İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve arazi bozulmasıyla mücadelede uluslararası çalışmaların daha uyumlu yürütülmesini amaçlayan “Rio Sinerjisi”, Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31’in öncelikli gündemleri arasında yer alacak.

İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, çölleşme ve arazi bozulması birbirinden bağımsız sorunlar olarak değil, birbirini etkileyen süreçler olarak ele alınıyor. Bu alanlardaki uluslararası çalışmaların ortak hedefler doğrultusunda yürütülmesini amaçlayan Rio Sinerjisi yaklaşımı, COP31 sürecinde öne çıkan başlıklardan biri olacak.

Rio Sözleşmeleri aynı çerçevede buluşuyor

Rio Sinerjisi, 1992 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı sonrasında ortaya çıkan üç temel uluslararası sözleşmenin çalışmalarının daha uyumlu hale getirilmesini ifade ediyor.

Bu kapsamda Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi bulunuyor.

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, söz konusu sorunların büyük ölçüde aynı coğrafyalarda ve topluluklarda birbirleriyle bağlantılı şekilde ortaya çıktığını belirtti.

Türkeş’e göre tarımsal genişleme, aşırı otlatma, kentleşme ve su yönetimi gibi süreçler arazi bozulması, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik kaybını birbirine bağlayan unsurlar arasında bulunuyor.

Üç sözleşme arasında işbirliği güçlendirilecek

Rio Sinerjisi yaklaşımının temelinde politika uyumu, ortak çalışmalar, veri paylaşımı ve bilgi sistemlerinin birlikte kullanılması gibi başlıklar bulunuyor.

Üç sözleşmenin zaman içerisinde farklı yönetim yapıları, sekretaryalar, bilim kurulları, finansman ve raporlama mekanizmaları üzerinden ilerlemesinin, ortak sorunlara yönelik çalışmaların koordinasyonunu zorlaştırdığı belirtiliyor.

Bu nedenle son yıllarda sözleşmeler arasındaki işbirliğinin artırılması ve çalışmaların birbirini destekleyecek şekilde yürütülmesine yönelik adımlar öne çıkıyor.

2026, üçlü COP yılı olarak öne çıkıyor

2026 yılı, üç Rio Sözleşmesi kapsamında düzenlenen taraflar konferanslarının art arda gerçekleştirildiği bir dönem olması bakımından önem taşıyor.

Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi’nin COP17 toplantısı ağustos ayında Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’da düzenlendi. Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nin COP17 toplantısı 19-30 Ekim’de Ermenistan’ın başkenti Erivan’da yapılacak. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamındaki COP31 ise 9-20 Kasım’da Antalya’da gerçekleştirilecek.

Bu takvimin, bir konferansta ele alınan konuların sonraki toplantılara taşınmasına ve iklim, biyolojik çeşitlilik ile çölleşme gündemlerinin daha yakın biçimde ele alınmasına imkan sağlaması bekleniyor.

Türkiye, Rio Sinerjisi Eylem Grubu’nu gündeme taşıyor

COP31 Başkanlığı, Rio Sinerjisini öncelikli temalar arasında değerlendiriyor. Türkiye liderliğinde önerilen Rio Sinerjileri Eylem Grubu ile ülkelerin mevcut ulusal önceliklerinin ortaklıklar, uzmanlık ve finansman imkanlarıyla bir araya getirilmesi hedefleniyor.

Söz konusu yapının gönüllülük ve ülke öncelikleri temelinde ilerlemesi, mevcut mekanizmalar arasında koordinasyonun güçlendirilmesi ve ortak çalışmaların somut uygulamalara dönüştürülmesi amaçlanıyor.

Ortak eylemler ve finansman mekanizmaları izlenecek

Rio Sinerjisi kapsamında COP31 sonrasında kaydedilecek ilerlemenin; Eylem Grubu’na katılan ülkelerin sayısı, üstlenilen taahhütler, sözleşmeler arasındaki işbirliğinin takvime bağlanması ve ortak raporlama altyapılarının geliştirilmesi gibi göstergeler üzerinden takip edilmesi öngörülüyor.

Türkiye’nin COP31 Başkanlığı kapsamında yürüttüğü çalışmalarla, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik ve çölleşmeyle mücadele alanlarında mevcut uluslararası taahhütlerin ortak eylemlere dönüştürülmesi ve ülkeler arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesi hedefleniyor.

Kaynak: AA

Yazar