İbrahim SOYTÜRK

Silistre’den Türkiye’nin Geleceğine İsmail Hakkı Tonguç ve İnsan Yetiştiren Devlet

Tarihi çoğu zaman savaşlarla, antlaşmalarla, hükümetlerle, büyük ekonomik krizlerle ve devlet adamlarıyla anlatıyoruz.

Oysa tarihin görünmeyen başka bir cephesi vardır:

İnsan yetiştirmek.

Çünkü devletlerin kaderini yalnız sahip oldukları topraklar, ordular veya ekonomik kaynaklar belirlemez. O imkânları yönetecek insanın niteliği belirler.

Bir ülkenin en büyük zenginliği toprağının altında değil, çocuklarının zihnindedir.

Bu gerçeğin Türkiye eğitim tarihindeki en dikkat çekici örneklerinden biri, Balkan coğrafyasından çıkıp Anadolu’nun eğitim mücadelesinde önemli sorumluluklar üstlenen İsmail Hakkı Tonguç’tur.

Onun hayatına yalnız “Köy Enstitülerinin mimarlarından biri” olarak bakarsak hikâyenin büyük bölümünü kaçırırız.

Tonguç’un hayatında daha büyük bir stratejik ders vardır:

Bir devlet, ülkenin en yoksul köşesindeki çocuğu keşfedip yetiştirebildiği ölçüde geleceğini güvence altına alabilir.

SİLİSTRE’DEN BAŞLAYAN BİR HAYAT

İsmail Hakkı Tonguç’un çocukluğu Balkanların zor şartlarında geçti.

Kalabalık bir aile…

Yoksulluk…

Açlık…

İmkânsızlıklar…

Çocuk yaşta omuzlarına binen sorumluluklar…

Onun hakkında anlatılan hatıralarda harman yerlerinde kalan buğday tanelerini toplayıp ailesine götüren bir çocuk çıkar karşımıza.

Bazen bir tas…

Bazen yalnızca bir avuç…

Burada önemli olan yalnız yoksulluğun büyüklüğü değildir.

Asıl önemli olan, o çocuğun yaşadığı sıkıntıları ileride başkalarının kaderi olmaktan çıkarmaya çalışmasıdır.

Çünkü insanı büyüten sadece çektiği acı değildir.

Çektiği acıdan çıkardığı sonuçtur.

ÇATISI AKAN EV, YILLAR SONRA ÇATISI AKAN OKUL

Tonguç’un çocukluk dönemine ilişkin anlatılarda evlerinin son derece yetersiz şartları özellikle dikkat çeker.

Yağmur…

Tenekelerle kapatılmaya çalışılan bir çatı…

Yoksulluğun içerisinde yaşam mücadelesi…

Yıllar sonra devletin eğitim yönetiminde önemli görevler üstlendiğinde karşısına bu kez çatısı akan köy okulları çıkacaktır.

Tonguç hakkında anlatılan meşhur hikâyelerden birinde, yağmurlu bir günde ziyaret ettiği köy okulunun çatısının aktığını görür.

Çocuklar su almayan bölüme toplanmıştır.

Tonguç kimliğini açıklamadan merdiven ister.

Çatıya çıkar.

Soruna müdahale eder.

Ayrılırken öğretmene kartını bırakır.

Kartta makamı yazmaktadır:

İsmail Hakkı Tonguç — İlköğretim Genel Müdürü.

Arkasındaki mesajın özü ise çok daha önemlidir:

Çatı yeniden akarsa bana yazın.

Bu hikâyenin doğruluğunun ayrıntıları tarihçiler tarafından ayrıca incelenebilir; fakat taşıdığı yönetim felsefesi son derece değerlidir.

Çünkü bize şu soruyu sorduruyor:

Bir devlet yöneticisi sorunlara ne kadar yakındır?

MAKAM İLE DEVLET ADAMLIĞI ARASINDAKİ FARK

Bir makam odasından ülkeyi yönetmek mümkündür.

Fakat ülkeyi anlamak mümkün olmayabilir.

Dosyada şöyle yazabilir:

“Okulun fiziki şartlarının iyileştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.”

Fakat sahaya gittiğinizde bunun karşılığı bambaşkadır:

Yağmurdan kaçmak için sınıfın bir köşesine sıkışmış çocuklar…

İşte bürokrasi ile gerçek hayat arasındaki mesafe burada ortaya çıkar.

Stratejik devlet yönetimi bu mesafeyi azaltmak zorundadır.

