Dr. Nedim BİRİNCİ
Plajlardan yükselen eleştiriler, makam odalarından verilen cevaplar ve geleceğini arayan bir milletin sessiz çığlığı
Bir ülkeyi yönetmek yalnızca iktidarda kalmak değildir. Bir ülkeyi yönetmek, onun geçmişinin acılarını anlamak, bugünün sorunlarını çözmek ve gelecek nesillerine umut bırakmaktır. Bulgaristan’ın bugün ihtiyacı olan şey daha fazla siyasi kavga değil; daha fazla devlet aklı, vicdan, merhamet, adalet ve sorumluluktur.
Bir cümle, bir ülkenin bütün yaralarını yeniden açtı
Bulgaristan siyasetinde Rumen Radev’e atfedilen bir açıklama dikkatimi çekti:
“Bazıları plajlardan bize saldırırken biz aynı tempoyla çalışmaya devam edeceğiz.”
İlk bakışta sıradan bir siyasi polemik gibi görülebilecek bu sözler, aslında çok daha derin bir tartışmayı gündeme getiriyor.
Bir tarafta ülkeyi yönetme sorumluluğunu taşıdığını söyleyenler, diğer tarafta hükümeti eleştiren siyasi çevreler…
Bir tarafta Avrupa’ya verilen sözler, yürütülen projeler ve ekonomik hedefler…
Diğer tarafta geçim sıkıntısı yaşayan vatandaşlar, boşalan köyler, göç eden gençler ve geleceğinden endişe duyan aileler…
Ben bu sözleri duyduğumda siyasi liderleri değil, Bulgaristan’ın insanlarını düşündüm.
Rodoplar’da evladının yolunu gözleyen bir anneyi…
Deliorman’da tarlasını sürecek genç bulamayan bir çiftçiyi…
Dobruca’da alın terinin karşılığını bekleyen bir üreticiyi…
Kırcaali’de, Razgrad’da, Şumen’de kapanmış okulların önünden geçen yaşlı insanları…
Ve kendi kendime sordum:
Bulgaristan’ın insanları bu kadar büyük sorunlarla mücadele ederken siyasetçiler daha ne kadar birbirleriyle uğraşacak?
Çünkü bugün Bulgaristan’ın temel meselesi yalnızca kimin iktidarda, kimin muhalefette olduğu değildir.
Asıl mesele, ülkenin nereye gittiğidir.
Siyaset konuşuyor, halk ise çözüm bekliyor
Demokratik bir ülkede muhalefet elbette eleştirecektir.
Hükümetin yanlışlarını ortaya koyacak, yapılan harcamaları sorgulayacak, verilen sözlerin hesabını soracaktır.
Bunlar demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.
Ancak muhalefetin görevi yalnızca eleştirmek değildir. Aynı zamanda ülkenin geleceğine ilişkin gerçekçi alternatifler geliştirmektir.
İktidarın görevi de yalnızca çalıştığını söylemek değildir. Yaptığı çalışmaların sonuçlarını vatandaşın hayatında gösterebilmektir.
Çünkü halkın gözünde siyasetin gerçek ölçüsü sözler değil, sonuçlardır.
Bir hükümet yüzlerce proje açıklayabilir.
Milyarlarca avroluk yatırım programlarından söz edebilir.
Uluslararası toplantılarda önemli anlaşmalara imza atabilir.
Fakat bütün bunların sonunda bir emekli geçinemiyorsa, bir genç iş bulamıyorsa, bir çiftçi üretimden vazgeçiyorsa vatandaşın sormaya hakkı vardır:
Bu projeler kimin hayatını değiştirdi?
Devlet yönetiminde başarı yalnızca rakamlarla ölçülemez.
Başarı, bir annenin çocuğunu güven içinde büyütebilmesidir.
Başarı, bir gencin kendi ülkesinde gelecek kurabilmesidir.
Başarı, yaşlı bir insanın ömrünün son yıllarını yalnızlık ve yoksulluk içinde geçirmek zorunda kalmamasıdır.
Gerçek devlet adamlığı işte burada başlar.
Bulgaristan’ın en büyük kaybı ekonomik değil, insanidir
Bir ülkenin ekonomisi kötüleşebilir, sonra yeniden toparlanabilir.
Fabrikalar kapanabilir, yeni yatırımlarla tekrar açılabilir.
