Dr. Nedim BİRİNCİ

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde artık yalnızca parti merkezlerinin açıklamaları değil, adayların geçmişi, devlet kurumlarına duyulan güven ve vatandaşların günlük hayatındaki sorunlar tartışılıyor. İkinci tur öncesinde en önemli sorulardan biri şu: Bulgaristan, siyasi kavgaların gölgesinden çıkarak vatandaşını merkeze alan bir yönetim anlayışına kavuşabilecek mi?

Partiler Konuştu, Halk Yoruldu
Bulgaristan’da son dört yılda yaşanan siyasi tartışmalar, yalnızca partiler arasındaki rekabeti değil, vatandaşların siyaset kurumuna bakışını da derinden etkiledi.

Seçimler yapıldı, koalisyonlar tartışıldı, hükümetler kuruldu, siyasi ortaklıklar bozuldu. Partiler birbirlerini suçladı, liderler karşılıklı açıklamalarda bulundu.

Peki bütün bunların sonunda vatandaş ne kazandı?
Köylerde yaşayan yaşlıların hayatı kolaylaştı mı? Gençlerin gelecek kaygısı azaldı mı? Devlet kurumlarına güven arttı mı? Türklerin ve Müslümanların yaşadığı bölgelerde ekonomik ve sosyal sorunlar çözüldü mü?

Bunlar cevap bekleyen temel sorulardır.

Bulgaristan siyasetinin en büyük sorunlarından biri, partilerin yıllarca kendi sadık seçmenlerine konuşması, toplumun geri kalanını ikna etmek için yeterince çaba göstermemesidir.

Oysa cumhurbaşkanlığı seçimleri yalnızca parti tabanlarının yarıştığı bir alan değildir. Cumhurbaşkanlığı makamı, toplumun tamamını ilgilendiren bir devlet kurumudur.

Bir siyasi parti kendi seçmenini harekete geçirebilir. Fakat bir cumhurbaşkanının meşruiyeti, yalnızca kendi siyasi çevresinin değil, farklı toplumsal kesimlerin güvenini kazanabilmesine de bağlıdır.

GERB, DPS ve Vızrajdane: Parti Merkezlerinin Sözü Ne Kadar Etkili?

Bulgaristan’daki siyasi tartışmalarda GERB, DPS/HÖH ve Vızrajdane seçmenlerinin ikinci turdaki davranışı önemli bir başlık hâline gelmiştir.

Ancak bu üç partinin seçmenlerini tek bir siyasi kitle olarak değerlendirmek doğru değildir.

Her partinin farklı toplumsal tabanı, farklı siyasi beklentileri ve farklı öncelikleri bulunmaktadır.

Bir parti yönetiminin destek açıklaması yapması, bütün seçmenlerinin aynı yönde oy kullanacağı anlamına gelmez.

Özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde vatandaşlar parti kimliğinin yanında adayların kişisel geçmişini, kamu görevlerindeki tutumunu, konuşmalarını ve ülkenin geleceğine ilişkin yaklaşımlarını değerlendirebilir.

Burada dikkat çekici bir çelişki bulunmaktadır.

Yıllardır kendi seçmenlerinin dışındaki kesimlerle güçlü bir iletişim kuramayan siyasi partiler, ikinci turda birkaç gün içerisinde geniş toplumsal destek oluşturabileceklerini düşünmektedir.

Oysa güven bir haftada kurulmaz.
Dört yılda kurulamayan güven, dört günlük açıklamayla kazanılamaz.

Seçmenler artık yalnızca kimin ne söylediğine değil, geçmişte ne yaptığına da bakmaktadır.

Bulgaristan Kavga Siyasetinden Yoruldu

Bir ülkede siyasi rekabet demokrasinin doğal parçasıdır. Farklı görüşlerin tartışılması, hükümetlerin eleştirilmesi ve muhalefetin denetim görevi üstlenmesi demokratik hayatın gereğidir.

Ancak siyasi rekabet sürekli bir çatışma kültürüne dönüşürse toplumun kurumlara duyduğu güven zarar görebilir.

Bulgaristan’ın ihtiyacı siyasi görüş ayrılıklarının ortadan kalkması değildir.
İhtiyaç duyulan şey, bu ayrılıkların devletin işleyişini felce uğratmadan yönetilebilmesidir.

Çünkü siyasi partiler seçim kazanmak için mücadele ederken devletin hizmet üretme sorumluluğu devam eder.
Bir hükümet değişebilir.
Bir parti güç kaybedebilir.
Bir lider görevinden ayrılabilir.

Fakat devlet vatandaşına karşı sorumluluğunu sürdürebilmelidir.

Partilerin görevi seçim kazanmak, devletin görevi ise seçimlerden bağımsız olarak bütün vatandaşlarına hizmet etmektir.

Cumhurbaşkanı ile Hükümet Arasındaki İlişki Neden Önemli?

İkinci tur tartışmalarında Rumen Radev ile cumhurbaşkanlığı adayları arasındaki siyasi ilişki de gündeme gelmektedir.

