Rafet ULUTÜRK

Bir Milletin Sessiz Tükenişi, Bir Devletin Yönetim Krizi ve Balkanların Geleceği

Nüfus Azalıyor, Köyler Boşalıyor, Gençler Göç Ediyor… Peki Bulgaristan’ı Kim Yeniden Ayağa Kaldıracak?

BİR DEVLET HARİTADAN SİLİNMEDEN ÖNCE İNSANLARIN KALBİNDEN SİLİNİR

Bulgaristan bugün yalnızca ekonomik, demografik veya siyasi bir kriz yaşamıyor. Ülke, çok daha derin bir meseleyle karşı karşıya bulunuyor: Devlet ile vatandaş arasındaki güven bağının zayıflaması.

Bulgaristanlı akademisyen Petır İvanov’un kaleme aldığı, “Bulgarlar dünyanın en sefil, en mutsuz ve en hızlı yok olan milletidir” başlıklı yazı, son derece ağır ifadelerle ülkenin içinde bulunduğu durumu anlatıyor.

Yazar, Bulgaristan’ın nüfus kaybından yoksulluğa, eğitimdeki başarısızlıklardan yolsuzluğa, toplumsal umutsuzluktan devlet kurumlarının işleyişine kadar birçok konuda ciddi eleştiriler yöneltiyor.

Metinde yer alan bazı istatistikler güncelliği ve doğruluğu bakımından tartışmalıdır. Bazı değerlendirmeler ise bilimsel olmaktan çok duygusal ve siyasal bir öfkeyi yansıtmaktadır. Özellikle etnik toplulukları suçlayan genellemeler kabul edilemez.

Ancak bütün bu tartışmalı ifadelerin arkasında görmezden gelinemeyecek bir gerçek bulunmaktadır:

Bulgaristan uzun yıllardır insan kaybediyor, üretim gücünün bir bölümünü kaybediyor ve bazı bölgelerinde geleceğe duyulan güven zayıflıyor.

Asıl soru şudur:
Bulgaristan neden bu noktaya geldi?
Daha önemlisi, bu gidişat nasıl değiştirilebilir?

Çünkü mesele artık yalnızca bugünkü hükümetin veya geçmişteki iktidarların meselesi değildir.
Mesele Bulgaristan devletinin önümüzdeki elli yılda nasıl bir ülke olacağıdır.

DEMOGRAFİK ÇÖKÜŞ: BİR ÜLKE İNSANINI KAYBEDERSE NEYİ KAYBEDER?

Bulgaristan’ın nüfusu 1980’li yılların ortasında yaklaşık dokuz milyon seviyesindeydi.

2021 nüfus sayımında ise yaklaşık 6,52 milyon olarak kaydedildi.

Bu, yalnızca nüfusun azalması değildir.
Bu, ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısında meydana gelen büyük bir dönüşümdür.

Bir devletin nüfusu azaldığında yalnızca seçmen sayısı düşmez.
Çalışabilecek insan sayısı azalır.
Vergi ödeyenlerin sayısı azalabilir.
Emeklilik sisteminin üzerindeki yük artar.
Köyler boşalır.
Okullar kapanır.
Tarım alanları işlenmeden kalabilir.
Sanayi kuruluşları nitelikli çalışan bulmakta zorlanır.

En önemlisi, gelecek nesillerin ülkeyle kurduğu bağ zayıflayabilir.
Boşalan köyler, sessizleşen hayatlar

Bugün Bulgaristan’ın birçok bölgesinde geçmişte çocuk sesleriyle dolu olan köylerde yaşlı nüfus ağırlıktadır.

Bir zamanlar düğünlerin yapıldığı meydanlar sessizleşmektedir.
Bir zamanlar öğrencilerle dolu olan okullar kapanmaktadır.

Bir zamanlar tarlalarda çalışan ailelerin çocukları artık başka ülkelerde yaşamaktadır.

Bu manzara yalnızca Türk köylerinde görülmüyor.
Bulgar köylerinde de yaşanıyor.

Romanların yaşadığı bölgelerde de ekonomik ve sosyal sorunlar bulunuyor.
Demek ki mesele etnik kimlik meselesi değildir.

Mesele, insanların yaşadıkları topraklarda gelecek kurabilme meselesidir.

Bir devletin en büyük kaybı toprak kaybetmek değildir. O toprakları yaşatacak insanlarını kaybetmesidir.

Çünkü boşalan bir köyü yeniden canlandırmak, yeni bir bina inşa etmekten çok daha zordur.

BULGARİSTAN’IN EN BÜYÜK STRATEJİK HATASI: KENDİ İNSANINI KAYBETMESİ

Bulgaristan’ın bugünkü demografik sorunlarını anlamak için yalnızca son yıllara bakmak yeterli değildir.

1980’li yıllara, özellikle de 1984–1989 dönemine dönmek gerekir.

