Rafet ULUTÜRK

Akademisyen Petır İvanov’un Yazısının Demografik, Ekonomik, Siyasi ve Toplumsal Açıdan Derinlemesine Analizi
Ana soru: Bulgaristan mı tükeniyor, yoksa Bulgaristan’ı yöneten sistem mi toplumu tüketiyor?
Analiz ve Değerlendirme:
Bulgaristanlı akademisyen Petır İvanov’un (Петър Иванов) kaleme aldığı, “Bulgarlar dünyanın en sefil, en mutsuz ve en hızlı yok olan milletidir” başlıklı yazı, yalnızca bir toplumsal eleştiri değildir.
Bu metin; Bulgaristan’ın demografik gerilemesine, ekonomik eşitsizliklerine, siyasal yozlaşmasına ve toplumsal umutsuzluğuna yönelik son derece sert bir suçlamadır.
Ancak yazıyı incelerken iki önemli hususu birbirinden ayırmak gerekir:
Birincisi: Bulgaristan’ın gerçekten yaşadığı yapısal sorunlar.
İkincisi: Bu sorunları anlatırken kullanılan abartılı, kaynağı belirsiz, zaman bakımından eski veya bilimsel olarak tartışmalı istatistikler.
İvanov’un yazısı güçlü bir toplumsal öfkeyi yansıtıyor. Bununla birlikte, akademik bir araştırmadan çok, siyasal ve toplumsal bir çöküş manifestosu niteliği taşıyor.
Asıl mesele ise şudur:
Bir devletin nüfusu azalabilir. Fakat daha büyük tehlike, vatandaşlarının o devlette yaşama umudunu kaybetmesidir.

DEMOGRAFİK KRİZ: BULGARİSTAN NEDEN NÜFUS KAYBEDİYOR?
Yazarın en güçlü biçimde üzerinde durduğu konu nüfus azalmasıdır.
Bulgaristan’ın demografik sorunları gerçektir.
Ülke, 1989 sonrasında yoğun göç, düşük doğurganlık, nüfusun yaşlanması ve bazı dönemlerde yüksek ölüm oranlarıyla karşı karşıya kalmıştır.
Bulgaristan’ın nüfusu 1985 yılında yaklaşık 8,9 milyonken 2021 nüfus sayımında yaklaşık 6,52 milyona gerilemiştir.
Bu, son derece ciddi bir demografik dönüşümdür.
Ancak nüfus kaybının tamamını ölümlere bağlamak doğru değildir. Göç, doğum sayılarının azalması ve nüfusun yaşlanması birlikte değerlendirilmelidir.
Stratejik değerlendirme
Bir ülkenin geleceğini yalnızca sınırları değil, insan kaynağı belirler.
Gençlerin ülkeden ayrılması şu sonuçları doğurur:
• Çalışabilecek nüfus azalır.
• Emeklilik ve sosyal güvenlik sistemi zorlanır.
• Kırsal bölgeler boşalır.
• Okullar kapanır.
• Sağlık hizmetlerine erişim güçleşir.
• Ekonomik üretim kapasitesi zayıflar.
• Ülkenin uzun vadeli kalkınma potansiyeli düşer.
Bir ülkede fabrikalar kapanırsa yeniden açılabilir. Ancak bir köy tamamen boşaldığında onu yeniden canlandırmak çok daha zordur.
Bulgaristan’ın özellikle Rodoplar, Kuzey Bulgaristan ve sınır bölgelerinde karşılaştığı temel sorunlardan biri budur.

