Derya YILDIRIM

Bugün şairlerin günü…
Kelimeyi yalnızca yazmayan, ona ruh verenlerin; acıyı mısraya, sevgiyi umuda, hasreti türkünün diline dönüştürenlerin günü.

Kalem dostlarımın, gönül insanlarının, sözü emanete dönüştürenlerin günü kutlu olsun.
Çünkü inanıyorum ki:
“Kalem aklın dilidir.”
İnsan düşünür, fakat düşünce dile gelmezse kendi içinde kalır. İnsan hisseder, fakat his yazıya dönüşmezse zamanın içinde kaybolabilir. Kalem ise insanın aklından geçenleri, gönlünde birikenleri ve vicdanında taşıdıklarını zamana emanet eder.
Bu yüzden kalem yalnızca bir yazı aracı değildir.

Kalem bazen hafızadır.
Bazen itirazdır.
Bazen duadır.
Bazen aşkın tercümanıdır.
Bazen de bir milletin geleceğe bıraktığı mektuptur.

ŞAİR, KELİMELERİ DEĞİL İNSANI YAZAR

Şair kimdir?
Şair, herkesin baktığı yerde başkasının göremediğini gören insandır.

Bir anne ağladığında yalnızca gözyaşını görmez; o gözyaşının arkasındaki bekleyişi görür.

Bir göçmen bavulunu topladığında yalnızca birkaç parça eşya görmez; geride bırakılan evi, mezarlığı, çocukluk sokağını, yarım kalan hatıraları görür.

Bir asker sınırda beklediğinde yalnızca üniformayı görmez; arkasında bekleyen anneyi, babayı, eşi ve çocukları hisseder.

Bir ihtiyar köyünün çeşmesinin başında sessizce oturduğunda, şair onun yüzündeki çizgilerde bir ömrün hikâyesini okur.
Çünkü gerçek şiir kelimelerden önce insanı anlamakla başlar.

Şairin en büyük sermayesi kelime hazinesi değil, gönül hazinesidir.

KALEM BAZEN KILIÇTAN DAHA UZUN ÖMÜRLÜDÜR

Tarih bize önemli bir gerçeği öğretiyor:
Nice güçlü hükümdarlar geldi geçti.
Nice ordular yürüdü.

Nice saraylar yapıldı, nice tahtlar kuruldu ve yıkıldı.

Fakat yüzyıllar önce yazılmış bir mısra hâlâ insanın yüreğine dokunabiliyor.

Çünkü güç insanı bir dönem yönetebilir; fikir ise yüzyılları aşabilir.

Yunus Emre’nin dili bugün hâlâ gönülleri buluşturuyorsa, Mevlânâ’nın çağrısı sınırları aşabiliyorsa, Mehmet Âkif’in dizeleri bir milletin hafızasında yaşamaya devam ediyorsa bunun sebebi budur.
Kalemin gerçek gücü burada ortaya çıkar.

Yazılan söz, sahibinin ömrünü aşabilir.
İnsan gider, sözü kalır.
Şair susar, şiiri konuşmaya devam eder.

ŞAİRLER TOPLUMUN HAFIZASIDIR

Bir millet yalnızca yollarıyla, köprüleriyle, fabrikalarıyla yaşamaz.
Milletleri millet yapan bir de görünmeyen servet vardır:

Hafıza.
İşte şairler ve yazarlar bu hafızanın bekçileridir.

Göçleri onlar anlatır.
Savaşları onlar kaydeder.
Aşkları onlar ölümsüzleştirir.
Hasreti onlar dile getirir.

Bir milletin sevinçleri, acıları, yenilgileri ve yeniden ayağa kalkışları onların kaleminde geleceğe taşınır.
Bu nedenle edebiyat yalnızca sanat değildir.
Aynı zamanda bir medeniyet arşividir.

Bugün geçmişimizi anlayabiliyorsak bunda tarihçiler kadar şairlerin, ozanların, âşıkların ve yazarların da büyük payı vardır.

KALEMİN DE BİR AHLAKI VARDIR

Fakat kalem güçlü olduğu kadar büyük bir sorumluluk da taşır.
Çünkü kelime yaralayabilir.
Kelime ayrıştırabilir.

Kelime insanları birbirine düşürebilir.
Ama aynı kelime barıştırabilir, umut verebilir, ayağa kaldırabilir.
Bu nedenle kalemi eline alan insan kendisine zaman zaman şu soruyu sormalıdır:

Ben bu kelimeyi neden yazıyorum?
Bir insanı küçültmek için mi?
Bir toplumu bölmek için mi?

Yoksa hakikati anlatmak, insanı düşündürmek ve geleceğe bir iyilik bırakmak için mi?
Kalemin mürekkebi kadar vicdanı da temiz olmalıdır.

Çünkü ahlaktan kopmuş bilgi tehlikeli, vicdandan kopmuş kalem ise yıkıcı olabilir.

ŞİİR İNSANIN İÇİNDEKİ İNSANI KORUR

Çağımız hız çağı.
Telefonlar hızlandı.
Haberler hızlandı.
Şehirler hızlandı.

İnsanlar bile birbirlerini dinlemeden yaşamaya başladı.
Fakat insan ruhunun hızı değişmedi.

İnsan hâlâ sevilmek istiyor.
Hâlâ anlaşılmak istiyor.
Hâlâ özlüyor.
Hâlâ kaybedince ağlıyor.
Hâlâ bir güzel sözle mutlu oluyor.