O yıllarda Bulgaristan Türklerine yönelik uygulanan asimilasyon politikaları, ülkenin yakın tarihindeki en ağır insan hakları ihlallerinden birini oluşturdu.
İnsanların isimleri zorla değiştirildi.

Türkçe konuşma ve kültürel kimliğini yaşatma özgürlükleri baskı altına alındı.
Aileler büyük acılar yaşadı.
1989 yılında yüz binlerce insan Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı.

Bu olay yalnızca Bulgaristan Türklerinin trajedisi değildi.
Aynı zamanda Bulgaristan devletinin kendi insan kaynağına verdiği büyük bir zarardı.

Çünkü göç edenler arasında çiftçiler, işçiler, mühendisler, öğretmenler, doktorlar, sanatkârlar ve girişimciler vardı.

Bu insanların bilgi birikimi ve çalışma gücü Bulgaristan’ın ekonomik hayatının önemli bir parçasıydı.

Tarihin acı dersi
Bir devlet kendi vatandaşlarının kimliğini tehdit olarak görmeye başladığında, aslında kendi geleceğini de tehlikeye atar.

Bugün Bulgaristan nüfus kaybından şikâyet ediyorsa geçmişte insanlarını neden kaybettiğini de sorgulamalıdır.
Bu yalnızca tarihsel bir hesaplaşma meselesi değildir.

Bu, gelecekte aynı hataların tekrarlanmaması için stratejik bir zorunluluktur.
İnsanını dışlayan devlet küçülür. İnsanını kucaklayan devlet güçlenir.

Bulgaristan’ın geçmişten çıkarması gereken en önemli derslerden biri budur.

YOKSULLUK MU, YOKSA UMUTSUZLUK MU DAHA TEHLİKELİ?

Petır İvanov’un yazısında Bulgaristan’ın yoksulluğuna ilişkin son derece ağır değerlendirmeler bulunmaktadır.

Ancak bir ülkenin ekonomik durumunu yalnızca gelir düzeyiyle açıklamak yeterli değildir.

Yoksulluk önemlidir.
Fakat umutsuzluk daha derin bir toplumsal soruna dönüşebilir.

Çünkü yoksul bir insan geleceğinin düzeleceğine inanıyorsa mücadele etmeye devam edebilir.

Ancak çalışsa da hayatının değişmeyeceğini düşünüyorsa yaşadığı ülkeyle bağını kaybetmeye başlayabilir.

Bulgaristan’daki genç göçünün nedenlerini değerlendirirken bu ayrımı yapmak gerekir.
Gençler yalnızca daha yüksek maaş için gitmiyor.

Daha iyi eğitim imkânları, mesleki gelişim, liyakat, güvenilir kurumlar ve öngörülebilir bir gelecek de arıyorlar.

Bir annenin söylediği cümle
Bir anne çocuğuna şöyle diyorsa:
“Evladım, oku, kendini yetiştir ama geleceğini başka bir ülkede kur.”
İşte devletin üzerinde düşünmesi gereken asıl mesele budur.

Çünkü bir anne kendi çocuğunun geleceğini başka ülkede görmeye başlamışsa, o toplumda gelecek güveni ciddi biçimde zayıflamış demektir.

Bir devletin en büyük başarısı, vatandaşlarının başka ülkelere gitmesini engellemek değil, kendi ülkelerinde kalmayı özgürce tercih etmelerini sağlamaktır.

DEVLETİN SORUNU PARA YOKLUĞU DEĞİL, YÖNETİM KALİTESİDİR

Bulgaristan ekonomik bakımdan önemli avantajlara sahip bir ülkedir.
Avrupa Birliği üyesidir.
Karadeniz’e kıyısı bulunmaktadır.

Tuna Nehri üzerinden Avrupa’nın iç bölgelerine bağlanmaktadır.
Türkiye ile Avrupa arasında stratejik bir geçiş noktasıdır.

Tarım, turizm, sanayi, enerji ve lojistik alanlarında önemli imkânları vardır.

Peki bütün bu avantajlara rağmen neden bazı bölgelerde ekonomik durgunluk devam etmektedir?

Neden gençler göç etmektedir?
Neden köyler boşalmaktadır?

Bu soruların cevabı yalnızca kaynak miktarında aranamaz.

Asıl mesele, mevcut kaynakların nasıl yönetildiğidir.

Bir ülkede kamu kaynakları verimli kullanılmıyorsa, liyakat yerine siyasi yakınlık öne çıkıyorsa ve kurumlara duyulan güven zayıflıyorsa ekonomik kalkınma da bundan etkilenir.

Yollar yapılabilir.
Binalar inşa edilebilir.
Yeni projeler açıklanabilir.

Ancak bütün bunlar vatandaşın hayatında kalıcı iyileşme oluşturmuyorsa kalkınmanın toplumsal karşılığı sınırlı kalır.