YAZIDAKİ İSTATİSTİKLER NE KADAR GÜVENİLİR?
Metnin en zayıf yönü, çok sayıda istatistiğin araştırma yılı ve açık kaynak belirtilmeden kullanılmasıdır.
Bazı rakamlar eski dönemleri yansıtmakta, bazıları ise birbiriyle çelişmektedir.
Aşağıdaki değerlendirme, metindeki iddiaların ilk eleştirel incelemesidir; bütün sayıların güncel resmî kaynaklardan tek tek doğrulandığı anlamına gelmez.
Yazarın iddiası
Değerlendirme
Bulgaristan dünyanın en hızlı yok olan milletidir.
Nüfus kaybı ciddi bir sorundur; ancak dünya birinciliği iddiası dönem ve ölçüte göre doğrulanmalıdır.
Bulgaristan Avrupa’nın en mutsuz ülkesidir.
Eski araştırmalarda alt sıralarda bulunmuştur. Güncel mutluluk raporlarıyla yeniden karşılaştırılmalıdır.
Nüfus her saat 15 kişi azalmaktadır.
Belirli dönemlere ait olabilecek bir hesaplamadır. Güncel ve sürekli bir oran olarak kabul edilemez.
Halkın %65’i açlık ve sefalet içindedir.
Yoksulluk ve sosyal dışlanma verileriyle desteklenmesi gerekir. Açlık ile yoksulluk riski aynı kavram değildir.
Halkın %60’ında psikolojik sorun vardır.
Klinik tanı, ruhsal belirti ve toplumsal stres birbirine karıştırılmış olabilir. Güvenilir epidemiyolojik kanıt gerektirir.
Yeni doğanların yalnızca %60’ı sağlıklıdır.
Verilen hastalık kategorileri örtüşmektedir. Bu hesap bilimsel olarak geçerli değildir.
Öğrencilerin %60’ı işlevsel olarak okuryazar değildir.
PISA sonuçları ciddi eğitim sorunları gösterse de belirtilen oran ve tanım doğrulanmalıdır.
Bulgaristan’da 440 bin kamu görevlisi vardır.
Kamu istihdamının hangi kurumları kapsadığı belirtilmeden uluslararası karşılaştırma yapılamaz.
Her yıl 1.600 kişi intihar etmektedir.
Dönem ve kaynak belirtilmediği için güncel gerçeklik olarak kabul edilmemelidir.
Burada çok önemli bir ayrıntı bulunmaktadır.
Yazar, etnik Bulgarların saatlik 19 kişi azaldığını, Roman nüfusun ise 4 kişi arttığını ileri sürmektedir.
Ardından şu hesabı yapmaktadır:
-15 + 4 = -15
Bu matematiksel olarak yanlıştır. Sonuç -11’dir.
Ayrıca bir toplumun demografik gelişimini etnik grupların birbirine karşı sayısal mücadelesi gibi değerlendirmek bilimsel açıdan sorunludur.
Nüfus politikası etnik rekabet üzerinden değil, vatandaşların yaşam kalitesi, sağlık hizmetleri, eğitim ve ekonomik fırsatlar üzerinden kurulmalıdır.

EKONOMİK YOKSULLUK: İNSANLAR NEDEN ÜLKELERİNDEN AYRILIYOR?
Petır İvanov’un yazısında öne çıkan ikinci temel konu ekonomik adaletsizliktir.
Yazar, bir tarafta lüks içerisinde yaşayan siyasal ve ekonomik elitleri, diğer tarafta geçim sıkıntısı çeken vatandaşları karşı karşıya koymaktadır.
Bu anlatımın temelinde önemli bir toplumsal gerçek bulunmaktadır:
Ekonomik büyüme ile toplumsal refah aynı şey değildir.
Bir ülkede millî gelir artabilir.
Yeni yollar, alışveriş merkezleri ve binalar yapılabilir.
Ancak vatandaşların önemli bir bölümü bu gelişmeden yeterince yararlanamıyorsa ekonomik ilerleme toplumsal huzura dönüşmez.
Bulgaristan’ın temel ekonomik sorunları
Bulgaristan’da bölgesel kalkınma farklılıkları önemli bir sorundur.
Sofya gibi büyük merkezlerle küçük şehirler ve kırsal yerleşimler arasında gelir, istihdam ve hizmetlere erişim bakımından belirgin farklar bulunmaktadır.
Özellikle gençlerin göç etmesi, kırsal ekonomiyi daha da zayıflatmaktadır.
Burada stratejik soru şudur:
Bulgaristan vatandaşlarını ülkesinde tutacak ekonomik modeli neden yeterince geliştiremedi?
Sorun yalnızca maaşların düşük olması değildir.
İnsanlar aynı zamanda çocuklarının daha iyi eğitim alabileceği, liyakatle iş bulabileceği ve hukukun güvence sağladığı ülkelerde yaşamak istemektedir.
Dolayısıyla göç yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kurumsal güven meselesidir.