Yönetici;
köye gitmeli,
sınır bölgesini görmeli,
öğretmeni dinlemeli,
fabrikaya girmeli,
çiftçiyle konuşmalı,
üniversite laboratuvarını ziyaret etmeli,
gençlerin ne düşündüğünü anlamalıdır.

Çünkü sahaya dokunmayan devlet aklı zamanla toplumun gerçeklerinden kopar.

Tonguç’un çatı hikâyesinin asıl anlamı da burada yatmaktadır.

Mesele bir genel müdürün çatı tamir etmesi değildir.

Mesele, devlet yöneticisinin önündeki problemin yanından geçmemesidir.

AÇLIĞI BİLEN İNSAN EĞİTİMİ FARKLI OKUR

Tonguç’un gençlik döneminde yaşadığı açlık ve yokluk da eğitim anlayışını anlamak açısından önemlidir.

Çünkü açlığı yaşamış bir insan bilir:

Çocuğun önüne kitap koymak tek başına yetmez.

Çocuğun sağlıklı olması gerekir.

Beslenmesi gerekir.

Güvende hissetmesi gerekir.

Öğretmeni olması gerekir.

Okulunun fiziki şartlarının uygun olması gerekir.

Ailesinin çocuğu eğitimde tutabilecek sosyal desteğe sahip olması gerekir.

Bu nedenle eğitim politikasını yalnız müfredat üzerinden tartışmak büyük bir hatadır.

Eğitim aynı zamanda sosyal politika, sağlık politikası, kalkınma politikası ve millî güvenlik politikasıdır.

KÖY ENSTİTÜLERİNİN ARKASINDAKİ ASIL STRATEJİ

Köy Enstitüleri Türkiye tarihinde hâlâ tartışılan kurumlardır.

Sevenleri vardır.

Eleştirenleri vardır.

Siyasi ve ideolojik değerlendirmeler yapılmaktadır.

Fakat tarihî tartışmaları bir kenara bırakarak modelin arkasındaki stratejik soruya bakmak gerekir:

Nüfusunun büyük bölümü köylerde yaşayan bir ülke nasıl kalkınacaktır?

Cevap basitti ama uygulanması zordu:

Köyün insanını yetiştirerek.

Köyden alınan çocuk eğitim görecek, öğretmen olarak yetişecek ve yeniden kırsala dönecekti.

Ama yalnızca okuma-yazma öğretmeyecekti.

Üretimi bilecekti.

Tarımı tanıyacaktı.

Kültür taşıyacaktı.

Sağlık ve temizlik konusunda rehberlik edecekti.

Kitapla köyü buluşturacaktı.

Çocukların yeteneklerini keşfedecekti.

Böylece öğretmen yalnız sınıfın değil, yerel kalkınmanın öncüsü hâline gelecekti.

Bu düşünceyi dönemin şartları içerisinde değerlendirmek gerekir.

Çünkü Cumhuriyet’in önündeki mesele yalnız okul açmak değildi.

Devletin ulaşamadığı yerlere yetişmiş insan ulaştırmaktı.

BİR ÖĞRETMENİN STRATEJİK DEĞERİ

Bir öğretmenin etkisi bazen onlarca yıl sonra ortaya çıkar.

Bugün sınıfa giren öğretmen belki geleceğin doktorunu yetiştiriyor.

Belki mühendisi…

Belki subayı…

Belki diplomatını…

Belki bilim insanını…

Belki devlet yöneticisini…

Belki de başka binlerce öğrenciyi yetiştirecek yeni bir öğretmeni.

Bu nedenle öğretmenin yaptığı işin sonucu bir yıllık bütçe döneminde ölçülemez.

Öğretmen nesil inşa eder.

Nesil ise devletin geleceğini belirler.

Savunma sanayiinden yapay zekâya, enerjiden tarıma kadar bugün stratejik kabul ettiğimiz bütün alanların temelinde yetişmiş insan bulunmaktadır.

Uçağı insan tasarlar.

Yazılımı insan geliştirir.

Diplomasiyi insan yürütür.

Fabrikayı insan yönetir.

Ordunun teknolojisini insan üretir.

Devlet politikalarını insan hazırlar.

Dolayısıyla güçlü devletin ilk fabrikası aslında okuldur.

BİR ÜLKENİN KAYBETTİĞİ EN BÜYÜK SERVET: KEŞFEDİLMEYEN ÇOCUK

Türkiye açısından meseleyi bugün çok daha ileri bir noktaya taşımamız gerekiyor.