Devletin gerçek başarısı nasıl ölçülür?
Bir hükümetin başarısı yalnızca yaptığı yollarla ölçülmemelidir.

O yolların ulaştığı köylerde kaç insanın yaşamaya devam edebildiği de önemlidir.
Bir okulun başarısı yalnızca mezun ettiği öğrenci sayısıyla ölçülmemelidir.

O öğrencilerin ne kadarının bilgi, beceri ve özgüven kazandığına da bakılmalıdır.
Bir ekonomi yalnızca büyüme rakamlarıyla değerlendirilmemelidir.

Bu büyümenin vatandaşların hayatına nasıl yansıdığı da incelenmelidir.

Kalkınma, devletin büyümesi kadar insanın da güçlenmesidir.

BULGARİSTAN’IN SİYASİ KRİZİ: DEVLET AKLI NEREDE?

Bulgaristan son yıllarda sık seçimler, koalisyon sorunları ve siyasi istikrarsızlıklarla karşı karşıya kalmıştır.

Bu durum yalnızca siyasetçileri ilgilendirmiyor.
Ekonomiyi etkiliyor.
Yatırım kararlarını etkiliyor.
Kamu yönetimini etkiliyor.
Uzun vadeli projelerin sürekliliğini etkiliyor.

En önemlisi vatandaşın devlete duyduğu güveni etkileyebiliyor.
Burada açıkça ifade edilmesi gereken bir gerçek vardır:

Devlet, siyasi partilerin günlük hesaplarına teslim edilemeyecek kadar önemli bir kurumdur.

Hükümetler değişebilir.
Cumhurbaşkanları değişebilir.
Parlamentodaki çoğunluklar değişebilir.

Ancak devletin temel hedefleri her seçimden sonra sıfırlanmamalıdır.
Tek devlet, ortak vizyon, güçlü kurumlar

Bulgaristan’ın ihtiyacı ortak bir devlet vizyonudur.
Cumhurbaşkanı ve hükümet ülkenin temel çıkarları konusunda uyum içerisinde çalışmalıdır.

Ancak bu uyum, kuvvetler ayrılığının ortadan kaldırılması anlamına gelmemelidir.

Tam tersine, anayasal kurumların kendi görevlerini etkin biçimde yerine getirmesi gerekir.

Parlamento denetim yapmalıdır.
Yargı bağımsız olmalıdır.
Hükümet icraat üretmelidir.

Cumhurbaşkanı anayasal yetkileri çerçevesinde devletin sürekliliğine katkı sağlamalıdır.
Muhalefet demokratik denetim görevini yerine getirmelidir.

Güçlü devlet, bütün yetkilerin tek elde toplandığı devlet değil; bütün kurumların ortak hedefler doğrultusunda, hukuk içerisinde çalıştığı devlettir.

Bulgaristan’ın yeniden ayağa kalkabilmesi için böyle bir devlet anlayışına ihtiyacı vardır.

BULGARİSTAN TÜRKLERİ: GEÇMİŞİN MAĞDURLARI, GELECEĞİN STRATEJİK ORTAKLARI

Bulgaristan Türklerinin geleceği, Bulgaristan’ın geleceğinden ayrı düşünülemez.

Bizim doğduğumuz topraklar Bulgaristan’dadır.
Atalarımızın mezarları oradadır.
Çocukluğumuzun hatıraları oradadır.

Köylerimiz, camilerimiz, mezarlıklarımız ve kültürel mirasımız oradadır.

Bu nedenle Bulgaristan’ın sorunlarına kayıtsız kalmamız mümkün değildir.

Biz Bulgaristan’ın zayıflamasından memnuniyet duyan insanlar değiliz.

Biz Bulgaristan’ın güçlü, demokratik ve müreffeh bir ülke olmasını isteyen insanlarız.

Ancak güçlü Bulgaristan yalnızca etnik Bulgarların güçlü olduğu bir ülke değildir.

Güçlü Bulgaristan, bütün vatandaşlarının haklarının korunduğu ülkedir.

Eşit vatandaşlık olmadan güçlü devlet kurulamaz
Bulgaristan Türkleri devletin misafiri değildir.

Bu ülkenin tarihsel ve toplumsal yapısının asli unsurlarından biridir.
Türklerin ana dilini öğrenme ve yaşatma hakkı korunmalıdır.

Türk kültürel mirası desteklenmelidir.
Türklerin yaşadığı bölgelerde ekonomik kalkınma sağlanmalıdır.

Kamu görevlerine erişimde liyakat ve eşitlik esas alınmalıdır.

Devletin bütün kurumları vatandaşlara etnik kimliklerine bakılmaksızın eşit davranmalıdır.

Bu talepler Bulgaristan’ın zayıflamasını değil, güçlenmesini hedeflemektedir.

