Saffet ERDEM
Bosna-Hersek Dostları Vakfı tarafından yayımlanan bildiri, ilk bakışta Türkiye’de yaşayan Boşnakların kimlik ve aidiyet tartışmasına ilişkin bir açıklama gibi okunabilir. Ancak satırların arasına dikkatle bakıldığında mesele çok daha geniştir.
Burada tartışılan yalnızca “Boşnak kimliği nedir?” sorusu değildir.
Asıl mesele şudur:
Balkan kökenli toplulukların Türkiye ile tarihî, kültürel ve siyasi bağları gelecekte hangi merkezler tarafından şekillendirilecektir?
Karadağ mı?
Sırbistan mı?
Bosna-Hersek mi?
Avrupa başkentleri mi?
Yoksa yüzyıllardır Balkan coğrafyasının en önemli tarihî referanslarından biri olan Türkiye mi?
Bu nedenle bildiride gündeme getirilen “Karadağ/Sırbistan diasporası oluşturma” iddiası, doğruluğu ve kapsamı ayrıca somut bilgilerle değerlendirilmesi gereken bir konu olmakla birlikte, çok önemli bir stratejik soruya işaret etmektedir:
Diaspora artık yalnızca göç etmiş insanların oluşturduğu topluluk değildir; devletlerin nüfuz alanlarının önemli araçlarından biridir.
Balkanlar’da Sınırlar Değişti, Hafızalar Değişmedi
Balkan tarihini yalnız bugünkü devlet sınırları üzerinden okumak büyük hata olur.
Bosna’dan Makedonya’ya, Kosova’dan Bulgaristan’a, Sancak’tan Trakya’ya kadar uzanan geniş coğrafyada insanların akrabalıkları, ticaret yolları, dini yapıları, vakıfları, mezarlıkları ve kültürel hafızaları bugünkü sınırlardan çok daha eskidir.
Osmanlı’nın Balkanlar’dan çekilmesinden sonra milyonlarca insan Anadolu’ya göç etti.
Fakat insan göç etti diye hafıza göçmez.
Rumeli’den Anadolu’ya gelen topluluklar Türkiye’nin yalnız nüfusuna değil; devletine, ordusuna, ticaretine, sanatına, siyasetine ve şehir kültürüne de katıldılar.
İstanbul’un, Bursa’nın, İzmir’in, Edirne’nin, Sakarya’nın, Kocaeli’nin ve Türkiye’nin birçok şehrinin toplumsal yapısında Balkan göçlerinin izleri vardır.
Dolayısıyla Türkiye’deki Balkan kökenli vatandaşları Balkanlar’dan tamamen kopmuş insanlar olarak görmek ne tarihî gerçeklikle ne de sosyolojiyle uyuşur.
Onlar bir anlamda iki coğrafyayı birbirine bağlayan canlı köprülerdir.
Diaspora Meselesi Artık Bir Dış Politika Konusudur
- yüzyılda diasporalar devletlerin en önemli yumuşak güç unsurlarından biri hâline geldi.
Dünyanın birçok ülkesi yurt dışında yaşayan tarihî veya kültürel bağa sahip topluluklarla sistematik ilişkiler kurmaktadır.
Çünkü diaspora demek yalnız nüfus demek değildir.
Diaspora;
ekonomi demektir,
kültürel etki demektir,
kamu diplomasisi demektir,
uluslararası lobi gücü demektir,
seçim siyaseti demektir,
ülkeler arasında iletişim kanalı demektir.
Bu yüzden Balkan kökenli toplulukların hangi ülkenin diaspora sistemi içerisinde tanımlanacağı sıradan bir bürokratik mesele değildir.
Bu aynı zamanda aidiyet ve nüfuz meselesidir.
İnsanların Kimliğini Devletler Değil, İnsanların Kendisi Belirler
Fakat burada stratejik düşünürken önemli bir ilkeyi kaybetmemeliyiz.
Bir Boşnak kendisini Boşnak olarak tanımlayabilir.
Türk olarak tanımlayabilir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak tanımlayabilir.
Bosna ile güçlü kültürel bağ hissedebilir.
Sancak ile aile bağı taşıyabilir.
Bunların birden fazlasını aynı anda yaşayabilir.
Modern toplumlarda kimlik tek katmanlı değildir.
