Raziye ÇAKIR
Bulgaristan Kumar Reklamlarını Yasaklamayı Tartışırken Asıl Kaybettiğimiz Şeyi Konuşalım
Bir akşam düşünün…
Kırcaali’nin bir köyünde küçük bir ev.
Mutfakta çorba kaynıyor.
Anne sofrayı hazırlıyor.
Çocuklar babalarını bekliyor.
Baba birazdan kapıdan girecek.
Fakat cebindeki para artık tam değildir.
Belki maaşından…
Belki emekli aylığından…
Belki o gün kazandığı yevmiyeden…
Bir kısmını “belki kazanırım” diyerek bırakmıştır.
Önce küçük bir miktardır.
Sonra biraz daha…
Sonra kaybettiğini geri kazanma ümidi başlar.
Ve insan farkına varmadan parasını değil, bazen evinin huzurunu masaya koyar.
İşte kumar meselesine yalnızca “reklam yasağı” diye bakarsak asıl hikâyeyi kaçırırız.
Çünkü kumarda kaybolan sadece para değildir.
Bazen bir çocuğun ayakkabısıdır.
Bazen evin elektrik faturasıdır.
Bazen annenin yıllardır biriktirdiği üç kuruştur.
Bazen babanın alın teridir.
Ve bazen…
Bir ailenin birbirine duyduğu güvendir.
BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZDA KÖYÜN IŞIKLARI BAŞKAYDI
Biz Balkanların başka bir zamanını da hatırlıyoruz.
Köy kahvesinin önünde insanlar otururdu.
Yaşlılar geçmişi anlatırdı.
Çocuklar sokakta oynardı.
Komşunun kapısı komşuya açıktı.
İnsanların parası belki çok değildi ama hayatın ölçüsü de yalnızca para değildi.
Bugün ise dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Bulgaristan’ın şehirlerinde ve kasabalarında da başka ışıklar çoğaldı:
Bahis bürolarının ışıkları…
Kumar salonlarının tabelaları…
“Şansını dene” diyen reklamlar…
İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Biz ne zaman emeğin bereketinden şansın cazibesine bu kadar yaklaştık?
EN TEHLİKELİ CÜMLE: “BELKİ BU DEFA…”
Kumarın insana sattığı şey aslında para değildir.
Umuttur.
Ama çalışarak gerçekleşen bir umut değil…
Bir düğmeye, bir karta, bir maça, bir sayıya bağlanan umut.
İnsan önce şöyle der:
“Bir kere oynayacağım.”
Sonra:
“Kaybettiğimi çıkarayım.”
Ardından:
“Bu sefer olacak.”
İşte insanı yakalayan cümle budur:
“Belki bu defa…”
Oysa bazen o “bir defa” yıllarca sürebilir.
İnsan parasını kaybettikçe yeniden kazanmak ister.
Yeniden oynadıkça daha fazla kaybedebilir.
Sonunda mesele para olmaktan çıkar.
Bir insan kendi hayatının peşinden değil, kaybettiği paranın peşinden koşmaya başlar.
ANNE SOFRAYI KURAR AMA BABA EVE GELMEZ
Kumarın istatistiği vardır.
Vergisi vardır.
Lisansı vardır.
Şirketi vardır.
Reklam bütçesi vardır.
Ama bir de hiçbir tabloda görünmeyen bilançosu vardır.
Bir anne vardır mesela…
Kocasının eve ne kadar parayla geleceğini bilmez.
Bir çocuk vardır…
Babasından okul gezisi için para istemeye çekinir.
Bir genç vardır…
Telefonundan gördüğü bahis reklamları yüzünden çalışarak kazanmak yerine kısa yoldan zengin olmanın mümkün olduğuna inanmaya başlar.
Bir emekli vardır…
Bir ömür çalışmıştır.
Sonra yalnızlığının içinde birkaç leva kazanma umuduyla makinenin karşısına oturur.
Kumarhanenin kasasında rakamlar vardır.
Ama evlerin içinde rakamlarla ölçülemeyen sessizlikler vardır.
Asıl kayıp oradadır.
EN ÇOK KAYBEDEN BAZEN OYNAMAYANDIR
Kumar konusunda unutulan büyük gerçeklerden biri budur.
Masaya oturan bir kişidir.
Fakat kaybeden bazen bütün ailedir.
Baba oynar, çocuk kaybeder.
Eş oynar, diğer eş kaybeder.
Evlat oynar, anne-baba kaybeder.