Yollar bozulabilir, yeniden yapılabilir.
Ama bir ülke insanlarını kaybetmeye başladığında çok daha derin bir sorunla karşı karşıya kalır.
Bulgaristan’ın yıllardır yaşadığı en önemli meselelerden biri budur.
Göç.
Nüfus kaybı.
Yaşlanan köyler.
Geleceğini başka ülkelerde arayan gençler.
Bugün Bulgaristan’ın pek çok yerleşim yerinde bu değişimin izleri görülmektedir.
Bir zamanlar düğünlerin yapıldığı meydanlar sessizleşiyor.
Bayramlarda çocukların koştuğu sokaklarda artık yaşlı insanlar yürüyor.
Okullar kapanıyor.
Evlerin pencereleri kararıyor.
Bazen bir köyde yaşayan son birkaç insan, bütün bir neslin hatırasını taşımaya çalışıyor.
İşte bu manzara, Bulgaristan siyasetinin önündeki en büyük sınavlardan biridir.
Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca topraklarının büyüklüğüne veya ekonomik göstergelerine bağlı değildir.
O topraklarda yaşayacak insanların bulunmasına da bağlıdır.
İnsanını kaybeden bir ülke, yalnızca nüfusunu değil, geleceğini de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
Bu nedenle Bulgaristan’ın siyasi partileri arasında en azından demografik kriz, bölgesel kalkınma, eğitim ve istihdam konusunda ortak bir devlet politikası oluşturulmalıdır.
Hükümetler değişse bile bu politikalar devam etmelidir.
Çünkü bir ülkenin geleceği dört veya beş yıllık siyasi hesaplara sığdırılamaz.
Bir annenin gözyaşı, bütün siyasi nutuklardan daha ağırdır
Ben Bulgaristan’ın meselelerine yalnızca siyasi açıdan bakamıyorum.
Çünkü bizim bu topraklarda yaşanmış bir tarihimiz var.
Biz göçün ne demek olduğunu biliyoruz.
Bir evin kapısını son kez kapatmanın ne demek olduğunu biliyoruz.
Bir annenin mezarını geride bırakmanın ne demek olduğunu biliyoruz.
Bir insanın doğduğu topraklardan ayrılırken arkasına dönüp son kez bakmasının ne kadar ağır olduğunu biliyoruz.
1989 yılının acılarını yaşamış ailelerin hafızasında bunlar hâlâ canlıdır.
O yıllarda binlerce aile parçalandı.
İnsanlar doğdukları topraklardan ayrılmak zorunda bırakıldı.
Kimi annesini geride bıraktı, kimi babasını, kimi çocukluk hatıralarını…
Türkiye’ye gelenler yeniden hayat kurmaya çalıştı.
Çalıştı, üretti, mücadele etti.
Fakat kalplerinin bir parçası hep Bulgaristan’da kaldı.
Bugün aradan geçen yıllara rağmen aynı coğrafyada başka nedenlerle yeni ayrılıklar yaşanıyor.
Bu kez birçok genç ekonomik fırsatların peşinden gidiyor.
Ama geride kalan annenin gözyaşı yine aynı.
Kapının önünde bekleyen babanın özlemi yine aynı.
Bu nedenle Bulgaristan’ın geleceğini konuşurken yalnızca ekonomik büyüme oranlarını değil, insanların hayat hikâyelerini de konuşmalıyız.
Çünkü devlet dediğimiz yapı, insanın hayatını korumak ve kolaylaştırmak için vardır.
Bir devletin büyüklüğü, sahip olduğu makamların ihtişamıyla değil, vatandaşlarının gözyaşını ne kadar azaltabildiğiyle ölçülür.
Avrupa’ya karşı güvenilir olmak önemlidir, kendi halkına karşı güvenilir olmak ise zorunluluktur
Paylaşılan açıklamalarda hükümetin Avrupalı ortaklarına karşı dürüst davrandığı ve projelerin gerçekleştirilmesi için çalıştığı vurgulanıyor.
Bu yaklaşım önemli bir tartışmayı beraberinde getiriyor.
Bulgaristan Avrupa Birliği’nin bir üyesidir.
Avrupa ile güçlü ilişkiler kurmak, uluslararası yükümlülükleri yerine getirmek, yatırımları artırmak ve ekonomik kalkınmayı desteklemek ülke açısından önemlidir.