Bu nedenle Balkan politikalarının en büyük hatalarından biri, insanlara dışarıdan kimlik biçmeye çalışmak olur.
Devletlerin görevi insanların kimliğini tayin etmek değil, insanların kendi kimliklerini özgürce yaşamasını güvence altına almaktır.
Türkiye’nin Balkan politikası da ancak bu özgüven üzerine kurulursa güçlü olur.
Türkiye’nin En Büyük Avantajı: Ortak Hafıza
Türkiye Balkanlar’da yalnız diplomatik ilişkileri bulunan sıradan bir devlet değildir.
Bölgenin tarihinin önemli aktörlerinden biridir.
Bugün Balkanlar’da hâlâ Osmanlı döneminden kalan camiler, köprüler, hanlar, hamamlar, çeşmeler, tekkeler, mezarlıklar ve vakıf eserleri bulunmaktadır.
Fakat Türkiye’nin Balkanlar’daki gerçek gücü taş yapılardan daha büyüktür.
O güç insan bağlarıdır.
Türkiye’de milyonlarca insanın ailesinin bir ucu Balkanlar’dadır.
Balkanlar’da da Türkiye’de akrabası olmayan aile bulmak birçok bölgede kolay değildir.
İşte bu nedenle Balkanlar ile Anadolu arasındaki ilişki yalnız dış politika dosyası değildir.
Bu ilişki aynı zamanda aile hafızasıdır.
Sancak Neden Stratejik Bir Bölgedir?
Bildiride özellikle Sancak vurgusu dikkat çekmektedir.
Sancak, Balkan coğrafyasının en hassas bölgelerinden biridir.
Coğrafi olarak Balkanların merkezinde yer alır.
Sırbistan ve Karadağ arasında bölünmüş tarihî bir bölgedir.
Boşnak nüfusun yoğun bulunduğu alanlardan biridir.
Bosna-Hersek ile kültürel ve tarihî bağları güçlüdür.
Türkiye ile de önemli toplumsal bağlara sahiptir.
Bu nedenle Sancak yalnız yerel bir bölge olarak değerlendirilemez.
Adriyatik’ten Balkanların içlerine uzanan siyasi ve toplumsal dengelerde önemli bir konuma sahiptir.
Sancak üzerindeki her kimlik tartışması bu nedenle kısa sürede bölgesel bir tartışmaya dönüşebilir.
Balkanlar’da Yeni Rekabet Tanklarla Değil, Kimliklerle Yürütülüyor
Geçmişte Balkanlar üzerindeki mücadele çoğunlukla ordularla yürütülüyordu.
Bugün yöntem değişmiştir.
Artık mücadele;
medya,
eğitim,
dernekler,
vakıflar,
diaspora kurumları,
üniversiteler,
kültür merkezleri,
vatandaşlık politikaları
ve sosyal medya üzerinden yürütülmektedir.
Bir ülke başka ülkedeki topluluklarla kültürel bağ kurduğunda yalnız kültürel faaliyet yürütmez.
Uzun vadeli nüfuz oluşturur.
Bu nedenle Türkiye, Balkanlar konusunda yalnız kriz çıktığında harekete geçen bir politika izlememelidir.
Sürekli, kurumsal ve uzun vadeli Balkan stratejisine ihtiyaç vardır.
Türkiye Ne Yapmalı?
Türkiye’nin Balkan politikası yalnız devletler arası görüşmelere bırakılmamalıdır.
Toplumdan topluma ilişkiler güçlendirilmelidir.
Özellikle Balkan kökenli genç nesillerin tarihî bağlarını kaybetmemesi önemlidir.
Bunun için Türkiye’nin önünde geniş bir çalışma alanı bulunmaktadır:
Balkan araştırmaları desteklenmeli; üniversitelerde Balkan tarihi, dili ve kültürü üzerine merkezler güçlendirilmelidir.
Türkiye’deki Balkan dernekleri arasında daha güçlü koordinasyon kurulmalıdır.
Gençlerin Bosna-Hersek, Sancak, Kosova, Kuzey Makedonya, Bulgaristan ve diğer Balkan ülkeleriyle eğitim ve kültür programları artırılmalıdır.
Ortak kültürel miras dijital ortama aktarılmalıdır.
