Kırdığımız her kalp biraz da kendi içimizde kırılır
Hayatta bazı hesaplar vardır ki mahkemeye gitmez, tutanağa geçmez, gazetelere haber olmaz. Kimse görmez, kimse bilmez.
Fakat insan bilir.
Vicdan bilir.
Ve inanan insan için Yaratan bilir.
Bu yüzden mesele yalnızca “Birine ne yaptım?” meselesi değildir. Daha derin soru şudur:
Birine bunu yaparken ben nasıl bir insana dönüştüm?
Çünkü insanın başkasına yaptığı kötülüğün en büyük zararlarından biri, zamanla kendi karakterini de değiştirmesidir.
KÖTÜLÜK ÖNCE YAPILANI DEĞİL, YAPANI DEĞİŞTİRİR
Bir insan ilk yalanında rahatsız olabilir.
İkinci yalanında daha az rahatsız olur.
Sonra yalanı açıklamaya, ardından savunmaya, en sonunda da normal görmeye başlayabilir.
Haksızlık da böyledir.
İftira da böyledir.
Gıybet de böyledir.
İhanet de böyledir.
İnsan bir anda kötüleşmez. Vicdan çoğu zaman bir anda susmaz. İnsan, vicdanının sesini tekrar tekrar dinlemeyerek onu yavaş yavaş kısar.
Asıl tehlike de budur.
Bir başkasının hakkını yemek elbette ona zarar verir. Fakat bunu alışkanlık hâline getiren insan, kendi içindeki adalet duygusunu da tüketir.
Bu nedenle kötülük iki kişiyi yaralar:
Biri kötülüğe uğrayan, diğeri kötülüğü yapan.
HER KAZANÇ, KAZANMAK DEĞİLDİR
Çağımızın büyük yanılgılarından biri başarıyı yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmektir.
Makamı aldı mı?
Parayı kazandı mı?
İhaleyi aldı mı?
Seçimi kazandı mı?
Rakibini geçti mi?
İnsanları kendisine boyun eğdirdi mi?
Oysa asıl soru şudur:
Bunları nasıl yaptı?
Çünkü insan bazen dışarıdan kazanırken içeriden kaybedebilir.
Bir arkadaşını satarak makam kazandıysa…
Bir insanın hakkını çiğneyerek servet yaptıysa…
İftirayla rakibini ortadan kaldırdıysa…
Kendisine güvenenleri kullanarak yükseldiyse…
Ortada görünür bir başarı olabilir; fakat bunun yanında görünmeyen bir kayıp vardır:
Karakter kaybı.
İşte bazı kayıpların banka hesabında karşılığı yoktur.
İNSANIN GERÇEK SERVETİ GÜVENİLİR OLMASIDIR
Bir insan düşünün.
Telefon ettiğinde insanlar rahatlıyor.
Kapısını çaldığında insanlar korkmuyor.
Bir söz verdiğinde “Bu insan söylediyse yapar.” deniliyor.
Masada olmadığında bile insanlar onun kendileri hakkında kötü konuşmayacağını biliyor.
Sırrınızı verdiğinizde taşıyor.
Zor gününüzde ortadan kaybolmuyor.
Menfaat bittiğinde dostluğu bitmiyor.
İşte bu insan zengindir.
Çünkü güven, parayla satın alınamayacak kadar kıymetli bir sermayedir.
Bir insan yıllarca çalışıp servet yapabilir; fakat güvenini birkaç dakikada kaybedebilir.
Daha kötüsü şudur:
Para yeniden kazanılabilir, fakat kırılmış güven her zaman eski hâline dönmez.
İNSANLAR SÖZLERİMİZİ UNUTUR, HİSSETTİRDİĞİMİZİ UNUTMAZ
Hayatımızdan yüzlerce insan geçiyor.
Birçoğunun ne söylediğini yıllar sonra hatırlamıyoruz.
Ama bize nasıl hissettirdiklerini unutmak kolay değildir.
Bizi herkes terk ettiğinde yanımızda duran insanı hatırlarız.