Çünkü vatandaşlarının bir bölümünün kendisini dışlanmış hissettiği bir devlet, sahip olduğu bütün insan potansiyelinden yararlanamaz.

Bulgaristan Türklerinin hakları, Bulgaristan demokrasisinin gücünü gösteren önemli ölçütlerden biridir.

TÜRKLER VE BULGARLAR BİRLİKTE YAŞAMAYI ÖĞRENMEK ZORUNDADIR

Burada üzerinde özellikle durmak istediğim tarihsel bir gerçek bulunmaktadır.
Türkler ve Bulgarlar aynı coğrafyada uzun bir geçmişi paylaşmaktadır.

Bu geçmişte ortak yaşam da vardır.
Acılar da vardır.
Kültürel etkileşim de vardır.
Siyasi çatışmalar da vardır.

Ancak geçmişin bütün yükünü gelecek nesillerin omuzlarına bırakmak doğru değildir.

Bugün Bulgaristan’ın karşı karşıya olduğu ekonomik ve demografik sorunlar, etnik toplulukların birbirleriyle çatışmasını değil, iş birliği yapmasını gerektirmektedir.

Bir Bulgar köyü boşaldığında Bulgaristan kaybeder.
Bir Türk köyü boşaldığında da Bulgaristan kaybeder.

Bir Roman çocuğu eğitim fırsatlarından mahrum kaldığında da Bulgaristan kaybeder.
Bir genç mühendis ülkeyi terk ettiğinde de Bulgaristan kaybeder.

Demek ki ortak sorunlar, ortak çözümler gerektirir.
Yeni bir toplumsal sözleşme
Bulgaristan’ın geleceği için yeni bir vatandaşlık anlayışına ihtiyaç vardır.

Bu anlayışın temelinde üç ilke bulunmalıdır:
Eşit haklar, karşılıklı saygı ve ortak sorumluluk.
Türk, Türk kimliğini koruyabilmelidir.
Bulgar, Bulgar kimliğini yaşatabilmelidir.
Roman, kendi kültürel kimliğiyle eşit vatandaş olabilmelidir.

Bütün bu kimlikler, demokratik Bulgaristan vatandaşlığı içerisinde ortak bir gelecek kurabilmelidir.

Birlikte yaşamak, birbirine benzemek zorunda olmak değildir. Birbirinin haklarına saygı duyarak ortak bir devletin sorumluluğunu paylaşabilmektir.

ETNİK KORKULARLA DEVLET YÖNETİLMEZ

Petır İvanov’un yazısında bazı toplumsal sorunların etnik kimlikler üzerinden açıklandığını görüyoruz.

Özellikle Roman nüfusun artışının tehdit gibi sunulması ve dinî kurumların varlığının toplumsal gerilemeyle ilişkilendirilmesi son derece sorunlu bir yaklaşımdır.

Bir toplumun nüfus yapısı değişebilir.
Bu değişim bilimsel olarak incelenebilir.

Ancak herhangi bir etnik topluluğun doğum oranını başka bir topluluğun geleceğine yönelik tehdit olarak göstermek doğru değildir.
Aynı şekilde suç olaylarını bütün bir etnik gruba mal etmek de kabul edilemez.

Suç işleyen kişi, kimliği ne olursa olsun hukuk karşısında hesap vermelidir.
Yoksullukla mücadele etmenin yolu etnik toplulukları suçlamak değildir.

Eğitim imkânlarını artırmaktır.
İstihdam oluşturmaktır.
Sosyal hizmetleri güçlendirmektir.
Hukuku herkese eşit uygulamaktır.

Stratejik tehlike
Etnik korkuların siyasal araç hâline getirilmesi, gerçek sorunların üzerini örtebilir.

Ekonomi konuşulması gerekirken kimlik tartışılır.
Eğitim reformu yapılması gerekirken topluluklar birbirini suçlar.

Yolsuzlukla mücadele edilmesi gerekirken toplum yeni kutuplaşmalara sürüklenir.
Böylece devletin yapısal sorunları çözülmeden kalır.

Bulgaristan’ın ihtiyacı yeni düşmanlar üretmek değil, mevcut vatandaşları arasında güven inşa etmektir.

TÜRKİYE-BULGARİSTAN İLİŞKİLERİ: BALKANLARIN GELECEĞİNİ BELİRLEYEBİLECEK STRATEJİK ORTAKLIK

Bulgaristan’ın kalkınma stratejisi hazırlanırken Türkiye’nin konumu mutlaka dikkate alınmalıdır.

Türkiye ile Bulgaristan yalnızca komşu değildir.
İki ülke arasında tarihsel, kültürel, ekonomik ve insani bağlar bulunmaktadır.

Türkiye’de yaşayan Bulgaristan kökenli vatandaşlar bu ilişkiler açısından önemli bir köprü oluşturmaktadır.