Balkan Türkçesi, Boşnakça, Arnavutça ve bölgenin diğer dilleri üzerine akademik çalışmalar desteklenmelidir.
Aile tarihleri, göç hikâyeleri ve sözlü tarih kayıt altına alınmalıdır.
Çünkü bir millet veya topluluk hafızasını kaybettiği gün başkalarının yazdığı tarihin konusu hâline gelir.
Dernekler Sadece Folklor Kurumu Olmamalı
Türkiye’de Balkan kökenli yüzlerce dernek ve vakıf bulunmaktadır.
Ancak önümüzdeki dönemde bu kuruluşların yalnız yemek festivali, halk oyunu veya kültür gecesi düzenleyen yapılar olmanın ötesine geçmesi gerekir.
Balkan sivil toplumu;
düşünce üretmeli,
rapor hazırlamalı,
genç uzman yetiştirmeli,
uluslararası kurumlarla temas kurmalı,
Balkan dillerinde yayın yapmalı,
bölgesel gelişmeleri takip etmelidir.
Kısacası kültürel hafıza ile stratejik akıl buluşmalıdır.
Çünkü geleceğin Balkan mücadelesi yalnız sınır kapılarında değil, üniversitelerde, medya kuruluşlarında, düşünce merkezlerinde ve diaspora kurumlarında yürütülecektir.
Ankara–Saraybosna Hattı Güçlendirilmelidir
Türkiye ile Bosna-Hersek arasındaki ilişki yalnız tarihî duygular üzerine kurulamaz.
Duygu değerlidir; fakat kalıcı ilişkileri kurumlar oluşturur.
Ekonomi, savunma sanayii, eğitim, ulaştırma, enerji, turizm ve kültür alanlarında ilişkilerin derinleşmesi gerekir.
Saraybosna ile Ankara arasındaki bağ ne kadar kurumsallaşırsa Balkanlar’daki istikrar da o kadar güçlenir.
Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğünün ve anayasal düzeninin korunması Türkiye açısından yalnız duygusal değil, stratejik öneme sahiptir.
Çünkü Balkanlar’daki her büyük istikrarsızlık dalgası tarih boyunca çevre coğrafyalara da yayılmıştır.
Türkiye’deki Balkan Diasporası Bir Stratejik Sermayedir
Türkiye büyük bir Balkan diasporasına sahiptir.
Boşnaklar,
Bulgaristan Türkleri,
Kosovalılar,
Makedonya Türkleri,
Arnavutlar,
Pomaklar,
Torbeşler,
Sancak kökenliler
ve farklı Balkan toplulukları Türkiye’nin sosyal dokusunun parçalarıdır.
Bu çeşitlilik sorun değildir.
Doğru yönetildiğinde Türkiye’nin en önemli bölgesel güçlerinden biridir.
Türkiye bu toplulukları yalnız geçmişin göçmenleri olarak görürse büyük bir potansiyeli kaybeder.
Onları Türkiye ile Balkanlar arasında insan diplomasisinin aktörleri olarak değerlendirmelidir.
Asıl Tehlike: Balkanların Yeniden Kimlik Cephelerine Bölünmesi
Balkan tarihi bize çok ağır bir ders bırakmıştır.
Kimlik siyasetinin kontrolden çıkması büyük acılara yol açabilir.
Bu nedenle hangi taraf yaparsa yapsın, insanların etnik veya dinî aidiyetlerini jeopolitik rekabetin silahına dönüştürmek tehlikelidir.
Türkiye’nin izlemesi gereken yol başka olmalıdır.
Kendi tarihî bağlarını korurken Balkan ülkelerinin egemenliğine saygı göstermek;
soydaş ve akraba topluluklarla ilişkileri geliştirirken bölgesel çatışmaları körüklememek;
Bosna’nın bütünlüğünü desteklerken Sırp, Hırvat, Boşnak ve diğer toplulukların barış içinde yaşamasını savunmak;
kısacası nüfuz ararken istikrar üretmek.
Gerçek bölgesel güç böyle davranır.
Balkanlar Türkiye’nin Arka Bahçesi Değil, Ortak Tarih Coğrafyasıdır
“Arka bahçe” kavramı Balkanlar için yanlış ve küçültücü bir yaklaşımdır.
Balkanlar bağımsız devletlerden ve farklı milletlerden oluşan geniş bir coğrafyadır.