SİYASAL YOZLAŞMA: DEVLETE GÜVEN NEDEN AZALIYOR?
Yazarın en ağır eleştirilerinden biri siyasal sisteme yöneliktir.
Metinde yolsuzluk, kamu kaynaklarının kötüye kullanılması, ayrıcalıklı yöneticiler ve etkisiz yargı kurumları hakkında çok sayıda iddia bulunmaktadır.
Bunların bazıları belirli olaylara gönderme yapsa da her birinin ayrı ayrı belgelenmesi gerekir.
Örneğin büyük banka zararları, kamu ihaleleri veya yolsuzluk soruşturmaları hakkında ileri sürülen iddialar, mahkeme kararları ve resmî denetim raporlarıyla incelenmelidir.
Ancak daha büyük bir sorun vardır:
Vatandaş devletin adil davranmadığına inanmaya başladığında, yalnızca hükümete değil, bütün kurumlara güvenini kaybedebilir.
Bu güven kaybı üç alanda kendisini gösterir.
Birincisi: Siyasete güvensizlik
Vatandaş seçimlerin kendi hayatını değiştirmediğini düşünmeye başlar.
İkincisi: Hukuka güvensizlik
Adaletin güçlüler karşısında etkisiz kaldığı algısı yayılır.
Üçüncüsü: Geleceğe güvensizlik
Gençler kendi ülkelerinde gelecek kurabileceklerine inanmaz.
İşte devletlerin uzun vadeli zayıflamasında bu üç unsur son derece önemlidir.
Bir devletin en büyük sermayesi yalnızca bütçesi değil, vatandaşının ona duyduğu güvendir.

EĞİTİM KRİZİ: BİR MİLLETİN GELECEĞİ OKULLARDA BELİRLENİR
Yazar, Bulgaristan’daki eğitim sistemine de ağır eleştiriler yöneltmektedir.
Özellikle öğrencilerin okuduğunu anlama, matematik ve bilim alanlarındaki başarısızlıklarına dikkat çekmektedir.
Burada önemli bir gerçek vardır.
Uluslararası PISA araştırmaları Bulgaristan’ın eğitimde ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu göstermiştir.
Ancak metindeki bütün öğrencilerin veya yetişkinlerin belirli oranlarda okuryazar olmadığı yönündeki iddialar, kullanılan tanımlar ve araştırma yılları belirtilmeden kabul edilmemelidir.
Stratejik bakış
Eğitim sisteminin başarısı yalnızca diploma sayısıyla ölçülemez.
Asıl ölçüt şudur:
Bir genç okuldan mezun olduğunda düşünebiliyor mu?
Sorgulayabiliyor mu?
Üretebiliyor mu?
Yeni teknolojilere uyum sağlayabiliyor mu?
Kendi ülkesinde geleceğini kurabiliyor mu?
Bulgaristan’ın uzun vadeli kalkınması açısından eğitim reformu temel önceliklerden biri olmalıdır.
Üstelik bu reform yalnızca çoğunluk nüfusu için değil, bütün vatandaşlar için geçerli olmalıdır.
Türklerin, Romanların ve diğer toplulukların kaliteli eğitime eşit erişimi ülkenin gelişmesini güçlendirecektir.
Bir devlet, çocuklarının bir bölümünü eğitim fırsatlarından mahrum bırakarak güçlü bir gelecek kuramaz.