Bu insan kaynağı doğru değerlendirildiğinde Bulgaristan için yeni ekonomik fırsatlar ortaya çıkabilir.
Sınır bölgelerinden kalkınma koridorlarına

Kapıkule-Kapitan Andreevo hattı, Avrupa ile Türkiye arasındaki ticaretin önemli geçiş noktalarından biridir.
Bu güzergâh yalnızca sınır kapılarından ibaret değildir.

Sanayi, lojistik, tarım, turizm ve ulaştırma alanlarında yeni ekonomik bağlantılar oluşturma potansiyeline sahiptir.

Kırcaali, Haskovo, Filibe ve çevresindeki bölgelerin Türkiye ile ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesi, bölgesel kalkınmaya katkı sağlayabilir.

Ancak bu ilişkiler karşılıklı saygı ve egemenlik ilkeleri temelinde yürütülmelidir.

Türkiye’nin güçlü olması Bulgaristan’ın zayıf olması anlamına gelmez.
Bulgaristan’ın gelişmesi de Türkiye için tehdit değildir.

Tam tersine, iki ülkenin istikrarlı ve güçlü olması Balkanların ekonomik ve siyasi istikrarına katkı sağlayabilir.

Balkanların geleceği, komşuların birbirini zayıflatmasında değil, karşılıklı çıkarlar temelinde güçlenmesindedir.

BALKANLARDA YENİ JEOPOLİTİK GERÇEK: BOŞALAN TOPRAKLAR, ZAYIFLAYAN EKONOMİLER

Demografik gerilemenin uzun vadeli sonuçları yalnızca ekonomik değildir.
Jeopolitik etkileri de olabilir.
Nüfusu azalan bölgelerde üretim zayıflayabilir.

Kamu hizmetlerinin sürdürülmesi zorlaşabilir.
Ulaşım ve altyapı yatırımlarının maliyeti artabilir.

Sınır bölgelerinde ekonomik faaliyetler azalabilir.
Bu nedenle demografik politika aynı zamanda bölgesel kalkınma ve millî güvenlik politikasıdır.

Ancak nüfus kaybı otomatik olarak devletin dağılacağı anlamına gelmez.
Doğru planlama, teknolojik gelişme ve verimli kamu yönetimiyle nüfus azalmasının olumsuz etkileri azaltılabilir.

Rodoplar için özel kalkınma stratejisi
Rodoplar, Bulgaristan’ın geleceği açısından özel önem taşımaktadır.

Kırcaali ve çevresindeki yerleşimlerde ekonomik faaliyetlerin geliştirilmesi, genç nüfusun bölgede kalması açısından önemlidir.
Bu kapsamda tarımın modernleştirilmesi, küçük sanayinin desteklenmesi, turizmin geliştirilmesi ve kültürel mirasın korunması gerekmektedir.

Bölgenin Türkiye ile ekonomik bağlantıları da karşılıklı fayda temelinde güçlendirilebilir.
Bununla birlikte kalkınma yalnızca Türklerin yaşadığı bölgelerle sınırlı kalmamalıdır.

Kuzey Bulgaristan’daki ekonomik durgunluk yaşayan bölgeler de kapsamlı bir kalkınma politikasının parçası olmalıdır.

Bir devletin gerçek gücü başkentindeki binaların yüksekliğinde değil, en uzak köyündeki vatandaşının yaşam kalitesinde görülür.

BULGARİSTAN’IN 2040 VİZYONU: YENİDEN AYAĞA KALKMAK MÜMKÜN MÜ?

Bulgaristan’ın geleceği için artık yalnızca sorunları anlatmak yeterli değildir.

Somut hedefler ortaya konulmalıdır.
Bu nedenle ülkenin uzun vadeli bir devlet ve kalkınma stratejisine ihtiyacı bulunmaktadır.

Bu stratejinin temel hedefi, Bulgaristan’ı vatandaşlarının yaşamak, çalışmak, üretmek ve çocuklarını yetiştirmek istediği bir ülke hâline getirmek olmalıdır.

2026–2030: Güven ve kurumsal reform dönemi
İlk aşamada devlet kurumlarının etkinliği artırılmalıdır.

Yolsuzlukla mücadele güçlendirilmelidir.
Kamu yönetiminde liyakat esas alınmalıdır.
Eğitim ve sağlık hizmetleri iyileştirilmelidir.
Eşit vatandaşlık ilkesi somut politikalarla desteklenmelidir.

2030–2035: Üretim ve insan kaynağı dönemi
İkinci aşamada ekonomik üretim kapasitesi geliştirilmelidir.

Kırsal bölgelerde yatırım teşvikleri uygulanmalıdır.
Genç girişimciler desteklenmelidir.