Bir ülkenin gelecekteki büyük bilim insanının İstanbul, Ankara veya İzmir’de doğacağını kim garanti edebilir?

Belki Ağrı’nın bir köyündedir.
Belki Kars’tadır.
Belki Şanlıurfa’dadır.
Belki Edirne’dedir.
Belki Anadolu’nun kimsenin adını bilmediği küçük bir yerleşimindedir.

Aynı durum Balkan Türkleri için de geçerlidir.

Geleceğin önemli bilim insanı;
Kırcaali’de,
Silistre’de,
Şumnu’da,
Deliorman’da,
Rodopların küçük bir köyünde
dünyaya gelmiş olabilir.

Devletin ve toplumun temel sorusu şu olmalıdır:

Biz o çocuğu bulabiliyor muyuz?

Çünkü keşfedilmeyen her yetenek sadece o ailenin kaybı değildir.
Milletin kaybıdır.

BALKAN TÜRKLERİNE YALNIZ MAĞDURİYET PENCERESİNDEN BAKMAMALIYIZ

Tonguç’un Balkan kökeni bize ayrıca önemli bir ders veriyor.

Balkan Türklerinin tarihi çoğunlukla savaşlar, göçler, baskılar, kimlik mücadeleleri ve kayıplar üzerinden anlatılmaktadır.

Bunların unutulmaması gerekir.

Fakat yalnız bunları anlatırsak başka bir büyük gerçeği gölgede bırakırız:

Balkan Türkleri aynı zamanda büyük bir insan yetiştirme havzasıdır.

Balkan coğrafyasından Türkiye’ye gelen insanlar devlet yönetiminden sanata, eğitimden bilime, ticaretten askerî hayata kadar pek çok alana katkı sağlamıştır.

Dolayısıyla Balkan Türklerinin gelecek stratejisi yalnız geçmişte yaşanan mağduriyetleri kayıt altına almak olmamalıdır.

Geçmişi bileceğiz.

Hafızamızı koruyacağız.

Fakat geleceği insan yetiştirerek kuracağız.

BULGARİSTAN TÜRKLERİ İÇİN YENİ BİR STRATEJİ GEREKİYOR

Bugün Bulgaristan Türklerinin geleceği konuşulurken yalnız seçim sonuçlarını, parti dengelerini ve günlük siyaseti konuşmak yeterli değildir.

Daha uzun vadeli düşünmek gerekir.

Asıl soru şudur:

2050’nin Bulgaristan Türk toplumunu kimler yönetecek?

Hukukçularımız nerede yetişiyor?

Akademisyenlerimiz nerede?

Diplomatlarımız?

Mühendislerimiz?

Doktorlarımız?

Öğretmenlerimiz?

Gazetecilerimiz?

Girişimcilerimiz?

Kültür insanlarımız?

Teknoloji alanındaki gençlerimiz?

Toplum yalnız sandık günü örgütlenirse geleceğini başkalarının kararlarına bırakır.

Fakat çocuklarını sistemli biçimde yetiştirirse kendi geleceğinin öznesi olur.

Bu nedenle Bulgaristan Türkleri açısından yeni dönemin en büyük stratejik projesi insan yetiştirme seferberliği olmalıdır.

YENİ NESİL BİR “TONGUÇ MODELİ” KURULABİLİR

Geçmişteki kurumları aynen geri getirmek yerine onların arkasındaki doğru fikirleri çağın şartlarına uyarlamak gerekir.

21.yüzyılın dünyasında yeni model;

Yetenek Tespit Merkezleri, Bilim ve Teknoloji Akademileri, Balkan Türkleri Eğitim Bursları, Türk Dünyası Öğrenci Değişim Programları ve Liderlik Akademileri üzerinden kurulabilir.

Çocuklar erken yaşta yeteneklerine göre keşfedilebilir.

Matematik…

Fizik…

Yapay zekâ…

Robotik…

Yazılım…

Biyoteknoloji…

Tarım teknolojileri…

Savunma teknolojileri…

Uluslararası ilişkiler…

Hukuk…

Tarih…

Kültür ve sanat…

Her çocuk aynı kalıba sokulmamalıdır.

Her çocuğun güçlü olduğu alan bulunmalıdır.

İnsan yetiştiren devletin temel görevi budur.

DEVLET YÖNETİCİSİ DE TESADÜFEN YETİŞMEMELİ

İnsan yetiştirme stratejisinin bir sonraki aşaması daha da önemlidir.

Bir devlet doktorunu, pilotunu ve mühendisini yıllarca eğitiyor.