Düştüğümüzde elimizden tutanı hatırlarız.
Herkes hakkımızda konuşurken bizi dinleyen insanı hatırlarız.
Fakat bunun tersi de vardır.
En zayıf anımızda bizi vuranı…
Sırrımızı başkasına anlatanı…
İhtiyacımız olduğunda telefonumuza cevap vermeyeni…
Umut verip yarı yolda bırakanı…
Yüzümüze gülüp arkamızdan konuşanı da kolay kolay unutmayız.
Demek ki insan ilişkilerinde bıraktığımız en büyük miras sözlerimiz değil, insanların kalbinde bıraktığımız histir.
EN AĞIR BORÇ BAZEN PARA BORCU DEĞİLDİR
Borç denildiğinde aklımıza para geliyor.
Oysa insanın insana başka borçları da vardır.
Vefa borcu vardır.
Teşekkür borcu vardır.
Emanet borcu vardır.
Verilmiş söz vardır.
Yenilmiş hak vardır.
Kırılmış gönül vardır.
Alınmış ah vardır.
Bunların hiçbirinin makbuzu yoktur.
Fakat yok sayılmaları, var olmadıkları anlamına gelmez.
Özellikle de bize güvenen bir insanı kandırdıysak mesele daha ağırdır.
Çünkü düşmanından kötülük gören insan üzülür; fakat güvendiği insandan kötülük gören insanın dünyası değişebilir.
HER KIRGINLIK BAĞIRMAZ
İnsanların sessizliğini yanlış anlamamak gerekir.
Her kırılan kavga etmez.
Her incinen hesap sormaz.
Her ihanete uğrayan intikam peşine düşmez.
Bazıları yalnızca susar.
Ve gider.
Belki de hayatın en ağır vedaları kapı çarpılarak yapılanlar değildir.
Sessizce vazgeçilenlerdir.
Bir insan sizi artık aramıyorsa, tartışmıyorsa, kendisini anlatmaya çalışmıyorsa bazen bunun sebebi öfkesinin geçmesi değil, sizden beklentisinin bitmesidir.
Bu yüzden ilişkileri yalnızca büyük kavgalar bitirmez.
Küçük ihmaller…
Tutulmayan sözler…
Tekrarlanan hayal kırıklıkları…
Görmezden gelmeler…
Vefasızlıklar…
Bunlar birikir.
Ve gün gelir, yıllarca sağlam sandığımız köprü sessizce çöker.
İNSANIN BAM TELİYLE OYNAMAYIN
Herkesin görünmeyen bir yarası vardır.
Kiminin annesi…
Kiminin babası…
Kiminin çocuğu…
Kiminin geçmişi…
Kiminin yoksulluğu…
Kiminin kaybettiği bir insan…
Kiminin kimseye anlatamadığı mücadelesi…
Bu nedenle insanlarla konuşurken yalnızca kelimelerimizi değil, merhametimizi de kullanmalıyız.
Çünkü sizin şaka diye söylediğiniz bir söz, karşınızdaki insanın yıllardır iyileştirmeye çalıştığı yarasına dokunabilir.
Birinin bam teline basarak kendi mutluluğumuzun bestesini yapamayız.
HAYAT BİR GÜN ROLLERİ DEĞİŞTİREBİLİR
Bugün güçlü olan yarın yardıma muhtaç olabilir.
Bugün kapısında insanların beklediği kişi, yarın başka bir kapının açılmasını bekleyebilir.
Bugün “Benim sana ihtiyacım yok.” diyen, yarın yalnız kalabilir.
Hayatın en büyük terbiyelerinden biri budur:
Hiçbir makam kalıcı değildir, hiçbir güç sonsuz değildir, hiçbir insan da başkasına ihtiyaç duymayacak kadar büyük değildir.
Bu nedenle gücümüz varken nasıl davrandığımız çok önemlidir.
Çünkü insanın gerçek karakteri, kendisinden güçlü olanlara karşı davranışında değil, çoğu zaman kendisine ihtiyacı olanlara karşı davranışında ortaya çıkar.