İşte şiir tam burada devreye giriyor.
Şiir insana, makine olmadığını hatırlatıyor.
Durmayı…
Bakmayı…
Dinlemeyi…
Hissetmeyi öğretiyor.

Belki de dünyanın bugün teknoloji kadar şiire de ihtiyacı vardır.

Çünkü teknoloji hayatımızı kolaylaştırabilir; fakat insanın ruhunu yalnızca insanlık besleyebilir.

TÜRK DÜNYASININ SÖZ MEDENİYETİ

Biz büyük bir söz medeniyetinin çocuklarıyız.

Dede Korkut’un hikmetinden Yunus’un sevgisine, Hoca Ahmet Yesevî’nin irfanından Fuzûlî’nin aşkına, Karacaoğlan’ın türkülerinden Mehmet Âkif’in millet şuuruna kadar uzanan muazzam bir kültür mirasına sahibiz.

Anadolu’dan Balkanlara, Kafkasya’dan Türkistan’a kadar aynı medeniyetin farklı lehçelerde söylenen şiirleri vardır.
Bazen bir kopuzun telinde…
Bazen bir sazın sesinde…
Bazen bir annenin söylediği ninnide…
Bazen gurbetçinin dilindeki türküde…
Ama özünde hep aynı insan vardır.

Aynı hasret.
Aynı sevda.
Aynı vatan duygusu.
Aynı insanlık arayışı.

Bu nedenle şairler yalnızca edebiyat üretmez; toplumlar arasında görünmeyen köprüler de kurarlar.

GENÇLERE BİR ÇAĞRI: YAZIN!

Gençlere özellikle seslenmek istiyorum:
Yazın.
Düşündüklerinizi yazın.
Gördüklerinizi yazın.
Ailenizin hikâyesini yazın.

Köyünüzü, mahallenizi, dedenizi, ninenizi yazın.
Göçlerinizi yazın.
Sevinçlerinizi ve kırgınlıklarınızı yazın.
Memleketinizi yazın.
Hayallerinizi yazın.

Çünkü bugün sıradan gördüğünüz bir hatıra, elli yıl sonra çok kıymetli bir tarih belgesi olabilir.
Bir millet hafızasını yalnızca büyük devlet arşivlerinde saklamaz.

Bazen bir dedenin sandığında bulunan mektupta, bazen bir annenin hatıra defterinde, bazen genç bir insanın yazdığı şiirde saklar.

Yazılmayan hatıra zamanla unutulur; yazılan hatıra ise nesillere ulaşabilir.

ŞAİR SUSARSA BİR ŞEYLER EKSİLİR

Dünyanın mühendisleri olsun.
Doktorları olsun.
Bilim insanları, öğretmenleri, çiftçileri, askerleri olsun.
Ama şairleri de olsun.
Çünkü medeniyet yalnızca betonla kurulmaz.
Medeniyet biraz da kelimelerle kurulur.

Şehirleri mühendisler inşa eder; fakat o şehirlerin ruhunu sanatçılar, şairler ve yazarlar geleceğe taşır.
Bir millet ekonomik olarak büyüyebilir.
Teknolojik olarak ilerleyebilir.
Askerî olarak güçlenebilir.

Fakat kültürünü, dilini ve hafızasını kaybederse kendisini anlatmakta zorlanır.
Bu nedenle şiir ve edebiyat bir millet için lüks değil, medeniyet meselesidir.

GERİYE NE BIRAKACAĞIZ?

Hayatın sonunda hepimizin önünde aynı soru duracak:

Bu dünyadan geçerken ne bıraktık?
Bir iyilik mi?
Bir eser mi?
Bir fikir mi?
Bir öğrenci mi?
Bir kitap mı?
Bir şiir mi?
Bir güzel söz mü?

Belki bir insanın hayatına dokunan tek bir cümle bile yeter.
Çünkü insanın ömrü sınırlıdır; fakat bıraktığı güzel sözün ömrünü kimse bilemez.

Bugün yazdığınız bir şiiri sizden yüz yıl sonra hiç tanımadığınız bir genç okuyabilir.
Bir mısranız onun umudunu yeniden yeşertebilir.
İşte kalemin ölümsüzlüğü biraz da buradadır.

KALEM DOSTLARIMA…

Bugün bütün şairlerin, ozanların, yazarların ve kalem dostlarının günü kutlu olsun.
Kalemi sevgiden yana olanların…
Hakikatin peşinden yürüyenlerin…
İnsanı insana düşman etmek yerine gönüller arasında köprü kuranların…

Unutulanları hatırlatanların…
Mazlumun sesini duyanların…
Bir milletin hafızasını geleceğe taşıyanların…

Günü kutlu olsun.
Kaleminiz hiçbir zaman susmasın.
Kelimeniz iyiliği çoğaltsın.
Şiiriniz gönüllere ulaşsın.
Eseriniz sizden sonra da yaşamaya devam etsin.

Ve unutmayalım:
Kalem aklın dilidir.
Şiir gönlün sesidir.
Edebiyat milletin hafızasıdır.
Vicdan ise bütün bunların pusulasıdır.

Kalem akıldan doğsun,
vicdandan geçsin,
gönüle ulaşsın.
Çünkü bu dünyadan hepimiz geçeceğiz.

Ama güzel söz bırakanlar, iyilik bırakanlar ve insanın gönlüne dokunanlar kolay kolay unutulmayacaktır.

Bütün kalem dostlarımın ve şiire gönül verenlerin günü kutlu olsun.

Yazar