Burada değerlendirilmesi gereken konu, kişisel yakınlığın ötesinde devlet kurumlarının nasıl çalışacağıdır.

Bulgaristan parlamenter bir cumhuriyettir. Cumhurbaşkanı ve hükümet farklı anayasal yetkilere sahiptir.

Bu nedenle cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki ilişkinin temelinde kişisel sadakat değil, anayasal sınırlar içerisinde iş birliği bulunmalıdır.

İliyana Yotova’nın geçmişte Radev ile birlikte görev yapmış olması, kamuoyunun değerlendirebileceği siyasi deneyimlerden biridir. Bununla birlikte geçmişteki iş birliği, gelecekteki bütün siyasi konularda görüş birliği olacağı anlamına gelmez.

Seçmenin sorgulaması gereken esas mesele şudur:

Cumhurbaşkanı ile hükümet, görüş ayrılıklarına rağmen Bulgaristan’ın ortak çıkarları için birlikte çalışabilecek mi?

Çünkü devlet yönetiminde sürekli çatışma kadar, denetimsiz bir uyum da sorun yaratabilir.

Demokrasinin gücü, kurumların hem iş birliği yapabilmesinde hem de gerektiğinde birbirlerini anayasal çerçevede denetleyebilmesindedir.

Türk Köylerinde Devlet Nerede?

Bulgaristan Türkleri açısından seçimlerin en önemli boyutlarından biri, kırsal bölgelerde yaşayan vatandaşların devlet hizmetlerine erişimidir.

Kırcaali’den Mestanlı’ya, Koşukavak’tan Eğridere’ye, Şumnu’dan Razgrad’a kadar birçok yerleşimde yaşlı nüfusun ihtiyaçları, sağlık hizmetlerine ulaşım, sosyal yardımlar ve yerel yönetimlerin uygulamaları önem taşımaktadır.

Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar için devletin sağladığı sosyal destek hayati bir değere sahip olabilir.

Ancak burada çok önemli bir ilke bulunmaktadır:

Sosyal yardım bir siyasi partinin hediyesi değildir. Devletin belirlediği yasal koşullara göre vatandaşın yararlanabildiği bir sosyal haktır.

Bir vatandaşın yardım alabilmesi, herhangi bir siyasi partiye yakınlığına, bir muhtarla kişisel ilişkisine veya seçimlerde kullandığı oya bağlı olmamalıdır.

Devletin kaynakları parti kaynakları değildir.

Kamu görevlileri de bir partinin temsilcisi gibi davranmamalıdır.

HÖH/DPS Üzerinden Yükselen Yerel Baskı İddiaları Araştırılmalı

Bulgaristan Türklerinin siyasi temsilini uzun yıllardır üstlendiğini savunan HÖH/DPS hakkında farklı değerlendirmeler bulunmaktadır.

Partinin destekçileri, özellikle azınlıkların siyasi temsili ve haklarının korunması konusunda önemli rol oynadığını ifade etmektedir.

Eleştirenler ise Türk ve Müslüman seçmenlerin siyasi tercihlerinin dar bir parti yapısına bağımlı hâle getirildiğini ve bazı yerel ilişkilerin vatandaş üzerinde baskı oluşturabildiğini ileri sürmektedir.

Özellikle köylerde sosyal yardımların dağıtılması, muhtarların siyasi etkisi ve yaşlı vatandaşların yönlendirilmesi konusunda dile getirilen iddialar ciddiyetle incelenmelidir.

Bu iddialar, somut deliller olmadan bütün muhtarlara veya parti temsilcilerine mal edilemez. Ancak siyasi baskı, ayrımcılık ya da kamu kaynaklarının partizan biçimde kullanılması söz konusuysa bağımsız denetim mekanizmalarının devreye girmesi gerekir.

Çünkü mesele bir partinin kazanması veya kaybetmesi değildir.

Mesele, vatandaşın devlet karşısında eşit ve özgür olmasıdır.

Bir köyde yaşlı bir insan, sosyal yardımını kaybetmekten korktuğu için siyasi tercihini gizlemek zorunda hissediyorsa orada araştırılması gereken ciddi bir demokratik sorun vardır.

Muhtarın Görevi Vatandaşa Hizmet Etmektir, Oyunu Yönetmek Değil

Yerel yönetimlerin en önemli görevi vatandaşların ihtiyaçlarını belirlemek ve kamu hizmetlerine ulaşmalarına yardımcı olmaktır.
Muhtar, hangi siyasi görüşten olursa olsun köyde yaşayan herkesin temsilcisidir.

Bir muhtarın siyasi görüşünün bulunması doğaldır. Ancak kamu görevini yerine getirirken siyasi ayrımcılık yapması kabul edilemez.

Sosyal yardımların kimlere verileceği açık ve denetlenebilir kriterlere dayanmalıdır.

Bu konuda uygulanabilecek yapısal önlemler şunlardır:

  • Yardım başvurularının doğrudan yetkili devlet kurumlarına yapılabilmesi.
  • Hak sahipliği kararlarının yazılı ve gerekçeli olması.
  • Muhtarların tek başına belirleyici konumda bulunmaması.
  • Başvurusu reddedilen vatandaşların etkili itiraz yollarına erişebilmesi.
  • Yaşlılar için bağımsız danışma ve sosyal hizmet mekanizmalarının kurulması.
  • Siyasi ayrımcılık ve baskı şikâyetlerinin bağımsız biçimde soruşturulması.