Peki gelecekte devleti yönetecek insanı nasıl yetiştiriyor?

Bu soru üzerinde ciddi biçimde düşünmeliyiz.

Geleceğin yöneticileri yalnız siyasi mücadele içerisinden çıkan insanlar olmamalıdır.

Yetenekli gençler erken yaşlardan itibaren;

tarih,

hukuk,

ekonomi,

diplomasi,

teknoloji,

strateji,

kamu yönetimi,

yabancı dil

ve devlet geleneği alanlarında yetiştirilmelidir.

Fakat yalnız kitap yeterli değildir.

Tonguç örneğindeki gibi saha gerekir.

Köyü görmeyen yönetici tarım politikası üretmemeli.

Sınırı görmeyen güvenlik stratejisi hazırlamamalı.

Fabrikaya girmeyen sanayi politikası yazmamalı.

Öğretmenle konuşmayan eğitim reformu yapmamalı.

Devlet adamı ülkesini haritadan değil, insanından öğrenmelidir.

21.YÜZYILIN MÜCADELESİ BEYİNLER ÜZERİNDEN YÜRÜYOR

Dünya yeni bir güç mücadelesine girdi.

Yapay zekâ…

Çip teknolojileri…

Uzay…

Enerji…

Savunma sanayii…

Biyoteknoloji…

Siber güvenlik…

Kuantum teknolojileri…

Gıda güvenliği…

Büyük devletlerin rekabet ettiği alanların tamamında aynı kaynak bulunmaktadır:

Yetişmiş insan.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin asıl stratejik yarışı petrol kuyuları kadar laboratuvarlarda, fabrikalarda ve sınıflarda yaşanacaktır.

Ülkeler artık yalnız sermaye çekmeye çalışmıyor.

Beyin çekmeye çalışıyor.

En iyi öğrenciyi kim yetiştirecek?

En iyi bilim insanını kim ülkesinde tutacak?

En iyi mühendise kim çalışma ortamı sağlayacak?

En başarılı girişimciyi kim destekleyecek?

Geleceğin güç dengelerini bunlar belirleyecektir.

TÜRK DÜNYASININ ORTAK İNSAN HAVUZU KURULMALIDIR

Tonguç’un Silistre’den Anadolu’ya uzanan hayatı bize sınırların ötesinde düşünmenin önemini de gösteriyor.

Bugün Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Balkanlardaki Türk toplulukları arasında çok daha güçlü eğitim ağları kurulabilir.

Ortak burslar…

Ortak araştırma merkezleri…

Öğrenci değişimleri…

Genç diplomat programları…

Bilim kampları…

Teknoloji yarışmaları…

Türk dünyası liderlik programları…

Böylece İstanbul’daki bir genç ile Bakü’deki, Astana’daki, Taşkent’teki, Bişkek’teki ve Balkanlardaki genç arasında yeni bir bilgi ağı kurulabilir.

Türk dünyasının gelecekteki birliği yalnız siyasi zirvelerde değil, birlikte yetişen gençlerin zihinlerinde kurulacaktır.

STRATEJİK DEVLET 50 YIL SONRASININ İNSANINI BUGÜNDEN YETİŞTİRİR

Günlük siyaset bir sonraki seçimi düşünür.

Devlet aklı ise bir sonraki nesli düşünmelidir.

Bugün beş yaşındaki çocuk 2050’lerde ülkenin yöneticisi, bilim insanı, komutanı, doktoru veya öğretmeni olacaktır.

O hâlde 2050’nin Türkiye’si aslında bugün anaokullarında ve ilkokullarda kurulmaktadır.

Bu nedenle eğitim politikasında yapılan hata hemen görülmeyebilir.

Ama yirmi yıl sonra ağır bedeller doğurabilir.

Aynı şekilde bugün yapılan doğru yatırımın sonucu da yarın sabah ortaya çıkmayabilir.

Ama otuz yıl sonra bir ülkeyi dünya gücü hâline getirebilir.

Strateji sabır ister.

Eğitim ise stratejinin en uzun vadeli biçimidir.

TONGUÇ’U ANMAK YETMEZ, YENİ TONGUÇLARI BULMAK GEREKİR

İsmail Hakkı Tonguç’u anmak değerlidir.

Fakat yalnız geçmişi övmek hiçbir milleti geleceğe taşımaz.

Bugün kendimize şu soruyu sormalıyız:

Yeni Tonguçlar nerede?

