Rafet ULUTÜRK
İnsan, sadece yaşamak için değil; yaşadığı dünyaya bir anlam bırakmak için vardır
İnsan dünyaya yalnızca doğmak, büyümek, yemek, içmek, kazanmak, tüketmek ve sonunda ölmek için gelmiş olamaz.
Eğer hayat bundan ibaret olsaydı, insanı diğer canlılardan ayıran akıl, vicdan, irade, merhamet, iman, sorumluluk ve gelecek tasavvurunun ne anlamı kalırdı?
İnsanı insan yapan şey, yalnızca nefes alması değildir.
İnsanı insan yapan; neden yaşadığını bilmesi, kimin için yaşadığını düşünmesi ve kendisinden sonra ne bırakacağını sorgulamasıdır.
İşte bu nedenle insanın hayatındaki en önemli soru şudur:
Ben bu dünyadan ne aldım değil, bu dünyaya ne kattım?
Çünkü almak nefsin işidir.
Vermek ise insanlığın.
Nefis Bugünü İster, Nesil Yarını Bekler
Nefis insana sürekli kendisini düşündürür.
Ben ne kazanacağım?
Ben nasıl rahat edeceğim?
Ben nasıl yükseleceğim?
Benim evim, benim arabam, benim makamım, benim param, benim itibarım…
Bütün hayatını yalnızca bu soruların etrafında kuran insan, belki maddi anlamda çok şey elde edebilir.
Fakat geriye dönüp baktığında büyük bir boşlukla karşılaşabilir.
Çünkü insanın gerçek zenginliği sahip olduklarının miktarı değil, başkalarının hayatında oluşturduğu değerdir.
Bir babanın evladına bıraktığı ahlak…
Bir öğretmenin öğrencisine verdiği ilim…
Bir hayırseverin yaptırdığı çeşme…
Bir insanın kurduğu okul…
Bir ağacın gölgesi…
Bir kitap…
Bir burs…
Bir yetimin başının okşanması…
Bir gencin hayatını değiştiren tek bir nasihat…
Bazen bunların değeri, milyonlarca liralık servetten daha büyüktür.
Çünkü servet bölünür.
Mal tükenir.
Makam sona erer.
Fakat iyilik nesilden nesle aktarılabilir.
Bu nedenle hayatın düsturu şu olmalıdır:
Nefsimiz için değil, neslimiz için yaşamak.
İnsan Ölümlüdür, Eseri Yaşayabilir
Dünyadaki en büyük gerçek ölümdür.
Ne kadar güçlü olursanız olun…
Ne kadar zengin olursanız olun…
Ne kadar makam sahibi olursanız olun…
Bir gün bu dünyadan ayrılacaksınız.
O gün ne eviniz sizinle gelecek ne arabanız ne banka hesabınız ne makamınız.
Geriye iki şey kalacaktır:
İnsanların sizin hakkınızdaki duası ve Allah’ın huzuruna götürdüğünüz amelleriniz.
İslam medeniyetinin insana verdiği en büyük hayat perspektiflerinden biri burada ortaya çıkar.
Peygamber Efendimizin bildirdiği üzere insan öldüğünde ameli kesilir; ancak sadaka-i cariye, faydalanılan ilim ve arkasından dua eden hayırlı evlat gibi kalıcı hayırlar devam eder.
Bu bize çok önemli bir şey anlatır:
Ölüm, her şeyi bitirmek zorunda değildir.
İnsan dünyadayken öyle işler yapabilir ki bedeni toprağa girse bile sevabı yaşamaya devam eder.
Bir okul yaptırırsınız, çocuklar okudukça…
Bir kitap yazarsınız, insanlar öğrendikçe…
Bir öğrenci okutursunuz, o öğrenci topluma hizmet ettikçe…
Bir çeşme yaptırırsınız, insanlar su içtikçe…
Bir ağaç dikersiniz, insanlar gölgesinde dinlendikçe…
Bir vakıf kurarsınız, insanlar faydalandıkça…
Amel defteriniz kapanmaz.
İşte gerçek yatırım budur.
Mezarlıklar Yarım Kalmış Hayallerle Doludur
İnsan çoğu zaman hayatın sonsuz olduğunu zanneder.
“Bir gün yaparım.”
“Bir gün yardım ederim.”
“Bir gün kitap yazarım.”
“Bir gün çocuklara burs veririm.”
“Bir gün köyüme hizmet ederim.”
“Bir gün memleketime faydalı olurum.”
Fakat hayat bazen o “bir gün”ü insana vermez.
