ANKARA – 23 Ekim 2026

Milli İstihbarat Akademisi (MİA), İsrail’in yayılmacılık politikalarının tarihsel, ideolojik, siyasi ve askeri temellerini ele alan “İsrail Yayılmacılığının Anatomisi” başlıklı raporunu yayımladı. Çalışmada, İsrail’in bölgesel güç arayışı, ABD’nin askeri desteğinin rolü ve söz konusu politikaların Türkiye açısından doğurabileceği güvenlik riskleri değerlendirildi.

MİA Başkanı Prof. Dr. Talha Köse’nin ön sözünü kaleme aldığı raporda, İsrail’in Gazze’deki operasyonları, Batı Şeria’daki uygulamaları ve Lübnan ile Suriye’deki askeri faaliyetlerinin bölgesel istikrara etkileri incelendi.

İsrail’in Bölgesel Politikaları Ve İki Devletli Çözüm

Raporda, İsrail’in Suriye’den Doğu Akdeniz’e, Kızıldeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan bölgedeki politikalarının güvenlik dengelerini etkilediği belirtildi. Köse, bu politikaların Filistin sorununa kalıcı çözüm bulunmasını zorlaştırdığını ve iki devletli çözümü çıkmaza sürüklediğini ifade etti.

Çalışmada, İsrail’in yayılmacılık politikalarının yalnızca askeri işgallerle sınırlı olmadığı; toprak kontrolü, hukuki ve idari düzenlemeler ile demografik uygulamaların da bu sürecin parçaları olduğu değerlendirildi.

Raporda ayrıca, İsrail siyasetinde radikal sağ aktörlerin etkisinin arttığı, yerleşimci hareketlerle bağlantılı çevrelerin devlet kurumlarında ve karar alma mekanizmalarında daha fazla yer bulduğu belirtildi. Yayılmacı politikaların yalnızca mevcut hükümetle sınırlı olmadığı, kurumsal ve yasal düzenlemeler yoluyla kalıcılaşabileceği değerlendirmesine yer verildi.

ABD Desteği İsrail’in Askeri Kapasitesinde Belirleyici

Raporda, İsrail’in gelişmiş askeri ve teknolojik kapasitesinin uzak bölgelerde operasyon yürütmesine imkân tanıdığı, ancak uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir savaşı tek başına sürdürme kapasitesinin sınırlı olduğu ifade edildi.

ABD’nin sağladığı desteğin İsrail’in askeri kapasitesinin sürdürülebilirliği açısından belirleyici olduğu vurgulandı. Raporda ayrıca, Gazze’de yaşananların özellikle ABD’deki genç kuşaklarda İsrail’e yönelik tepkileri artırmasının, gelecekteki desteğin seyri açısından belirsizlik oluşturduğu kaydedildi.

Çalışmada, İsrail’in askeri üstünlüğünün kısa vadede operasyonel avantajlar sağlayabildiği ancak kalıcı bir bölgesel üstünlüğe dönüşmesinin mümkün olmayabileceği değerlendirmesi yapıldı. Bu politikaların, bölgedeki diğer aktörleri alternatif güvenlik iş birlikleri aramaya yöneltebileceği belirtildi.

Türkiye Açısından Güvenlik Riskleri

Raporda Türkiye’nin güvenlik yaklaşımının, bölge ülkelerinin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve kurumsal kapasitelerinin güçlendirilmesine dayandığı ifade edildi.

İsrail’in bölgedeki etkisinin yalnızca askeri kapasitesiyle sınırlı olmadığına dikkat çekilen çalışmada, etnik ve toplumsal farklılıklar ile devletlerin karşı karşıya olduğu kırılganlıkların da bölgesel müdahaleler açısından önem taşıdığı değerlendirildi.

Bu kapsamda “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” süreçlerinin Türk, Kürt ve Arap toplumları arasındaki bağları güçlendirebilecek stratejik bir dayanıklılık unsuru olduğu belirtildi. Rapora göre bu süreçler, dış aktörlerin etnik farklılıkları müdahale aracı olarak kullanmasını zorlaştırabilir.

MİA’nın raporu, İsrail’in bölgesel politikalarını tarihsel ve stratejik boyutlarıyla ele alırken Türkiye açısından devletlerin egemenliğinin güçlendirilmesi, güvenlik boşluklarının azaltılması ve bölgesel dayanıklılığın artırılması başlıklarını öne çıkarıyor.

Kaynak: AA

Yazar