Borç yalnızca oynayanın kapısını çalmaz.
Bütün evin kapısını çalar.
Bu nedenle kumar yalnızca “kişinin kendi tercihi” denilerek geçiştirilemeyecek toplumsal sonuçlar doğurabilir.
Çünkü insan ailesinden bağımsız yaşamaz.
Bir kişinin uçurumu bazen bütün ailesini aşağı çekebilir.
ÇOCUKLARIMIZA HANGİ HAYALİ SATIYORUZ?
Beni en fazla düşündüren taraf burasıdır.
Bir çocuk büyüyor.
Her yerde bahis şirketlerinin reklamlarını görüyor.
Maçı açıyor, karşısında bahis markası.
Telefonu açıyor, karşısında bahis.
Sokağa çıkıyor, karşısında oyun salonu.
Çocuk bütün bunları gördüğünde hangi mesajı alıyor?
“Çalış.”
“Okuyup meslek sahibi ol.”
“Üret.”
“Bir sanat öğren.”
“Toprağı işle.”
“Bir işletme kur.”
mesajı mı?
Yoksa:
“Doğru tahmin edersen hayatın değişebilir.”
mesajı mı?
Bir millet çocuklarına ikinci mesajı normalleştirmeye başladığında mesele artık yalnızca kumar değildir.
Çalışma ahlakı meselesidir.
BİZİM BABALARIMIZ PARAYI BÖYLE KAZANMADI
Biz başka babalar gördük.
Sabah karanlığında kalkarlardı.
Tarlaya giderlerdi.
Fabrikaya giderlerdi.
Madenlere inerlerdi.
İnşaatlarda çalışırlardı.
Ellerinde nasır vardı.
Ceplerinde belki fazla para yoktu.
Ama eve getirdikleri ekmeğin üzerinde alın teri vardı.
Çocuklarına bıraktıkları en büyük miras da buydu:
“Oğlum, ekmeğini çalışarak kazan.”
Bugün yeniden bu sözü hatırlamak zorundayız.
Çünkü bir toplumun ahlakı yalnızca nasıl harcadığıyla değil, nasıl kazandığıyla da ölçülür.
BİR KÖYÜN KAHVESİ KAPANIP BAHİS BÜROSU AÇILIYORSA…
İşte burada durup düşünmeliyiz.
Bir yerde okul kapanıyorsa…
Kütüphane yoksa…
Gençlik merkezi yoksa…
Spor sahası bakımsızsa…
Ama bahis oynayacak yer bulmak kolaysa…
orada yalnızca ticari tercih yoktur.
Bir gelecek problemi vardır.
Çünkü gençlere alternatif sunmadan:
“Kumardan uzak dur.”
demek yetmez.
Gençlerin gidebileceği yerler olmalıdır.
Spor sahaları…
Kütüphaneler…
Kültür merkezleri…
Meslek kursları…
Teknoloji atölyeleri…
Müzik ve sanat merkezleri…
Çünkü gençlerin ellerinden kuponu almak istiyorsak önlerine bir gelecek koymak zorundayız.
KIRCAALİ’NİN, RAZGRAD’IN, ŞUMNU’NUN ÇOCUKLARINA SESLENİYORUM
Bu mesele bizim insanımızı da ilgilendiriyor.
Kırcaali’nin köyündeki çocuk da…
Razgrad’daki genç de…
Şumnu’daki aile de…
Silistre’deki emekli de…
Bizim insanımız yıllarca kolay yaşamadı.
Göç gördü.
Yoksulluk gördü.
Ayrılık gördü.
Baskı gördü.
Bir bavulla Türkiye’ye gelenler oldu.
Tarlada çalışanlar oldu.
Fabrikalarda ömür tüketenler oldu.
Bizim insanımızın birikmiş üç kuruşu kolay kazanılmadı.
Onun için diyorum ki:
Alın teriyle kazanılmış para, birkaç saniyelik heyecanın önüne bırakılmayacak kadar değerlidir.
DİN ADAMLARINA DA SÖZÜMÜZ VAR
Kumarın haram olduğunu söylemek önemlidir.
Ama artık sadece bunu söylemek yetmiyor.
Cuma hutbesinden çıktıktan sonra genç telefonunu açıyor ve kumar reklamıyla karşılaşıyor.
O hâlde camilerimizde, derneklerimizde, okullarımızda ve ailelerimizde bağımlılığın nasıl başladığını da anlatmalıyız.
Borç sarmalını anlatmalıyız.