Ancak burada unutulmaması gereken temel bir gerçek vardır.
Devletin ilk sorumluluğu kendi vatandaşınadır.
Brüksel’e verilen sözler yerine getirilirken Kırcaali’deki çiftçinin sorunları unutulmamalıdır.
Avrupa fonları konuşulurken Deliorman’daki köy yolları hatırlanmalıdır.
Büyük ekonomik projeler açıklanırken Şumen’deki işsiz gençlerin geleceği düşünülmelidir.
Uluslararası başarılar anlatılırken Razgrad’daki emeklinin yaşam şartları da değerlendirilmelidir.
Çünkü Avrupa ile bütünleşmenin gerçek başarısı yalnızca kurumlar arasında yapılan anlaşmalarda değil, vatandaşların hayatında ortaya çıkmalıdır.
Bulgaristan’ın Avrupa’daki konumunu güçlendirmek ile kendi halkının refahını artırmak birbirinin alternatifi değildir.
Tam tersine birbirini tamamlaması gereken iki temel hedeftir.
Türkler ve Müslümanlar seçimlerin değil, devletin eşit vatandaşlarıdır
Bulgaristan’ın geleceğini konuşurken Türkleri ve Müslümanları görmezden gelmek mümkün değildir.
Bu insanlar Bulgaristan’ın tarihinin, kültürünün, ekonomisinin ve toplumsal hayatının ayrılmaz parçalarıdır.
Yüzyıllardır aynı topraklarda yaşamış, aynı zorlukları paylaşmış, aynı ülkenin gelişmesine emek vermişlerdir.
Fakat geçmişte yaşanan asimilasyon politikaları, zorunlu göç ve ayrımcılık uygulamaları toplumun hafızasında derin izler bırakmıştır.
Demokratik Bulgaristan’ın sorumluluğu bu yaraları görmezden gelmek değil, hukuk ve eşit vatandaşlık temelinde iyileştirmektir.
Bugün Türklerin yoğun yaşadığı bölgelerde ekonomik kalkınma, eğitim, kültürel haklar, kamu hizmetlerine erişim ve gençlerin göçü gibi meseleler önemini korumaktadır.
Bu sorunların çözümü yalnızca Türklerin yararına değildir.
Bütün Bulgaristan’ın yararınadır.
Çünkü bir ülkenin herhangi bir bölgesi geri kaldığında bundan bütün ülke etkilenir.
Bir topluluğun devlete güveni zayıfladığında bundan demokratik sistem zarar görür.
Bir vatandaş kendisini ikinci sınıf hissettiğinde ortak aidiyet duygusu yara alır.
Bizim savunduğumuz anlayış açıktır:
Türk’e ayrı, Bulgar’a ayrı, Roman’a ayrı bir devlet değil; bütün vatandaşlarına aynı adaleti gösteren bir Bulgaristan.
Türkler yalnızca seçim zamanı hatırlanmamalıdır.
Oyları üzerinden siyasi hesaplar yapılan bir topluluk olarak görülmemelidir.
Bulgaristan Türkleri, ülkenin geleceğinin şekillenmesinde eşit haklara ve sorumluluklara sahip vatandaşlardır.
Bulgaristan’ın ihtiyacı güçlü liderden önce güçlü devlet kurumlarıdır
Siyasi tartışmalar çoğu zaman liderlerin kişilikleri etrafında şekilleniyor.
Kim daha güçlü konuştu?
Kim rakibine daha sert cevap verdi?
Kim televizyon tartışmasında üstünlük sağladı?
Kim daha fazla alkış aldı?
Oysa devlet yönetiminde asıl önemli olan bunlardan çok daha fazlasıdır.
Anayasayı bilmek.
Kurumların görev ve yetkilerine saygı göstermek.
Kriz dönemlerinde soğukkanlı kalmak.
Ekonomik gerçekleri anlamak.
Uluslararası dengeleri doğru değerlendirmek.
Ve en önemlisi, devletin bütün vatandaşlarına karşı eşit sorumluluk taşımak.
Cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve diğer devlet makamları kişisel siyasi mücadele alanları değildir.
Bu makamlar anayasal sorumlulukların yerine getirildiği kurumlardır.
Güçlü devlet, yalnızca güçlü bir liderin varlığıyla kurulmaz.