BULGARİSTAN TÜRKLERİ BU TABLONUN NERESİNDE?
Yazının en önemli eksikliklerinden biri, Bulgaristan’ın demografik ve ekonomik sorunlarını ağırlıklı olarak etnik Bulgarların yaşadığı bir kriz şeklinde değerlendirmesidir.
Oysa Bulgaristan yalnızca etnik Bulgarlardan oluşmamaktadır.
Bulgaristan Türkleri, Romanlar ve diğer topluluklar da ülkenin vatandaşlarıdır.
Ekonomik gerileme, nüfus kaybı, eğitim sorunları ve sağlık hizmetlerindeki yetersizlikler bu toplulukları da etkilemektedir.
Bulgaristan Türklerinin yaşadığı tarihsel süreç
Bulgaristan Türkleri özellikle 1980’li yıllarda ağır asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya kalmıştır.
İsim değiştirme uygulamaları, Türkçenin kullanımına yönelik baskılar ve 1989 yılında yaşanan kitlesel göç, ülkenin toplumsal yapısında derin izler bırakmıştır.
Bu süreç yalnızca Türk toplumunu etkilememiştir.
Bulgaristan da önemli bir insan kaynağını kaybetmiştir.
Türkiye’ye göç edenler arasında işçiler, çiftçiler, öğretmenler, mühendisler, girişimciler ve çeşitli meslek gruplarından insanlar bulunuyordu.
Bu insanların ayrılması Bulgaristan’ın ekonomik ve demografik yapısını da etkilemiştir.
Buradan çıkarılması gereken ders
Bir devlet vatandaşlarının kimliğini tehdit olarak görmeye başladığında, kendi geleceğine de zarar verir.
Bugün Bulgaristan’ın ihtiyacı etnik topluluklar arasında yeni ayrışmalar oluşturmak değildir.
Tam tersine, bütün vatandaşlarını ortak bir gelecek etrafında buluşturacak demokratik bir devlet anlayışıdır.
Türkçe eğitim, kültürel haklar, eşit vatandaşlık, liyakat ve bölgesel kalkınma bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Bulgaristan Türkleri ülkenin sorunu değil, geleceğinin önemli bir parçasıdır.

YAZIDAKİ EN TEHLİKELİ YAKLAŞIM: ETNİK TOPLULUKLARI SUÇLAMAK
Petır İvanov’un yazısında eleştirilmesi gereken önemli bir yaklaşım bulunmaktadır.
Yazar, Roman nüfusun artışını etnik Bulgar nüfusunun azalmasıyla karşılaştırmakta ve bazı suç olaylarını etnik kimlik üzerinden genellemektedir.
Ayrıca cami ve medrese sayısını toplumsal gerilemenin göstergeleri arasında sunmaktadır.
Bu yaklaşım bilimsel açıdan savunulamaz.
Çünkü suçun, yoksulluğun veya toplumsal düzensizliğin nedeni doğrudan etnik kimlik ya da din değildir.
Suç bireysel sorumluluk gerektirir.
Yoksulluk ekonomik ve sosyal politikalarla ilişkilidir.
Eğitim sorunları kurumsal kapasiteyle bağlantılıdır.
Dinî özgürlükler ise demokratik bir toplumun temel hakları arasındadır.
Bir ülkede cami yapılması, kendi başına toplumsal çöküşün kanıtı değildir.
Aynı şekilde bir etnik grubun nüfusunun artması, başka bir topluluğun geleceğine yönelik tehdit olarak gösterilemez.
Devletin görevi vatandaşları etnik kimliklerine göre karşı karşıya getirmek değil, herkesin haklarını güvence altına almaktır.
Bu ayrım özellikle Bulgaristan gibi tarihsel olarak farklı kültürlerin bir arada yaşadığı ülkeler için hayati önem taşımaktadır.

