Raziye ÇAKIR
Bazı eksiklikler vardır; adını koyamazsın ama hissedersin.
Ev aynı evdir, masa aynı masa… Tabaklar yerli yerinde durur. Ama bir şey eksiktir.
Sanki bir sandalye boş kalmıştır — görünmese bile.
Eskiden sofralar kalabalıktı.
Sadece insan sayısıyla değil… sesle, kahkahayla, birbirine değen cümlelerle doluydu.
Bir lokma ekmek, iki cümle sohbetle büyürdü.
Şimdi ise aynı sofrada bazen herkes var… ama kimse yok.
Çünkü mesele aynı masaya oturmak değildi.
Mesele, aynı kalpte buluşabilmekti.
Bir Zamanlar Sofralar Kalp Atışıydı
Eskiden sofra kurmak bir hazırlık değil, bir bekleyişti.
Birinin gelmesini, birinin konuşmasını, birinin gülmesini beklerdin.
Tencere kaynarken sadece yemek pişmezdi;
sabır, emek, sevgi de karışırdı içine.
Bir anne “hadi sofraya” dediğinde,
bu sadece bir çağrı değildi…
Bir araya gelmenin, aynı dünyada buluşmanın davetiyesiydi.
O sofrada:
Çocuklar büyürdü
Büyükler küçülmeden anlatırdı
Kırgınlıklar bazen bir çorba kaşığında erirdi
Sofra, evin kalp atışıydı.
Şimdi Herkes Aç… Ama Başka Şeylere
Bugün kimse aç değil belki.
Ama herkes bir şeylere aç:
Bir bakışa,
bir cümleye,
birinin gerçekten “nasılsın?” demesine…
Artık yemekler hızlı, sofralar kısa, sohbetler eksik.
Ekranlar ışıl ışıl… ama yüzler daha karanlık.
Aynı evin içinde bile insanlar birbirine misafir gibi.
Aynı sofrada oturup, başka dünyalarda dolaşıyoruz.
Birbirimizin gözlerine bakmayı unuttuk.
Oysa en doyurucu şey, bazen sadece anlaşılmaktı.
Bazı Sofralar Kalabalık, Ama Yalnızdır
İlginçtir…
Bazen en yalnız anlar, en kalabalık sofralarda yaşanır.
Herkes oradadır ama kimse kimseye değmez.
Cümleler kurulur ama kimse dinlemez.
Tabaklar dolar ama içler boş kalır.
Çünkü sofrayı sofra yapan yemek değil,
orada kurulan bağdır.
Ve bağ kopunca…
sofra sadece bir masa olur.
Dijital Dünyanın Sessizliği
Artık sofralar sadece evlerde değil, ekranlarda da kuruluyor.
Fotoğraflar paylaşılıyor, tarifler anlatılıyor…
Ama bir şey eksik: sıcaklık.
Birlikte aynı yemeği yemekle,
aynı fotoğrafı görmek aynı şey değil.
Birinin gözlerinin içine bakarak gülmekle,
ekrana bakarak “beğenmek” aynı his değil.
Ve biz fark etmeden,
gerçek sofralardan sanal kalabalıklara taşındık.
Belki de Mesele Sofra Değil
Belki mesele sofra değildir.
Belki mesele, birbirimize ne kadar yaklaştığımızdır.
Aynı masada oturup uzak kalmak mümkündür.
Ama bazen bir çayın yanında kurulan küçük bir sohbet,
en büyük sofralardan daha anlamlı olabilir.
Çünkü insanı doyuran şey yemek değil,
anlaşıldığını hissetmektir.
Bir Sandalyeyi Boş Bırakma
Bir gün fark edersin…
Bazı sofralar bir daha hiç kurulmaz.
Bazı sandalyeler hep boş kalır.
Ve insan en çok, o boşlukla yüzleşir.
O yüzden belki de yapmamız gereken şey çok basit:
Telefonu bırakmak,
göz göze gelmek,
ve gerçekten orada olmak.
Çünkü bir gün…
en çok özleyeceğimiz şey,
birlikte yediğimiz o sıradan akşam yemekleri olacak.
Ve anlayacağız ki,
sofra aslında yemek değilmiş.
Sofra…
birbirimize ayırdığımız zamandı.

Смисълът на 19 април: Отвъд урните – съвест, памет и бъдеще
5 Nisan 1990 Barın Katliamı’nın Yıl Dönümü
İnsanın En Sessiz Köşesi
Boşalan Sandalyeler ve Soğuyan Sofralar
Bulgaristan 19 Nisan Seçimleri: Sandıktan Kim Çıkacak Değil, Devlet Çıkacak mı?