Güçlü devlet; bağımsız yargıyla, hesap verebilir yönetimle, liyakatli kamu görevlileriyle ve hukukun üstünlüğüyle kurulur.
Bugün Bulgaristan’ın en önemli stratejik ihtiyaçlarından biri budur.
Siyasi liderler değişse bile kurumlar ayakta kalmalıdır.
Hükümetler değişse bile devletin temel politikaları devam etmelidir.
Seçim sonuçları ne olursa olsun vatandaşların hakları korunmalıdır.
Devletin devamlılığı, siyasi partilerin devamlılığından daha önemlidir.
Balkanlar’da siyasi kavganın bedeli yalnızca Bulgaristan’a çıkmaz
Bulgaristan’ın bulunduğu coğrafya son derece stratejiktir.
Karadeniz’e açılan, Avrupa ile Türkiye arasında önemli bir geçiş noktası oluşturan, Balkanlar’ın siyasi ve ekonomik dengelerinde rol oynayan bir ülkeden söz ediyoruz.
Bu nedenle Bulgaristan’daki siyasi istikrar yalnızca ülkenin iç meselesi değildir.
Bölgesel ticareti, enerji güvenliğini, ulaşım bağlantılarını ve komşu ülkelerle ilişkileri de etkiler.
Özellikle Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkiler bu açıdan önemlidir.
İki ülke arasında yalnızca sınır bulunmuyor.
Ortak tarih var.
Aile bağları var.
Ticaret var.
Kültür var.
İki ülke arasında hayatını sürdüren insanlar var.
Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşları bu ilişkilerin insani köprüsünü oluşturuyor.
Bu insanların vatandaşlık, sosyal güvenlik, konsolosluk hizmetleri, eğitim ve aile bağlantılarıyla ilgili sorunlarının çözülmesi iki ülkenin ortak çıkarınadır.
Bulgaristan’daki siyasi rekabet, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesine engel olmamalıdır.
Tam tersine, güçlü Bulgaristan–Türkiye ilişkileri Balkanlar’da barışa, istikrara ve ekonomik kalkınmaya katkıda bulunabilir.
Bunun için günlük siyasi tartışmaların ötesine geçen uzun vadeli bir devlet aklına ihtiyaç vardır.
İktidarın da muhalefetin de önüne konulması gereken beş soru
Bugün Bulgaristan’da hangi siyasi görüşten olursa olsun bütün yöneticilerin cevaplaması gereken temel sorular bulunmaktadır.
Birincisi: Ülkeden ayrılan gençlerin geri dönmesi için hangi somut ekonomik ve sosyal imkânlar oluşturulacaktır?
İkincisi: Boşalan köyler, yaşlanan nüfus ve kapanan okullar karşısında nasıl bir ulusal kalkınma programı uygulanacaktır?
Üçüncüsü: Yolsuzlukla mücadele, kamu kaynaklarının şeffaf kullanılması ve devlet kurumlarına güvenin yeniden sağlanması için hangi adımlar atılacaktır?
Dördüncüsü: Türkler, Bulgarlar, Romanlar, Pomaklar ve diğer bütün topluluklar arasında eşit vatandaşlık anlayışı nasıl güçlendirilecektir?
Beşincisi: Bulgaristan’ın Avrupa Birliği içindeki konumu, Türkiye ile ilişkileri ve Balkanlar’daki stratejik rolü nasıl daha güçlü hâle getirilecektir?
Bu sorulara cevap vermeyen bir siyaset anlayışı, yalnızca günlük tartışmalarla ülkenin geleceğini güvence altına alamaz.
Çünkü gerçek siyaset, rakibini yenmekten önce sorunları çözebilmektir.
Siyasi ahlak yeniden inşa edilmeden toplumsal güven güçlenemez
Bugün yalnızca Bulgaristan’da değil, dünyanın pek çok ülkesinde siyasete duyulan güven sorgulanıyor.
İnsanlar verilen sözlerin tutulmasını istiyor.
Siyasi liderlerin dürüst davranmasını bekliyor.
Devlet kaynaklarının adaletli kullanılmasını talep ediyor.
Bu beklentiler son derece doğaldır.
Ancak siyasi ahlak yalnızca yolsuzluk yapmamak değildir.
Siyasi ahlak, vatandaşın zamanına saygı duymaktır.
Yapamayacağı bir işi vaat etmemektir.