BULGARİSTAN’IN GERÇEK SORUNU NÜFUS MU, YÖNETİM Mİ?
Bu sorunun cevabı tek kelimeyle verilemez.
Bulgaristan’ın hem demografik hem ekonomik hem de kurumsal sorunları bulunmaktadır.
Ancak bu sorunlar birbirinden bağımsız değildir.
Örneğin:
Kamu kurumlarına güven azalırsa gençler ülkeden ayrılmayı düşünebilir.
Gençler ayrıldığında iş gücü azalır.
İş gücü azaldığında üretim ve vergi tabanı zayıflayabilir.
Vergi tabanı zayıfladığında sosyal hizmetlerin finansmanı zorlaşır.
Sosyal hizmetler yetersiz kaldığında yaşam kalitesi düşebilir.
Yaşam kalitesi düştüğünde göç eğilimi daha da güçlenebilir.
Böylece bir kısır döngü ortaya çıkar.
Bu döngüyü kırmak için yalnızca doğum oranlarını artırmaya yönelik politikalar yeterli değildir.
Ülkenin yönetim kalitesini de yükseltmek gerekir.
Stratejik çözüm modeli
Bulgaristan’ın uzun vadeli bir kalkınma programında beş temel hedef öne çıkmalıdır:

  1. Güçlü ve bağımsız kurumlar: Hukukun üstünlüğü, şeffaflık ve hesap verebilirlik.
  2. Ekonomik fırsat eşitliği: Özellikle kırsal bölgelerde üretim, yatırım ve istihdam.
  3. Eğitim ve insan kaynağı: Nitelikli eğitim, mesleki gelişim ve teknoloji yatırımları.
  4. Demografik sürdürülebilirlik: Aileleri destekleyen politikalar, sağlık hizmetleri ve göç eden vatandaşların geri dönüşünü kolaylaştıran uygulamalar.
  5. Eşit vatandaşlık: Türk, Bulgar, Roman ve diğer bütün vatandaşların kendilerini devletin eşit ve saygın bir parçası olarak görmesi.

1989’DAN BUGÜNE: BULGARİSTAN HANGİ FIRSATLARI KAÇIRDI?
Bulgaristan, komünist rejimin sona ermesinden sonra demokratikleşme ve ekonomik dönüşüm sürecine girdi.
2004 yılında NATO’ya, 2007 yılında Avrupa Birliği’ne katıldı.
Bu gelişmeler ülke açısından önemli tarihsel fırsatlardı.
Ancak uluslararası kuruluşlara üyelik, tek başına güçlü kurumlar ve yüksek yaşam kalitesi oluşturmaz.
Demokratikleşmenin toplumsal hayata yansıması gerekir.
Bir ülke Avrupa Birliği üyesi olabilir ama vatandaşları hâlâ adaletsizlik hissedebilir.
Bir ülke NATO üyesi olabilir ama gençleri geleceklerini başka ülkelerde arayabilir.
Bir ülke uluslararası yatırımlar çekebilir ama kırsal bölgelerinde ekonomik durgunluk devam edebilir.
Dolayısıyla asıl soru şudur:
Bulgaristan uluslararası sistemle bütünleşirken kendi vatandaşlarını bu gelişmenin ne ölçüde parçası hâline getirebildi?
Bu soru, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de temel sorusudur.

