşıyız.

İran gibi çok hassas dengelere sahip bir ülkede etnik kartlarla oynamak, aslında tüm bölgenin temeline dinamit koymak demektir. Balkanlarda benzer deneyimleri yaşadık ve sonuçlarını hepimiz gördük.

Bizim yaklaşımımız nettir:
Sınırlar savaşla değiştirilmemelidir. Ancak mevcut sınırlar içinde adalet ve demokrasi standartları yükseltilmelidir.

Gazeteci Şenol AHMEDOV:
Bu denklemde Türkiye’nin yeri nedir? Ankara, Washington ile Tahran arasında arabulucu olabilir mi?

Rafet Ulutürk:
Türkiye çok özel bir konumdadır. Hem Batı ile hem de Orta Doğu ile güçlü ilişkileri olan nadir ülkelerden biridir.

Bu nedenle Türkiye sadece bir köprü değil, aynı zamanda dengeleyici bir güçtür.

Eğer taraflar isterse Türkiye İran ile Amerika arasında arabulucu rolü oynayabilir. Bu sadece Orta Doğu için değil, Balkanların güvenliği için de önemli olacaktır.

Tarih bize şunu gösteriyor:

Türkiye güçlü ve istikrarlı olduğunda Balkanlar da daha huzurlu olur.

Gazeteci Şenol AHMEDOV:
Biraz da Bulgaristan’a dönelim. Ülke yeniden seçim sürecine girdi. BULTÜRK’ün açıklamaları bu kez daha eleştirel görünüyor. Bunun nedeni nedir?

Rafet Ulutürk:
Bu bir öfke değil; bir sorumluluk ve vicdan meselesidir.

Yaklaşık 35 yıldır Bulgaristan’daki Türk toplumu bir siyasi geto içinde tutuldu. Bir yapı ortaya çıktı ve “Türklerin tek temsilcisi benim” dedi.

Ancak sonuç ortada: yoksulluk, siyasi bağımlılık ve tekelleşme.

Türk toplumu çoğu zaman sadece bir oy deposu olarak kullanıldı.

Dürüst olmak gerekir: Bulgaristan’daki birçok siyasi parti de bu sistemin sürmesine göz yumdu. Türk seçmenleri doğrudan siyasi sürece dahil etmek yerine, onları bu tek yapının içinde bırakmayı tercih ettiler.

Bu durum Bulgaristan’daki demokrasiyi zayıflattı.

Bizim mesajımız açık:
Bulgaristan’daki Türkler kimsenin mülkü değildir.
Her siyasi partide, kendi yetenekleri ve fikirleri doğrultusunda yer alabilmelidirler.

Gazeteci Şenol AHMEDOV:
Bu süreçte toplumun sorumluluğu nedir? Değişim sadece siyasetçilerden mi beklenmeli?

Rafet Ulutürk:
Hayır. Toplumun da sorumluluğu vardır.

Yıllarca küçük çıkarlar için oy verildi. Bir torba kömür, bir yardım veya korku nedeniyle insanlar tercih yapmak zorunda bırakıldı.

Ama şunu anlamak gerekir:

Bugün cebinize giren küçük bir çıkar, yarın torunlarınızın geleceğinden çalınmış bir haktır.

Siyasetçileri suçlamak kolaydır. Aynaya bakmak ise daha zordur.

Eğer toplum manipülasyona sessiz kalırsa, o sistemin bir parçası haline gelir.

Siyasetçiler gelir gider.
Ama halk bu topraklarda yaşamaya devam eder.

Bu nedenle insanlar sadece bugünü değil, gelecek nesilleri de düşünmelidir.

Gazeteci Şenol AHMEDOV:
Peki BULTÜRK bu seçimlerde kimi destekleyecek?

Rafet Ulutürk:
Biz kişilerden ziyade ilkeleri destekleriz.

Önce aday listelerinin açıklanmasını bekliyoruz.

BULTÜRK şu özellikleri taşıyan siyasi güçleri destekleyecektir:

Tüm vatandaşlar için eşit hakları savunan

Türk toplumunu siyasi pazarlık konusu yapmayan

Yolsuzlukla gerçek mücadele eden

Türk bölgeleri için gerçek yatırım ve kalkınma programları sunan

Mesajımız nettir:

Korkmayın.
Ayağa kalkın.
İradenizin ve çocuklarınızın geleceğinin sahibi olun.

Yazar