Yurt dışında yaşayan vatandaşların geri dönüşünü kolaylaştıracak programlar oluşturulmalıdır.
Tarım, teknoloji, enerji ve sanayi alanlarında yeni fırsatlar geliştirilmelidir.

2035–2040: Bölgesel güç ve toplumsal bütünleşme dönemi

Üçüncü aşamada Bulgaristan, Balkanlarda güçlü bir ekonomik ve lojistik merkez olmayı hedeflemelidir.
Avrupa Birliği imkânlarından etkin biçimde yararlanmalıdır.

Türkiye ve diğer komşularıyla karşılıklı çıkar esasına dayalı iş birliğini geliştirmelidir.
Bütün vatandaşların ortak kalkınma sürecine katılması sağlanmalıdır.

Bu hedeflerin başarısı yalnızca açıklanan projelerle değil, ölçülebilir sonuçlarla değerlendirilmelidir.

Nüfus kaybı ne kadar yavaşladı?
Genç işsizliği ne kadar azaldı?
Kırsal bölgelerde kaç yeni işletme kuruldu?
Eğitim kalitesi ne ölçüde yükseldi?
Kurumlara güven arttı mı?
Vatandaşların yaşam memnuniyeti iyileşti mi?

Devlet yönetiminde gerçek başarı, verilen sözlerin büyüklüğüyle değil, elde edilen sonuçların kalıcılığıyla ölçülür.

CUMHURBAŞKANLIĞI VE HÜKÜMETİN TARİHSEL SORUMLULUĞU

Bulgaristan’ın önündeki siyasi süreçler yalnızca iktidar mücadelesi olarak görülmemelidir.
Cumhurbaşkanlığı makamı devletin sürekliliği ve anayasal düzen açısından önemlidir.

Hükümet ise ekonomik ve sosyal politikaların uygulanmasında temel sorumluluğu taşımaktadır.
Bu iki kurum arasında yapıcı iş birliği bulunması ülkenin yararınadır.

Ancak demokratik denetim ve kuvvetler ayrılığı da korunmalıdır.
Bulgaristan’ın ihtiyacı kurumlar arasında sürekli siyasi çatışma değildir.

Ülkenin temel meselelerinde ortak hedefler belirleyebilen bir yönetim anlayışıdır.
Siyasetçilere sorulması gereken sorular

Bugün Bulgaristan’da görev almak isteyen her siyasetçi şu sorulara açık cevap vermelidir:
Gençlerin ülkeden göçünü azaltmak için ne yapacaksınız?

Kırsal bölgeleri nasıl canlandıracaksınız?
Yolsuzlukla nasıl mücadele edeceksiniz?
Eğitim sistemini nasıl güçlendireceksiniz?
Türklerin ve diğer azınlık topluluklarının eşit vatandaşlık haklarını nasıl güvence altına alacaksınız?

Türkiye ile ilişkileri hangi stratejik çerçevede geliştireceksiniz?
Bulgaristan’ın 2040 yılına ilişkin somut hedefleri nelerdir?

Çünkü artık vatandaşların yalnızca güzel konuşmalara değil, uygulanabilir politikalara ihtiyacı vardır.

Siyasetin gerçek değeri, seçim günü kazanılan oyda değil, seçimden sonra vatandaşın hayatında oluşturulan iyileşmede ortaya çıkar.

BULTÜRK OLARAK BİZİM DURDUĞUMUZ YER

Biz Bulgaristan Türkleri olarak bu ülkenin tarihini yalnızca kitaplardan okumadık.

Yaşadık.
Acılarını gördük.
Baskılarını hissettik.
Göç yollarında ailelerimizin yaşadığı zorluklara tanıklık ettik.
Geride bırakılan evleri biliyoruz.
Kapısına kilit vurulan köy evlerini biliyoruz.

Çocuklarını başka ülkelerde büyütmek zorunda kalan anne babaları biliyoruz.
Fakat bütün bunlara rağmen Bulgaristan’a düşmanlık beslemiyoruz.

Çünkü bizim mücadelemiz bir halka karşı değildir.
Bizim mücadelemiz haksızlığa, ayrımcılığa ve adaletsizliğe karşıdır.

Biz Bulgaristan’ın parçalanmasını istemiyoruz.
Biz Bulgaristan’ın ekonomik olarak zayıflamasını istemiyoruz.

Biz Bulgar halkının yoksullaşmasını istemiyoruz.
Tam tersine, Bulgaristan’ın güçlü, demokratik, adaletli ve müreffeh bir ülke olmasını istiyoruz.

Çünkü orada bizim de tarihimiz vardır.
Bizim de hatıralarımız vardır.
Bizim de kültürel mirasımız vardır.
Ve en önemlisi, orada yaşayan insanlarımız vardır.
Bizim devlet anlayışımız

Bizim istediğimiz devlet, vatandaşını etnik kimliğine göre ayırmayan devlettir.