TÜRKİYE İLE İLİŞKİLER: BULGARİSTAN’IN KALKINMASI İÇİN STRATEJİK BİR FIRSAT
Yazarın metninde Türkiye’ye yönelik de ciddi bir mali kaynak aktarımı iddiası bulunmaktadır.
Ancak söz konusu iki milyar dolarlık aktarımın hangi işlemle, hangi tarihte ve hangi hukuki çerçevede gerçekleştiği açıklanmamıştır.
Bu nedenle iddia, doğrulanmış bir gerçek olarak kabul edilemez.
Bunun ötesinde Türkiye-Bulgaristan ilişkileri daha geniş bir stratejik çerçevede değerlendirilmelidir.
İki ülke arasında ticaret, ulaştırma, enerji, turizm ve sanayi alanlarında önemli iş birliği imkânları bulunmaktadır.
Türkiye’de yaşayan Bulgaristan kökenli vatandaşlar da iki ülke arasında güçlü bir toplumsal ve ekonomik köprü oluşturmaktadır.
Bulgaristan’ın Türkiye ile ilişkilerini karşılıklı güven temelinde geliştirmesi, ülkenin ekonomik ve bölgesel kalkınmasına katkı sağlayabilir.
Özellikle sınır bölgelerinin gelişmesi açısından ortak projeler önemlidir.
Bulgaristan’ın Türkiye ile yakınlaşması, Bulgar kimliğinin zayıflaması anlamına gelmez.
Tam tersine, karşılıklı saygıya dayanan iş birliği iki ülkenin de çıkarına olabilir.

PETIR İVANOV’UN YAZISININ GÜÇLÜ VE ZAYIF YÖNLERİ
Güçlü yönleri
Yazar, toplumun önemli sorunlarını gündeme getirmektedir.
Demografik gerileme, göç, yoksulluk, eğitimdeki yetersizlikler ve siyasal güven kaybı gerçekten üzerinde durulması gereken konulardır.
Ayrıca metin, toplumdaki öfkeyi ve gelecek kaygısını güçlü bir dille yansıtmaktadır.
Bu bakımdan kamuoyunu tartışmaya sevk edebilecek bir yazıdır.
Zayıf yönleri
Ancak metnin akademik güvenilirliğini azaltan ciddi sorunlar bulunmaktadır.
Birincisi: Farklı yıllara ait istatistikler aynı dönemin verileri gibi sunulmaktadır.
İkincisi: Çok sayıda dünya sıralaması açık kaynak gösterilmeden aktarılmaktadır.
Üçüncüsü: Sağlık ve demografi verilerinde bilimsel olarak sorunlu genellemeler bulunmaktadır.
Dördüncüsü: Etnik topluluklara yönelik suçlayıcı ifadeler kullanılmaktadır.
Beşincisi: Toplumsal sorunların çözümüne ilişkin somut ve uygulanabilir bir reform programı ortaya konulmamaktadır.
Altıncısı: Metin, Bulgaristan’daki olumlu gelişmeleri ve ülkenin sahip olduğu ekonomik, toplumsal ve kurumsal imkânları büyük ölçüde dışarıda bırakmaktadır.
Bu nedenle yazı, Bulgaristan’ın mevcut durumunu bütün yönleriyle açıklayan tarafsız bir akademik rapor olarak değil, sert bir toplumsal eleştiri metni olarak okunmalıdır.

BULTÜRK PERSPEKTİFİNDEN: BULGARİSTAN’IN KURTULUŞU ORTAK VATANDAŞLIKTA
Bulgaristan’ın geleceği açısından en önemli meselelerden biri, farklı toplulukların aynı devlet çatısı altında karşılıklı güvenle yaşayabilmesidir.
Bunun için tarihsel sorunlarla yüzleşmek gerekir.
Ancak geçmişte yaşanan haksızlıkların gelecekte yeni düşmanlıklara dönüşmesine izin verilmemelidir.
Bulgaristan Türkleri ve Bulgarlar aynı coğrafyanın geleceğini paylaşmaktadır.
Ekonomik kriz geldiğinde etnik kimlik ayırmaz.
İşsizlik arttığında bütün topluluklar etkilenir.
Hastaneler yetersiz kaldığında bütün vatandaşlar zarar görür.
Gençler ülkeyi terk ettiğinde Bulgaristan’ın tamamı kaybeder.
Bu nedenle ortak bir devlet vizyonuna ihtiyaç vardır.
Bulgaristan için yeni toplumsal sözleşme
Bu vizyonun temelinde şu anlayış bulunmalıdır:
Bulgaristan yalnızca bir etnik grubun değil, bütün vatandaşlarının ortak devletidir.
Bu yaklaşım Bulgar kimliğini ortadan kaldırmaz.
Türk kimliğini de zayıflatmaz.
Aksine, herkesin kendi kimliğiyle eşit vatandaş olabileceği güçlü bir demokratik düzen oluşturur.
Bulgaristan Türklerinin dil, kültür ve eğitim haklarının korunması; devlet kurumlarında liyakat esasına göre temsil edilmesi ve yaşadıkları bölgelerin ekonomik olarak geliştirilmesi, ülkenin bütünlüğüne katkı sağlayacaktır.
Bulgaristan Türkleri ile Bulgarlar birlikte yaşamayı öğrenmek zorundadır. Çünkü ortak gelecek, geçmişteki ayrışmaların tekrarlanmasıyla kurulamaz.

