Raziye ÇAKIR
İnsan bazen mutluluğun peşinden o kadar çok koşuyor ki,
mutluluğun içinde yaşadığını fark edemiyor.
Daha çok param olsun diyor.
Daha güzel bir evim olsun…
Borçlarım bitsin…
Çocuklar büyüsün…
Emekli olayım…
Şu sıkıntılar bir geçsin…
“Sonra rahat edeceğim.”
“Sonra yaşayacağım.”
“Sonra mutlu olacağım.”
Ama hayatın çok acı bir gerçeği var:
Biz “sonra” derken, hayat “şimdi” geçiyor.
Ve bir gün insan arkasına dönüp baktığında, yıllarca ulaşmaya çalıştığı mutluluğun aslında geride bıraktığı günlerin içinde olduğunu anlıyor.
EVDEKİ SESLERİN KIYMETİNİ SESSİZLİK ÖĞRETİYOR
Bir ev düşünün…
Mutfaktan tabak sesleri geliyor.
Bir odadan televizyon sesi…
Bir çocuk koşuyor.
Biri diğerine sesleniyor:
“Çay koyayım mı?”
Belki o an bunların hiçbirini önemsemiyoruz.
Hatta bazen gürültüden şikâyet ediyoruz.
Sonra yıllar geçiyor.
Çocuklar büyüyor.
Kimi başka şehre gidiyor.
Kimi kendi yuvasını kuruyor.
Anne yaşlanıyor.
Baba susuyor.
Bir gün aynı evde oturuyorsunuz ama o eski sesler yok.
İşte o zaman anlıyorsunuz:
Meğer gürültü dediğimiz şey, mutluluğun sesiymiş.
BİR SANDALYE BOŞALINCA…
Kalabalık aile sofralarını düşünün.
Birinin yemeği beğenmediği, diğerinin ekmek istediği, bir başkasının eski bir hatırayı anlattığı sofraları…
O günlerde bize sıradan gelir.
Sonra yıllar geçer.
Aynı masa yeniden kurulur.
Fakat bir sandalye boş kalır.
Sonra belki bir başkası…
İşte o zaman insan masadaki yemeklere değil, boş sandalyeye bakar.
Ve içinden keşke der:
“Bir akşam daha hep birlikte oturabilseydik…”
Ama bazı sofraların tekrarı yoktur.
Bazı insanlar gittikten sonra dünyanın bütün zenginliğini verseniz de o sandalyeye yeniden oturmazlar.
ANNE VE BABA HEP ORADAYMIŞ GİBİ GELİR
İnsan anne ve babasını kaybetmeden onların faniliğini pek düşünmez.
Anne arar:
“Üzerini sıkı giy.”
Baba sorar:
“İşler nasıl?”
Bazen acelemiz vardır.
“Sonra konuşuruz.” deriz.
Telefonu kısa keseriz.
Çünkü onların hep orada olacağını sanırız.
Ama hayatın “hep” diye bir sözü yoktur.
Bir gün telefon çalmaz.
Bir gün kapı açılmaz.
Bir gün o nasihatleri duymak için dünyaları vermeye hazır olursunuz.
Ama artık yalnızca hatıralar konuşur.
O yüzden anneniz hayattaysa sesini kaydedin kalbinize.
Babanız yanınızdaysa yanında biraz daha oturun.
Nasihatlerini bin defa duymuş olsanız bile bin birinci kez dinleyin.
Çünkü gün gelir, insan en çok “Bir daha söyle.” diyemediği sözleri özler.
ÇOCUKLARINIZIN ÇOCUKLUĞU SADECE BİR KEZ YAŞANACAK
“Baba benimle oynar mısın?”
“Anne bana bakar mısın?”
“Gel, sana bir şey göstereceğim.”
Biz ise çoğu zaman:
“Şimdi işim var.”
“Biraz sonra.”
“Yarın yaparız.”
deriz.
Ama çocuk beklerken büyür.
Bir gün odasına kapanır.
Bir gün arkadaşları sizden daha önemli olur.
Bir gün bavulunu alıp kendi hayatına gider.
Ve siz o zaman oyuncaklarla dolu eski bir fotoğrafa bakıp:
“Keşke biraz daha oynasaydım.”
dersiniz.
Çünkü çocukların çocukluğu ertelenemez.
Onların bugününü kaçırırsanız, yarın paranız olabilir, zamanınız olabilir; ama o çocuk artık küçük olmayacaktır.
BAZI FOTOĞRAFLAR NEDEN İNSANIN CANINI YAKAR?
Eski fotoğraflara bakarken neden bazen gözlerimiz dolar?
Çünkü fotoğraf aynı kalmıştır ama içindeki insanlar değişmiştir.
Bazıları yaşlanmıştır.
Bazıları uzaklaşmıştır.
Bazıları artık bu dünyada değildir.
Fotoğraftaki çocuk büyümüştür.
Fotoğraftaki genç ihtiyarlamıştır.
Fotoğraftaki ev belki yıkılmıştır.
Ama fotoğraf hâlâ gülümsemektedir.
İnsan o zaman anlıyor:
Fotoğraflar zamanı durdurmuyor.
Sadece zamanın bizden neleri aldığını gösteriyor.
BİZ MUTLULUĞU ÇOK BÜYÜK BİR ŞEY SANDIK
Mutluluğu büyük evlerde aradık.