Mezarlıklar yalnızca ölen insanlarla değil, gerçekleşmemiş hayallerle de doludur.
Yazılmamış kitaplar…
Kurulmamış vakıflar…
Söylenmemiş güzel sözler…
Barışılmamış kardeşler…
Destek olunmamış gençler…
Dikilememiş ağaçlar…
Bu nedenle iyiliği ertelemek, aslında hayatı ertelemektir.
İnsan elinden gelen iyiliği bugün yapmalıdır.
Çünkü yarının garantisi yoktur.
Dünyaya Yük Olmak mı, Değer Katmak mı?
Bir insanın hayatını değerlendirirken belki de şu basit soruyu sormak gerekir:
Bu insan yaşadığı dünyaya ne kattı?
Bir aile yetiştirdi mi?
Bir öğrenci yetiştirdi mi?
Bir eser bıraktı mı?
Bir insanın derdini çözdü mü?
Bir toplumun geleceğine katkı sağladı mı?
Bir yanlışın karşısında durdu mu?
Bir doğruyu savundu mu?
Bir çocuğun elinden tuttu mu?
Bir ağacın dikilmesine vesile oldu mu?
Bir insanın duasını aldı mı?
Eğer insan hayatını sadece yemek, içmek, kazanmak ve tüketmek üzerine kurarsa, insan olmanın yüksek sorumluluğunu yerine getirememiş olur.
Fakat burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır.
İnsanı “hayvandan farkı yoktur” diye aşağılamak yerine, insanın kendisine verilmiş akıl, vicdan ve iradenin hakkını vermesi gerektiğini söylemek daha doğru ve daha derindir.
Çünkü hayvan yaratılışının gereğini yerine getirir.
İnsana ise çok daha büyük bir sorumluluk verilmiştir.
İnsan tercih eder.
İnsan iyilik yapabilir.
İnsan fedakârlık gösterebilir.
İnsan kendi nefsine rağmen başkası için yaşayabilir.
İşte insanı yücelten budur.
En Büyük Miras Para Değildir
Bugün birçok insan çocuklarına ev, arsa, para veya şirket bırakmak için yıllarca çalışıyor.
Elbette ailesinin geleceğini düşünmek değerlidir.
Fakat çocuklara bırakılacak en büyük miras yalnızca mal değildir.
İsimdir.
Ahlaktır.
İtibardır.
İlimdir.
Duruştur.
Bir çocuk babasının veya dedesinin adını duyduğunda insanlar:
“Allah razı olsun, çok iyi insandı.”
diyorsa, bundan büyük miras azdır.
Ama milyonlarca lira bırakıp arkasından kötü hatırlanmak gerçek zenginlik değildir.
Bu nedenle nesil yetiştirmek, yalnızca çocuk sahibi olmak değildir.
Nesil yetiştirmek; değer aktarmaktır.
Çocuklarımıza ne kadar para bıraktığımız kadar, nasıl bir karakter bıraktığımız da önemlidir.
Bir İnsan Bir Nesli Değiştirebilir
Bazen insanlar şöyle düşünür:
“Ben tek başıma ne yapabilirim?”
Çok şey yapabilirsiniz.
Bir çocuğun eğitim masrafını karşılamak belki bir aileyi değiştirir.
O çocuk doktor olur, yüzlerce insanı iyileştirir.
Bir gence kitap vermek onun dünyasını değiştirir.
O genç öğretmen olur, binlerce öğrenci yetiştirir.
Bir fidan dikmek küçük görünür.
Ama yıllar sonra yüzlerce insan onun gölgesinden faydalanabilir.
İyilik zincir gibidir.
Bir halkası diğerini doğurur.
Bu nedenle hiçbir hayır küçük değildir.
Belki sizin küçümsediğiniz bir iyilik, Allah katında hayatınızın en büyük ameli olabilir.
İnsanların Kalbinde Bir Yer Bırakmak
Hayatın sonunda önemli olan kaç kişinin sizi tanıdığı değildir.
Kaç kişinin sizi hayırla hatırladığıdır.
İnsan bazen büyük makamlar elde eder ama arkasından kimse dua etmez.
Başka biri küçük bir köyde yaşar.
Belki büyük serveti yoktur.
Ama bir gün öldüğünde bütün köy onun için:
“İyi adamdı.”
der.
İşte gerçek servet budur.
İnsanların kalbinde bıraktığınız yer.
Çünkü mezar taşındaki isim zamanla silinebilir.
Fakat insanların gönlüne yazılan isim kolay kolay silinmez.