Ailenin nasıl parçalanabileceğini anlatmalıyız.
Çocuklarımızla konuşmalıyız.
Çünkü bazen bir genci kurtarmak için ona yalnızca:
“Yapma!”
demek yetmez.
Yanına oturup:
“Evladım, seni neden bu kadar çekiyor?”
diye sormak gerekir.
BİR DEVLETİN BÜYÜKLÜĞÜ KASASINA GİREN PARAYLA ÖLÇÜLMEZ
Devlet elbette vergi toplar.
Şirketleri denetler.
Lisans verir.
Kanun çıkarır.
Fakat devlet yalnızca maliye değildir.
Devlet aynı zamanda toplumun yarınını koruyan iradedir.
Bir sektör devlete milyonlar kazandırırken ailelerden huzur götürüyorsa, bilanço yalnızca vergi gelirleri üzerinden okunamaz.
Devlet kendisine şu soruyu da sormalıdır:
Kasama ne girdi?
Ama hemen ardından:
“Toplumumdan ne çıktı?”
Çünkü bazen devletin kazandığı verginin karşısında toplumun ödediği görünmeyen bedel çok daha ağır olabilir.
RADEV’İN SÖZLERİNİN ASIL ANLAMI BURADA
Başbakan Rumen Radev’in kumar reklamlarının daha kapsamlı biçimde yasaklanması yönündeki açıklamasını bu nedenle yalnızca bir reklam düzenlemesi olarak görmemek gerekir.
Mesele tabeladan daha büyüktür.
Tabela sökülür.
Neon ışığı kapatılır.
Reklam kaldırılır.
Ama insanın içindeki çaresizlik devam ediyorsa kumarın kapısı başka yerden yeniden açılabilir.
Bu yüzden mücadele sadece yasakla değil;
eğitimle,
aileyle,
istihdamla,
gençlik politikalarıyla,
bağımlılıkla mücadeleyle
ve insanlara yeniden umut verecek ekonomik imkânlarla yürütülmelidir.
BABA, BUGÜN OYNAMA; EVE GEL
Ve yazının sonunda devlet adamlarına değil…
Bir babaya seslenmek istiyorum.
Belki cebinde son paran var.
Belki bugün kaybettin.
Belki:
“Bir kere daha oynarsam geri kazanırım.”
diyorsun.
Oynama.
Eve git.
Çünkü seni bekleyen çocuğunun gözündeki sevinç, kazanacağın paradan daha değerlidir.
Sofradaki ekmek az olabilir.
Ama birlikte yeniyorsa bereketlidir.
Çocuğunun ayakkabısı eski olabilir.
Ama babasının elinden tutabiliyorsa zengindir.
Evin küçük olabilir.
Ama içinde güven varsa saraydır.
Baba, bugün oynama.
Eve git.
Çocuğuna bir çikolata al.
Anneni ara.
Eşinin yanında otur.
Çocuğunun ödevine bak.
Bir çay koy.
Konuşun.
Gülün.
Çünkü hayatın gerçek zenginliği kumar makinesinin ekranında değildir.
O sofradadır.
O çocuğun gözlerindedir.
O annenin duasındadır.
O babanın alnındaki terdedir.
Ve unutmayalım:
Bir kupon bazen yalnızca birkaç leva değildir.
Bir kupon bazen bir çocuğun sütüdür.
Bir kupon bazen bir annenin pazar parasıdır.
Bir kupon bazen bir babanın bir günlük emeğidir.
Bir kupon bazen bir evin huzurudur.
Şehirlerin ışıkları kumarhanelerden değil, çocukların geleceğinden yükselsin.
Çünkü hiçbir devletin, hiçbir şirketin, hiçbir oyunun kazancı…
Bir çocuğun kaybolan geleceğinden daha değerli değildir.

Türkiye ile Türk devletleri arasındaki ticaret 5 yılda 72,2 milyar dolara ulaştı
11. Taşkent Uluslararası Çağdaş Sanat Bienali sanatseverlerle buluşuyor
TAYFUN Blok-3 için seri üretim süreci bu yıl başlıyor
Orta Asya Doğalgaz Halkası için yeni adım: Beş ülkenin enerji altyapısı birleştirilecek
Aktau Limanı’nda Orta Koridor’un kapasitesini artıracak derinleştirme çalışmaları başladı
Türkmenistan’da Türk savunma sistemleri Devlet Güvenlik Konseyi toplantısında değerlendirildi