Bizim istediğimiz devlet, Türkçe konuşan vatandaşıyla Bulgarca konuşan vatandaşına aynı hukuk güvencesini sağlayan devlettir.

Bizim istediğimiz devlet, gençlerine iş, çocuklarına eğitim, yaşlılarına huzur sunan devlettir.

Bizim istediğimiz devlet, seçim dönemlerinde verilen sözleri seçim sonrasında unutmayan devlettir.

Biz Bulgaristan’ın geçmişiyle hesaplaşmasını, bugünüyle yüzleşmesini ve geleceğini bütün vatandaşlarıyla birlikte kurmasını istiyoruz.

ASIL TEHLİKE: BİR MİLLETİN DEĞİL, ORTAK GELECEK İNANCININ ZAYIFLAMASI

Petır İvanov’un yazısının başlığı son derece ağırdır.

Bulgarları dünyanın en mutsuz ve en hızlı yok olan milleti olarak nitelendirmektedir.

Ancak bu tür kesin sıralamalar bilimsel olarak doğrulanmadan kabul edilmemelidir.

Bulgaristan’ın gerçek sorunlarını anlamak için abartılı ifadeler kullanmaya gerek yoktur.

Nüfus kaybı zaten ciddi bir meseledir.
Göç zaten önemli bir sorundur.
Kırsal bölgelerin boşalması zaten dikkat çekicidir.

Kurumsal güvenin zayıflaması zaten üzerinde düşünülmesi gereken bir gelişmedir.

Asıl tehlike ise bütün bu sorunların kaçınılmaz bir kader gibi görülmesidir.

Çünkü toplumlar geleceğin değişmeyeceğine inandıklarında çözüm üretme iradelerini de kaybedebilir.

Oysa tarih bize devletlerin zor dönemlerden sonra yeniden güçlenebildiğini göstermektedir.

Bunun için doğru politikalar, güçlü kurumlar ve toplumsal güven gerekir.

Bir ülkenin kaderini değiştiren üç unsur
Birincisi, adalettir.
Adalet olmadan devlet kurumlarına güven kalıcı biçimde güçlenemez.

İkincisi, üretimdir.
Üretim olmadan ekonomik refah sürdürülemez.

Üçüncüsü, ortak gelecek bilincidir.
Toplumun farklı kesimleri birbirini tehdit olarak gördüğünde ortak kalkınma hedefleri zayıflar.

Bu üç unsur birlikte ele alınmadığında reformların etkisi sınırlı kalabilir.

BALKANLARIN GELECEĞİ ÇATIŞMADA DEĞİL, ORTAK AKILDADIR

Balkanlar tarih boyunca büyük siyasi dönüşümlere sahne olmuştur.
İmparatorluklar kurulmuş, devletler değişmiş, sınırlar yeniden çizilmiştir.

Farklı milletler aynı coğrafyada yaşamış, zaman zaman çatışmış, zaman zaman birlikte üretmiş ve kültürel etkileşim içerisinde bulunmuştur.
Bugün Balkanların önünde yeni bir tarihsel fırsat bulunmaktadır.

Bölge ülkeleri geçmişin korkularını sürekli yeniden üretmek yerine ekonomik ve toplumsal iş birliğini güçlendirebilir.

Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve diğer Balkan ülkeleri arasında ulaştırma, enerji, ticaret, turizm ve eğitim alanlarında geliştirilecek ortak projeler bölgenin refahına katkı sağlayabilir.
Bu süreçte Bulgaristan önemli bir rol üstlenebilir.

Ancak bunun için önce kendi içindeki toplumsal güveni güçlendirmesi gerekir.

Çünkü içeride sürekli kutuplaşma yaşayan bir ülkenin dışarıda uzun vadeli stratejik hedeflere odaklanması zorlaşabilir.

Balkanların geleceği, geçmişte kimin kime üstün geldiği tartışmasında değil, yarın birlikte ne üretilebileceği sorusunun cevabındadır.

BULGARİSTAN’I KURTARACAK OLAN YENİ BİR DEVLET AKLI VE ORTAK GELECEK İRADESİDİR

Bugün Bulgaristan’ın önünde tarihsel bir tercih bulunmaktadır.

Ya demografik gerilemeyi, ekonomik eşitsizlikleri ve siyasi güvensizliği kaçınılmaz bir kader olarak görecektir.

Ya da bu sorunları aşmak için uzun vadeli, kapsayıcı ve uygulanabilir bir kalkınma stratejisi geliştirecektir.
Birinci yol, sorunların derinleşmesi riskini taşımaktadır.

İkinci yol ise Bulgaristan’ın yeniden güçlenmesi için fırsatlar sunmaktadır.
Bu nedenle artık yalnızca geçmişi suçlamak yeterli değildir.