Nefsin En Büyük Aldatmacası
Nefis insana sürekli şunu söyler:
“Biraz daha kazan.”
“Biraz daha biriktir.”
“Biraz daha yüksel.”
Sonra?
Biraz daha.
Sonra?
Biraz daha.
Bu yarışın sonu yoktur.
İnsan bir noktada durup kendisine sormalıdır:
Ben ne zaman vermeye başlayacağım?
Çünkü hayat yalnızca biriktirme sanatı değildir.
Hayat aynı zamanda paylaşma sanatıdır.
Para biriktirebilirsiniz.
Ama dua biriktirmek daha değerlidir.
Mal biriktirebilirsiniz.
Ama gönül biriktirmek daha değerlidir.
Makam biriktirebilirsiniz.
Ama hayır biriktirmek daha değerlidir.
Ölmeden Önce Kendi Vakfımızı Kurmalıyız
Buradaki vakıftan kastımız mutlaka resmi bir kurum değildir.
Her insan kendi hayatında küçük bir “iyilik sistemi” kurabilir.
Bir öğrenci okutabilir.
Her yıl birkaç fidan dikebilir.
Köyündeki ihtiyaç sahibine yardım edebilir.
Bir kitaplık kurabilir.
Bir gence meslek öğretebilir.
Bir kültürel mirası kayıt altına alabilir.
Bir aile tarihini yazabilir.
Bir çeşme yaptırabilir.
Bir caminin tamirine katkı sağlayabilir.
Bir bilim insanını destekleyebilir.
Bir yetime sahip çıkabilir.
Yani herkes kendi imkânı ölçüsünde geleceğe akan bir iyilik nehri oluşturabilir.
Önemli olan miktar değil, devamlılıktır.
Mezar Taşına Değil, Geleceğe Yazılmak
Bir gün hepimizin mezar taşında iki tarih olacak.
Doğduğumuz gün…
Öldüğümüz gün…
Fakat o iki tarih arasında küçük bir çizgi bulunacak.
İşte bütün hayatımız o çizginin içindedir.
Soru şudur:
O çizginin içine ne sığdıracağız?
Kaç ev aldığımız mı?
Kaç araba değiştirdiğimiz mi?
Kaç makam gördüğümüz mü?
Yoksa kaç insanın hayatına dokunduğumuz mu?
İşte insanın gerçek biyografisi burada yazılır.
Son Söz: Öyle Yaşayın ki Ölümünüz Hayrınızı Durduramasın
İnsan için en büyük hedef yalnızca uzun yaşamak olmamalıdır.
Faydalı yaşamak olmalıdır.
Öyle yaşamalıyız ki biz öldüğümüzde bile iyiliklerimiz yaşamaya devam etsin.
Bir öğrenci bizi hatırlasın.
Bir çocuk bizim sayemizde okusun.
Bir ağaç bizim adımıza büyüsün.
Bir kitap bizim düşüncemizi geleceğe taşısın.
Bir aile bizim yaptığımız iyiliği çocuklarına anlatsın.
Bir insan mezarımızın başından geçerken:
“Allah bu insandan razı olsun.”
desin.
Çünkü insan bu dünyaya yalnızca var olmak için gelmedi.
Değer üretmek için geldi.
Yalnızca kendisi için değil…
Ailesi için…
Milleti için…
İnsanlık için…
Ve kendisinden sonra gelecek nesiller için.
Bu nedenle hayatımızın temel düsturu şu olmalıdır:
Nefsimiz için değil, neslimiz için yaşayalım.
Tükettiğimiz kadar üretelim.
Aldığımız kadar verelim.
Konuştuğumuz kadar eser bırakalım.
Ve öyle bir hayat yaşayalım ki toprağa girdiğimiz gün bedenimiz dursun ama amelimiz devam etsin.
Çünkü gerçek ölümsüzlük, insanın bedeninin yaşaması değildir.
İyiliğinin yaşamaya devam etmesidir.

Öztürkler, Türk Dünyası Aba Güreşi Turnuvası Finallerine Katıldı
Ankara’da Türk Dünyasının Renkleri Buluştu: Keçiören’de Kültür Şöleni
Şanlı Erenköy Direnişi’nin 62. Yılında Kıbrıs Türklerinin Mücadelesi Anılıyor
Aliyev ve Paşinyan Bölgesel Barış ve Ulaşım Projelerini Görüştü
Saraybosna’daki Aliya İzzetbegoviç Müzesi Yenilenen Yüzüyle Ziyaretçilerini Bekliyor