Yeni arabalarda…
Makamda…
Parada…
Alkışta…
Başarıda…
Oysa mutluluk bazen çok daha küçük görünüyordu.
Sabah mutfaktan gelen çay kokusuydu.
Pencereden içeri giren güneşti.
“Eve geldim.” diyebileceğiniz bir kapıydı.
Annenizin yaptığı yemekti.
Babanızın kapının önündeki ayakkabısıydı.
Çocuğunuzun size sarılmasıydı.
Bir dostun gece yarısı:
“Bir şeye ihtiyacın var mı?”
diye sormasıydı.
Biz bunları hayatın ayrıntıları sandık.
Meğer hayatın kendisi bunlarmış.
BİR SABAHIN BİLE GARANTİSİ YOK
Her gece yatağa giriyoruz.
Ve sabah kalkacağımızı doğal kabul ediyoruz.
Oysa dünyanın bir yerinde bir insan dün gece yarın için plan yaptı ama bu sabah uyanamadı.
Bir başkası ailesine “Yarın görüşürüz.” dedi ama görüşemedi.
Bir başkası söylemesi gereken “Seni seviyorum” sözünü erteledi.
Hayat bazen insanı en çok yarım kalan cümlelerden vuruyor.
Bu yüzden sevgiyi ertelemeyin.
Teşekkürü ertelemeyin.
Özür dilemeyi ertelemeyin.
Sarılmayı ertelemeyin.
Çünkü insanın en büyük pişmanlıkları çoğu zaman yaptıklarından değil, vakti varken yapmadıklarından kalıyor.
DÜNYANIN EN MUTLU İNSANI BELKİ DE SENSİN
Sabah kalktığında yürüyebiliyorsan…
Nefes alabiliyorsan…
Bir bardak suyu kendi ellerinle içebiliyorsan…
Arayabileceğin bir insan varsa…
Seni merak eden biri varsa…
Başını sokabileceğin bir evin varsa…
Sofranda paylaşabileceğin bir lokma varsa…
Belki de fakir değilsin.
Belki de eksik değilsin.
Belki sadece ne kadar zengin olduğunu henüz fark etmedin.
SONRA DEĞİL, ŞİMDİ…
Bir gün hepimizin evinde bir eşya bizden daha uzun yaşayacak.
Bir gömlek dolapta kalacak.
Bir bardak mutfakta…
Bir kitap rafta…
Bir fotoğraf duvarda…
Biz olmayacağız.
Hayat devam edecek.
İşte bunun için bugün kıymetlidir.
Bugün annenizi arayın.
Babanızın yanına oturun.
Çocuğunuza sarılın.
Eşinizin gözlerinin içine bakın.
Eski dostunuzu arayın.
Kırgınlığınız varsa ve mümkünse bitirin.
Seviyorsanız söyleyin.
Çünkü insan mezarlıklarda en çok söylenememiş sözlerle karşılaşıyor.
Keşkelerle…
“Bir kez daha görebilseydim…”
“Bir kez daha sarılabilseydim…”
“Keşke o gün telefonu kapatmasaydım…”
“Keşke biraz daha yanında otursaydım…”
MUTLULUK, KAYBETMEDEN ÖNCE KIYMETİNİ BİLMEKTİR
Belki dünyanın en mutlu insanı her şeye sahip olan değildir.
Kaybetmeden önce sahip olduklarının değerini anlayandır.
Çünkü bazı zenginliklerin banka hesabı yoktur.
Bir annenin duası…
Bir babanın gölgesi…
Bir çocuğun sarılması…
Bir eşin sadakati…
Bir dostun omzu…
Sağlıklı bir beden…
Huzurlu bir uyku…
Ve eve döndüğünüzde sizi bekleyen bir insan…
Bunların fiyatı yoktur.
Bu yüzden yarını beklemeyin.
Çünkü bir gün bugünkü hayatınızı bütün ayrıntılarıyla özleyebilirsiniz.
Bugün şikâyet ettiğiniz evin kapısını…
Bugün sıradan bulduğunuz sofrayı…
Bugün yanınızda olduğu için varlığını kanıksadığınız insanları…
Ve belki o gün şöyle diyeceksiniz:
“Meğer ben o günlerde çok mutluymuşum…
Sadece bunun mutluluk olduğunu bilmiyormuşum.”
Öyleyse mutluluğu yarına bırakmayın.
Bugün sevin.
Bugün sarılın.
Bugün affedin.
Bugün şükredin.
Bugün yaşayın.
Çünkü hayatın en acı kelimesi “keşke”,
en kıymetli kelimesi ise “bugün”dür.

Millî Savunma Bakanı Güler ve TSK Komuta Kademesi Azerbaycan’da
Aliyev, ADEX 2026’da Türk Savunma Sanayisi Stantlarını Ziyaret Etti
Moskova’da Türk Kültürünü Yansıtan Tiyatro Oyunu Sahnelendi
Türkmenistan’da Ahalteke Atçılığı İçin Modern Kompleks Hizmete Açıldı
Türkmenistan Yatırım Forumu Aşkabat’ta başladı
Özbekistan’da Öğretmenler Günü kutlanıyor
Türk dünyasının edebiyatçıları Talas’ta buluşacak