Türkiye’nin bölgeye yaklaşımı hakimiyet değil, ortaklık üzerinden yürütülmelidir.
Fakat ortaklık demek tarihî hafızayı unutmak anlamına da gelmez.
Türkiye Balkanlar’da geçmişi bulunan, bugün milyonlarca insan bağı taşıyan ve gelecekte de bölgenin barışıyla doğrudan ilgilenmesi gereken bir ülkedir.
Bu gerçek ne abartılmalı ne de inkâr edilmelidir.
Yeni Yüzyılın Balkan Stratejisi
Önümüzdeki yıllarda Balkanlar yeniden dünya siyasetinin önemli rekabet alanlarından biri olacaktır.
Avrupa Birliği genişlemesi,
Rusya-Batı rekabeti,
Çin yatırımları,
enerji koridorları,
ulaştırma yolları,
göç hareketleri
ve diaspora siyaseti bölgenin geleceğini belirleyecektir.
Türkiye bu tabloda seyirci kalamaz.
Yeni Balkan stratejisi üç temel sütuna dayanmalıdır:
Hafıza, kurum ve gelecek.
Hafıza; ortak geçmişimizi unutmamaktır.
Kurum; ilişkileri yalnız kişilere değil kalıcı yapılara bağlamaktır.
Gelecek ise genç nesilleri bu ilişkilerin merkezine koymaktır.
Son Söz: Balkanlar’da Asıl Mücadele Hafıza Üzerindedir
Bosna-Hersek Dostları Vakfı’nın bildirisi üzerinden başlayan tartışmanın bize hatırlattığı temel gerçek budur:
Balkanlar’da mücadele artık yalnız toprak üzerinde değildir.
Hafıza üzerinde de yürütülmektedir.
Kimin tarih anlatısı kabul edilecek?
Genç nesiller kendilerini hangi kültürel dünyanın parçası görecek?
Diasporalar hangi merkezlerle bağ kuracak?
Balkanlar ile Türkiye arasındaki yüzlerce yıllık insan bağı gelecek kuşaklara taşınabilecek mi?
Asıl sorular bunlardır.
Türkiye’nin vereceği cevap ise hamaset değil, strateji olmalıdır.
Balkan kökenli insanları birbirinden ayırmak değil, ortak vatandaşlık ve ortak tarih bilinci içerisinde güçlendirmek gerekir.
Bosna’yı sevmek Sırbistan’a düşman olmak değildir.
Sancak’a sahip çıkmak başka bir milletin varlığını reddetmek değildir.
Türkiye’ye bağlılık da insanların aile köklerini unutmasını gerektirmez.
En güçlü kimlik, başka kimliklerden korkmayan kimliktir.
Ve Türkiye Balkanlar’a baktığında yalnız geçmişte kaybettiği toprakları değil, gelecekte birlikte yaşayacağı halkları görmelidir.
Çünkü Balkanların huzuru Türkiye’nin huzurudur.
Bosna’nın istikrarı Türkiye’nin çıkarınadır.
Sancak’ın barışı bütün bölgenin barışıdır.
Ve Anadolu ile Rumeli arasındaki köprü yalnız taşlardan yapılmamıştır.
O köprü insanlardan, hatıralardan, mezarlardan, türkülerden ve ortak kaderden yapılmıştır.
Yıkılmaması gereken asıl köprü budur.
Saffet Erdem
Bosna Hersek Dostları Vakfı
BAŞKANI

Balkanlar’da Kimlik Mücadelesi: Diaspora Üzerinden Yürüyen Yeni Jeopolitik Savaş
Yunanistan ve ABD Dışişleri Bakanları İkili İş Birliğini Görüştü
Bulgaristan, Karadeniz 2026 Sahil Güvenlik Tatbikatına Katıldı
Bulgaristan Sınır Kapılarında Trafik Normal Seyrediyor
Bulgaristan Ekonomisi İkinci Çeyrekte Yüzde 2,7 Büyüdü
Bulgaristan İHA Tehdidine Karşı Savunmasını Güçlendiriyor
Başmüftü Ahmed Hasanov, Cumhurbaşkanı İliyana Yotova ile Görüştü
Anne Susunca, Sözleri Konuşmaya Başlar
BULTÜRK’ün Tarih, Kültür ve Stratejik Araştırma Faaliyetleri