Kendi hatasını kabul edebilmektir.
Rakibinin doğru yaptığı bir işi takdir edebilmektir.
Kendisini desteklemeyen vatandaşın da hakkını savunabilmektir.
Ve gerektiğinde ülkenin çıkarını kendi siyasi çıkarının önüne koyabilmektir.
İşte Bulgaristan’ın ihtiyaç duyduğu yeni siyasi kültür budur.
Bir ülkenin siyasetçileri birbirleriyle konuşamaz hâle gelirse toplumun birlikte yaşama iradesi de zarar görebilir.
Bu nedenle siyasi rekabetin sınırını hukuk, saygı ve ortak sorumluluk belirlemelidir.
Siyasi rakip olmak mümkündür. Ama aynı ülkenin geleceğine karşı sorumluluk taşımaktan vazgeçmek mümkün değildir.
2026 seçimleri yalnızca bir makamın değil, devlet anlayışının sınavıdır
Bulgaristan’ın içinde bulunduğu seçim süreci, siyasi liderlerin devlet anlayışlarını değerlendirmek bakımından önemli bir fırsattır.
Seçmenler adayların yalnızca konuşmalarına değil, geçmişteki görevlerine, kararlarına, bilgi birikimlerine ve kriz yönetimindeki tutumlarına da bakmalıdır.
Cumhurbaşkanlığı makamının anayasal sınırlarını bilen, farklı toplumsal kesimlere eşit yaklaşan ve devlet kurumları arasında uyumu gözeten bir anlayış önemlidir.
Aynı şekilde hükümetlerin de vaatleri ile uygulamaları arasındaki farkı açıklaması gerekir.
Demokratik seçimlerin gerçek değeri, vatandaşın özgür iradesiyle karar verebilmesidir.
Hiçbir vatandaş siyasi baskı altında hissetmemelidir.
Hiçbir topluluk bir partinin doğal oy deposu olarak görülmemelidir.
Hiçbir siyasi lider kendisini devletin üzerinde konumlandırmamalıdır.
Çünkü demokrasi, vatandaşın iradesine saygıyla başlar.
Seçimlerden sonra ise kazananların ve kaybedenlerin aynı ülkenin vatandaşları olarak birlikte yaşamaya devam edeceği unutulmamalıdır.
Geleceğin Bulgaristan’ı nasıl olmalı?
Benim görmek istediğim Bulgaristan, siyasi kavgalarla yorulan bir ülke değildir.
Ben Rodoplar’da yeniden çocuk seslerinin yükseldiği bir Bulgaristan görmek istiyorum.
Deliorman’ın köylerinde gençlerin tarım ve üretimle yeniden hayat kurabildiği bir Bulgaristan görmek istiyorum.
Dobruca’nın bereketli topraklarının yalnızca geçmişin hatırası değil, geleceğin ekonomik gücü olduğu bir ülke görmek istiyorum.
Kırcaali’de Türk ile Bulgar’ın birbirine kuşkuyla değil, güvenle baktığı bir toplum görmek istiyorum.
Şumen’de, Razgrad’da, Silistra’da, Sofya’da insanların kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğramadığı bir ülke görmek istiyorum.
Türkiye’ye göç etmiş ailelerin doğdukları köylere yalnızca mezar ziyareti için değil, yatırım yapmak, çalışmak ve yeniden hayat kurmak için dönebildiği bir Bulgaristan görmek istiyorum.
Bu hedeflerin gerçekleşmesi kolay değildir.
Ama imkânsız da değildir.
Bunun için siyasi irade gerekir.
Ekonomik planlama gerekir.
Eğitim gerekir.
Hukuk gerekir.
Ve bütün bunlardan önce insana değer veren bir yönetim anlayışı gerekir.
Plajlar geçer, makamlar değişir, ama Bulgaristan kalır
Bugün iktidarda olanlar yarın muhalefete geçebilir.
Bugün muhalefette olanlar yarın ülkeyi yönetebilir.
Cumhurbaşkanları değişir.
Başbakanlar değişir.
Parti liderleri değişir.
Makam odalarındaki fotoğraflar değişir.
Ama Bulgaristan kalır.
Rodop Dağları kalır.
Arda Nehri akmaya devam eder.
Deliorman’ın ormanları, Dobruca’nın tarlaları, Balkan Dağları’nın yamaçları yerinde durur.