BULGARİSTAN YOK OLMUYOR; ANCAK GELECEĞİNİ KAYBETME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA
Petır İvanov’un yazısı oldukça karamsar bir Bulgaristan tablosu çizmektedir.
Bu tablonun içerisinde gerçek sorunlar bulunduğu gibi abartılı, tartışmalı ve doğrulanması gereken iddialar da vardır.
Bulgaristan’ın demografik gerilemesi gerçektir.
Gençlerin göç etmesi önemli bir sorundur.
Bölgesel eşitsizlikler ve kurumsal güven sorunları ciddiye alınmalıdır.
Ancak bütün bunlar Bulgaristan’ın kaçınılmaz biçimde yok olacağı anlamına gelmez.
Ülkelerin kaderi yalnızca nüfus istatistikleriyle belirlenmez.
Doğru politikalarla demografik gerileme yavaşlatılabilir.
Ekonomik fırsatlar artırılabilir.
Göç eden vatandaşların bir bölümü geri dönebilir.
Eğitim sistemi güçlendirilebilir.
Devlet kurumlarına duyulan güven yeniden inşa edilebilir.
Bütün bunların gerçekleşmesi için siyasal irade, uzun vadeli planlama ve toplumsal uzlaşma gereklidir.
Son söz
Bulgaristan’ın en büyük sorunu Türklerin, Bulgarların veya Romanların varlığı değildir.
Asıl sorun, bütün vatandaşlarının potansiyelini ortak bir geleceğe dönüştüremeyen yönetim anlayışıdır.
Bir ülkede insanlar geleceklerini başka ülkelerde arıyorsa bunun nedenleri araştırılmalıdır.
Bir ülkede köyler boşalıyorsa yalnızca nüfus sayılmamalı, o köylerin neden boşaldığı sorulmalıdır.
Bir ülkede gençler umudunu kaybediyorsa yalnızca gençler eleştirilmemeli, onlara nasıl bir gelecek sunulduğu sorgulanmalıdır.
Ve bir ülkede farklı etnik topluluklar birbirinden uzaklaşıyorsa siyaset, ayrışmayı derinleştirmek yerine ortak vatandaşlık bilincini güçlendirmelidir.
Çünkü devletin büyüklüğü, yalnızca topraklarının genişliğiyle değil, vatandaşlarına sunduğu huzur, adalet ve gelecek güvencesiyle ölçülür.
Bulgaristan’ın ihtiyacı yeni düşmanlar bulmak değildir.
Bulgaristan’ın ihtiyacı yeni bir gelecek kurmaktır.
Ve o gelecekte Türk de Bulgar da Roman da diğer bütün vatandaşlar da kendilerine eşit bir yer bulabilmelidir.
Unutulmamalıdır:
Bir milletin geleceği yalnızca doğan çocukların sayısıyla değil, o çocuklara sunulan hayatın kalitesiyle belirlenir.
Bir devletin gerçek gücü ise vatandaşlarını korkuyla yönetmesinde değil, onların güvenini kazanmasındadır.
Bulgaristan’ın kurtuluşu, insanını kaybetmekten vazgeçtiği gün başlayacaktır.

Yazar