Bu düzenlemeler herhangi bir partiyi hedef almak için değil, vatandaşın devlete olan güvenini güçlendirmek için gereklidir.

Radev ve Yotova’ya Yöneltilmesi Gereken Temel Sorular

Seçim tartışmalarında yalnızca kimin kiminle anlaşabileceğine odaklanmak yeterli değildir.

Radev’in hükümetteki rolü ve Yotova’nın cumhurbaşkanlığı yaklaşımı değerlendirilirken Türklerin ve Müslümanların yaşadığı bölgelerdeki sorunlara ilişkin somut politikalar da sorgulanmalıdır.

Örneğin:
Türk köylerinde sosyal yardımların siyasi etkilerden bağımsız dağıtılması nasıl güvence altına alınacaktır?

Yaşlı vatandaşların kamu hizmetlerine doğrudan ulaşması için hangi mekanizmalar kurulacaktır?

Türkçe eğitim, kültürel miras, yerel kalkınma ve kamu kurumlarında eşit temsil konusunda hangi adımlar atılacaktır?

Siyasi ayrımcılık iddialarını araştıracak bağımsız denetim nasıl işletilecektir?

Bunlar yalnızca bir adayın değil, Bulgaristan’da kamu yetkisi kullanan bütün siyasi aktörlerin cevaplandırması gereken sorulardır.

Cumhurbaşkanının anayasal yetkileri ile hükümetin yürütme sorumluluğu birbirinden farklı olduğu için vaatlerin de hangi kurum tarafından gerçekleştirilebileceği açıkça belirtilmelidir.

Türklerin İhtiyacı Yeni Bir Siyasi Vesayet Değil, Eşit Vatandaşlıktır

Bulgaristan Türklerinin tarihî tecrübeleri, siyasi temsilin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Geçmişte yaşanan asimilasyon politikaları, isim değiştirme uygulamaları, kültürel baskılar ve zorunlu göç, bu toplumun hafızasında derin izler bırakmıştır.

Ancak bu tarihî hafıza, bugünkü siyasi tercihlerin tek bir parti veya siyasi lider tarafından belirlenmesi gerektiği anlamına gelmez.

Türklerin ve Müslümanların farklı partilere oy verebilmesi, bağımsız siyasi görüşler geliştirebilmesi ve kamu kurumlarından eşit hizmet alabilmesi demokratik vatandaşlığın gereğidir.
Bir toplumun siyasi gücü yalnızca kaç oy kullandığıyla ölçülmez.

O toplumun haklarının ne ölçüde korunduğu, gençlerine nasıl fırsatlar sunulduğu, yaşlılarının ne kadar güvende olduğu ve vatandaşlarının ne kadar özgür yaşayabildiği de önemlidir.
Türk köylerinin ihtiyacı bir siyasi partinin himayesi değil, Bulgaristan devletinin eşit ve güvenilir hizmetidir.

Sandık Bir Gün, Devlet Her Gün Vatandaşın Yanında Olmalıdır

Bulgaristan’da cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu yalnızca adaylar arasındaki bir yarış değildir. Aynı zamanda siyasi partilerin toplumla ilişkilerinin ve vatandaşların kurumlara duyduğu güvenin tartışıldığı bir dönemdir.

GERB, DPS ve Vızrajdane seçmenlerinin nasıl davranacağı, yalnızca parti yönetimlerinin açıklamalarından hareketle belirlenemez.
Radev ile cumhurbaşkanlığı makamı arasındaki ilişkinin geleceği de yalnızca kişisel uyum üzerinden değerlendirilemez.

Asıl mesele, seçimden sonra devletin nasıl işleyeceğidir.
Köyde yaşayan yaşlı bir vatandaş yardımını siyasi korku yaşamadan alabiliyor mu?

Genç bir Türk, kimliğini koruyarak eşit fırsatlara ulaşabiliyor mu?
Bir muhtar, kendisine oy vermeyen vatandaşına da aynı hizmeti sunuyor mu?

Devlet kurumları siyasi partilerden bağımsız ve hukuka uygun hareket ediyor mu?
İşte Bulgaristan’ın geleceğini ilgilendiren temel sorular bunlardır.

Bir ülkenin gerçek gücü, siyasi liderlerin birbirleriyle ne kadar iyi anlaştığında değil, vatandaşlarının devlete ne kadar güvenebildiğinde ortaya çıkar.

Sandıklar kapanacaktır. Seçim sonuçları açıklanacaktır. Yeni siyasi tartışmalar başlayacaktır.
Ama köydeki yaşlı kadın yine devletin kapısını çalacaktır.

Önemli olan, o kapının hangi partiye oy verdiği sorulmadan açılmasıdır.

Çünkü devlet, bir partinin değil, bütün vatandaşların devletidir.
26 Ekim 2026

Yazar