Ve o topraklarda yaşayan insanlar hayatlarına devam eder.
Bir anne yine evladını bekler.
Bir baba yine ailesinin geçimini düşünür.
Bir genç yine geleceğini arar.
Bir çocuk yine hayal kurar.
İşte siyasetin gerçek sorumluluğu bu insanların hayatlarını güzelleştirmektir.
Bizim geçmişimizde yeterince acı var.
Zorunlu göçler var.
Ayrılıklar var.
Asimilasyonun yaraları var.
Yoksulluk var.
Kaybedilmiş yıllar var.
Artık gelecek nesillere yeni acılar bırakmayalım.
Onlara güven bırakalım.
Adalet bırakalım.
Barış bırakalım.
Birlik bırakalım.
Ve her şeyden önemlisi, yaşamak isteyecekleri bir Bulgaristan bırakalım.
Buradan Bulgaristan’ın bütün siyasi liderlerine seslenmek istiyorum:
Birbirinizi eleştirin ama ülkenizin geleceğini unutmayın.
Demokratik mücadele verin ama vatandaşları birbirine düşman etmeyin.
Seçimleri kazanmaya çalışın ama ülkenin uzun vadeli çıkarlarını günlük siyasi hesaplara feda etmeyin.
Çünkü Bulgaristan’ın geleceği hiçbir partinin tek başına sahiplenebileceği kadar küçük değildir.
Bu ülke hepimizin ortak evidir.
Bir devletin gerçek gücü ordusundan, ekonomisinden ve kurumlarından gelir; fakat bütün bunları ayakta tutan en önemli unsur, vatandaşlarının o devlete duyduğu güvendir.
O güven kaybolursa en güçlü makamlar bile toplumun sorunlarını çözmekte yetersiz kalır.
O güven yeniden kurulursa en zor krizlerin üstesinden gelmek mümkün olur.
Unutmayalım:
Bir siyasetçi seçim kazanarak iktidara gelebilir. Fakat ancak adaletiyle, bilgisiyle, cesaretiyle, vicdanıyla ve halkına yaptığı hizmetlerle devlet adamı olarak tarihe geçebilir.
Bugün Bulgaristan’ın ihtiyacı yalnızca yeni bir cumhurbaşkanı, yeni bir hükümet veya yeni bir siyasi ittifak değildir.
Bulgaristan’ın ihtiyacı, insanını kaybetmeyen, vatandaşını ayrıştırmayan, geleceğini siyasi kavgaların gölgesinde bırakmayan yeni bir devlet anlayışıdır.
Ve o anlayışın merkezinde tek bir ilke bulunmalıdır:
ÖNCE İNSAN, ÖNCE ADALET, ÖNCE BULGARİSTAN’IN ORTAK GELECEĞİ!
Çünkü bir gün hepimiz bu dünyadan ayrılacağız.
Geriye ne makamlarımız kalacak ne siyasi tartışmalarımız.
Geriye yalnızca yaptıklarımız, dokunduğumuz hayatlar ve gelecek nesillere bıraktığımız ülke kalacak.
Öyleyse çocuklarımız bizleri siyasi kavgalarımızla değil, kurduğumuz barışla; ayrılıklarımızla değil, sağladığımız birlikle; verdiğimiz sözlerle değil, gerçekleştirdiğimiz hizmetlerle hatırlasın.
Not.
“Devlet adamlığı, bir ülkenin üzerinde hüküm sürmek değil; o ülkenin insanlarının yükünü omuzlarında taşıyabilmektir.”

Bulgaristan’ın Kaderi Siyasi Kavgalarda Değil, Devlet Aklı ve Halkın Vicdanında Yazılacak!
Bir Televizyon Tartışmasından Geriye Kalan: Devlet Aklı, Bilgi ve Bir Annenin Şefkati
BULTÜRK’ten İliyana Yotova’ya Tebrik: Devlet Meselelerini Ciddiyetle Tartışmak Önemlidir
Aklı Olan Deli Olur!
Yapraklar Döküldü, Kökler Uyandı: Yeni Türkiye’nin Kapısı Açılıyor!
Cumhuriyet, Umudun ve Dirilişin Tarihidir!
Hayat Bu… Acısıyla, Tatlısıyla Her Şey İnsan İçin!