Geçmişten ders çıkarılmalıdır.
Ancak gelecek için somut hedefler de belirlenmelidir.

Bugün Bulgaristan’ın ihtiyacı yeni siyasi kavgalar değildir.
Yeni toplumsal kutuplaşmalar değildir.
Yeni etnik korkular değildir.

Bulgaristan’ın ihtiyacı; adaletli bir devlet, üretken bir ekonomi, güçlü bir eğitim sistemi, liyakatli bir kamu yönetimi ve bütün vatandaşlarını kapsayan ortak bir gelecek vizyonudur.

Bir Bulgar çocuğunun da bir Türk çocuğunun da geleceği aynı derecede değerlidir
Bizim için en önemli mesele budur.

Bir Bulgar çocuğu Sofya’da kaliteli eğitim alırken Kırcaali’deki bir Türk çocuğu da aynı fırsatlara sahip olmalıdır.
Bir Roman çocuğu yoksulluk nedeniyle eğitimden uzak kalmamalıdır.

Bir Bulgar genci iş bulmak için ülkesini terk etmek zorunda hissetmemelidir.

Bir Türk genci kendi ana dilini öğrenmekle devletine bağlı olmak arasında tercih yapmaya zorlanmamalıdır.

Bir yaşlı, hangi etnik kökenden gelirse gelsin, hayatının son yıllarını huzur içerisinde geçirebilmelidir.
Çünkü güçlü devletin ölçüsü budur.
Devlet, vatandaşının kim olduğuna değil, onun insan olarak hangi haklara sahip olduğuna bakmalıdır.

İnsanını kaybeden devlet geleceğini kaybeder
Bir devletin gerçek çöküşü her zaman savaş meydanlarında başlamaz.

Bazen sessizce başlar.
Bir köyde son okul kapandığında…
Bir evin kapısına son kez kilit vurulduğunda…

Bir genç ailesine veda ederek başka ülkeye gittiğinde…
Bir anne çocuğuna kendi ülkesinde gelecek olmadığını söylediğinde…

Bir vatandaş adalet aramaktan vazgeçtiğinde…
Bir toplum devletine güvenini kaybettiğinde…

İşte o zaman devletin geleceği için tehlike çanları çalmaya başlar.
Fakat aynı şekilde yeniden yükseliş de sessizce başlayabilir.

Bir köyde yeniden okul açıldığında…
Bir genç ülkesine dönüp iş kurduğunda…
Bir çiftçi toprağını yeniden işlemeye başladığında…
Bir çocuk kendi ana dilini korkmadan öğrenebildiğinde…

Bir vatandaş mahkeme kapısından adalet bulacağına inanarak girdiğinde…

Bir Bulgar ile bir Türk birbirine kuşkuyla değil, güvenle baktığında…
İşte o zaman Bulgaristan yeniden ayağa kalkmaya başlayacaktır.

Unutmayalım:
Bir ülkenin büyüklüğü yalnızca nüfusuyla ölçülmez.
Bir devletin gücü yalnızca ordusuyla ölçülmez.
Bir milletin geleceği yalnızca geçmişteki zaferleriyle belirlenmez.

Gerçek büyüklük, insanı yaşatabilmekte, adaleti koruyabilmekte ve gelecek nesillere yaşanmaya değer bir ülke bırakabilmektedir.

Biz BULTÜRK olarak Bulgaristan’ın geleceğine bu anlayışla bakıyoruz.
Biz güçlü bir Bulgaristan istiyoruz.
Biz demokratik bir Bulgaristan istiyoruz.

Biz Türklerin, Bulgarların, Romanların ve bütün vatandaşların eşit haklarla yaşadığı bir Bulgaristan istiyoruz.

Biz geçmişin acılarının unutulmadığı ama geleceğin de bu acılara mahkûm edilmediği bir Bulgaristan istiyoruz.

Çünkü Bulgaristan’ın kurtuluşu bir milletin diğerine üstün gelmesinde değil, bütün vatandaşlarının ortak bir devlet bilinciyle geleceğe yürümesindedir.

Ve bugün Bulgaristan’ı yönetenlere, yönetmeye talip olanlara ve ülkenin geleceğini düşünen herkese sorulması gereken en önemli soru şudur:

BULGARİSTAN’I KİM YÖNETECEK DEĞİL, BULGARİSTAN NASIL YENİDEN AYAĞA KALKACAK?

Çünkü kişiler gelir, kişiler gider.
Partiler kurulur, partiler kapanır.

Hükümetler değişir.
Cumhurbaşkanları değişir.
Ama devlet kalır.
O devletin yaşaması için de önce insanın yaşaması gerekir.

İNSANI YAŞAT Kİ DEVLET YAŞASIN!

BULGARİSTAN’IN GELECEĞİ, BÜTÜN VATANDAŞLARININ ORTAK GELECEĞİDİR.

Yazar