Belki Silistre’de…

Belki Kırcaali’de…

Belki Anadolu’nun bir köyünde…

Belki yoksul bir evde ders çalışan bir çocuktur.

Belki bilgisayarı olmadığı hâlde yazılıma meraklıdır.

Belki küçük bir köy okulunda gökyüzüne bakıp uzay mühendisi olmayı hayal etmektedir.

Belki kimsenin henüz fark etmediği olağanüstü bir matematik yeteneğine sahiptir.

Devletin görevi sadece mevcut seçkinleri yönetmek değildir.

Henüz keşfedilmemiş seçkin insan kapasitesini ortaya çıkarmaktır.

BİR İNSAN NEYİ DEĞİŞTİRİR?

İşte baştaki soruya yeniden dönelim.

Bir insan neyi değiştirebilir?

Bir öğretmen bir öğrenciyi değiştirir.

O öğrenci bir aileyi değiştirebilir.

Bir aile bir köyün kaderine dokunabilir.

Bir köyden yetişen insanlar bir bölgeyi dönüştürebilir.

Ve doğru yetiştirilmiş bir nesil bir devletin tarihini değiştirebilir.

Silistre’nin bir köyünden çıkan İsmail Hakkı Tonguç’un hayatı bu nedenle yalnız geçmişe ait değildir.

Bugüne ve geleceğe seslenmektedir.

Bir zamanlar harman yerinde buğday tanesi arayan çocuk…

Yıllar sonra binlerce köy çocuğunun eğitimini düşündü.

Bir zamanlar yokluğu yaşayan çocuk…

Yıllar sonra eğitimin yalnız kitap değil, hayat olduğunu savundu.

Bir zamanlar çatının ne demek olduğunu yaşayarak öğrenen çocuk…

Yıllar sonra çatısı akan okulun yanından geçmedi.

İşte burada çok önemli bir devlet felsefesi ortaya çıkıyor:

Makam sahibi problemi rapordan öğrenir.
Devlet adamı gidip yerinde görür.

Makam sahibi bugünü yönetir.
Devlet adamı gelecek nesli yetiştirir.

Makam sahibi kaç bina yaptığını hesaplar.
Stratejik devlet aklı o binaların içerisinden nasıl insanlar çıktığını sorar.

GELECEĞİN EN BÜYÜK YATIRIMI İNSANDIR

Türkiye’nin, Bulgaristan Türklerinin, Balkanların ve bütün Türk dünyasının önündeki büyük mesele budur:

İnsan yetiştirmek.

Daha fazla diploma değil, daha nitelikli insan.

Daha fazla ezber değil, daha fazla düşünce.

Daha fazla makam tutkusu değil, daha fazla sorumluluk.

Daha fazla tüketici değil, daha fazla üretici.

Daha fazla takipçi değil, daha fazla bilim insanı, mühendis, öğretmen, girişimci ve devlet adamı…

Çünkü güçlü devletin temeli yalnız ordusunda, hazinesinde veya fabrikalarında değildir.

Güçlü devlet önce insan yetiştirir.

Sonra yetiştirdiği insan bilim üretir.

Teknoloji geliştirir.

Ekonomiyi büyütür.

Kültürü korur.

Ordunun gücünü artırır.

Diplomasiyi yönetir.

Ve yeni nesilleri yetiştirir.

Bu nedenle İsmail Hakkı Tonguç’un hikâyesinden geleceğe bırakılması gereken en önemli cümle belki de şudur:

«Bir milletin en değerli stratejik rezervi yerin altında değil, okul sıralarındadır.»

Silistre’deki yoksul bir çocuğun Türkiye’nin eğitim tarihinde iz bırakabilmesi bunun en güçlü örneklerinden biridir.

Bugün bize düşen görev ise geçmişin büyük insanlarını yalnız anmak değildir.

Yeni büyük insanları bulmak, yetiştirmek ve önlerini açmaktır.

Çünkü bir devlet çocuklarını ne kadar iyi yetiştirirse o kadar uzun yaşar.

Bir toplum yeteneklerini ne kadar iyi keşfederse o kadar güçlü olur.

Bir millet öğretmenine ne kadar değer verirse geleceğine o kadar sağlam yatırım yapar.

Ve bazen…

Bir insan gerçekten çok şeyi değiştirir.

Ama asıl büyük devlet, o bir insanı tesadüfen beklemeyen; ülkenin dört bir yanındaki binlerce çocuğun içinden onu bulabilecek sistemi kuran devlettir.

Gelecek, insan yetiştirenlerin olacaktır.

Yazar