BAZEN KAZANMANIN YOLU VAZGEÇMEKTİR
Her tartışmayı kazanmak zorunda değiliz.
Her söze cevap vermek zorunda değiliz.
Her haksızlığa aynı yöntemle karşılık vermek zorunda değiliz.
Her taş atana taş atarsak bir süre sonra yolumuz taşlıktan geçilmez hâle gelir.
Bazen susmak korkaklık değildir.
Bazen affetmek unutmak değildir.
Bazen uzaklaşmak yenilmek değildir.
Bazen cevap vermemek cevabın kendisidir.
Çünkü insanın her savaşı kazanması gerekmez.
Hangi savaşa girmeyeceğini bilmesi de bir olgunluktur.
EN BÜYÜK MAHKEME İNSANIN KENDİ İÇİNDEDİR
İnsan herkesi kandırabilir.
Toplumu kandırabilir.
Dostlarını kandırabilir.
Ailesini bile kandırabilir.
Kendisini haklı gösterecek yüzlerce gerekçe üretebilir.
Ama gece başını yastığa koyduğunda kendisiyle baş başadır.
İşte orada makam yoktur.
Kalabalık yoktur.
Alkış yoktur.
Bahane yoktur.
Yalnızca insan ve vicdanı vardır.
Bu yüzden insanın en büyük başarısı herkese kendisini haklı göstermek değildir.
Kendi vicdanının karşısına başı dik çıkabilmektir.
BİR GÜN BİZDEN GERİYE BİR CÜMLE KALACAK
Hayat sandığımızdan hızlı geçiyor.
Bugün uğruna birbirimizi kırdığımız birçok şey birkaç yıl sonra önemini kaybedecek.
Makamlar değişecek.
Paralar el değiştirecek.
Evler, arabalar, unvanlar başkalarına kalacak.
Bir gün ismimiz söylendiğinde insanların zihninde belki yalnızca bir cümle belirecek:
“İyi insandı.”
Ya da:
“Bana çok haksızlık yaptı.”
İşte insanın gerçek mirası biraz da budur.
Mezar taşımıza ne yazıldığı kadar, insanların kalbine ne yazdığımız da önemlidir.
Bu nedenle hayatın hesabını çok karmaşık hâle getirmeye gerek yok.
Birinin sırtına basarak yükselmeyelim.
Birini küçülterek büyümeye çalışmayalım.
Birinin gözyaşından mutluluk üretmeyelim.
Hakkımız olmayanı almayalım.
Tutamayacağımız sözü vermeyelim.
Güvenmeyeceğimiz insandan güven istemeyelim.
Birinin yarasını bildiğimiz hâlde oraya vurmayalım.
Ve yanlış yaptığımızda gururumuzun arkasına saklanmak yerine dönüp:
“Ben yanlış yaptım, hakkını helal et.”
diyebilecek kadar büyük olalım.
Çünkü mesele dünyadan hiç hata yapmadan geçmek değildir.
Mesele, hatasını anlayabilecek bir vicdanı kaybetmeden geçebilmektir.
Ve belki bütün bu sözlerin özeti tek cümledir:
İnsan, başkasının hayatında bıraktığı izin bir benzerini kendi ruhunda da taşır.
Bu yüzden güzel izler bırakalım.
Çünkü günün sonunda insanın yanında götüreceği şey, ne kadar yükseldiği değil; yükselirken kaç kişinin elinden tuttuğudur.

Bulgaristan’ın Kumarla Mücadelesinde Yeni Dönem
Türkçe Varsa Biz Varız
İnsan En Çok Kendine Yaptığıyla Yaşar
GRÖNLAND ANLAŞMASI: İLHAKTAN STRATEJİK ERİŞİME
BAŞSAĞLIĞI
BULTÜRK ve BGSAM heyeti Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda
Sofya’dan Üsküp’e AB sürecinde ilerleme mesajı
Sofya’da sürücüsüz taksi dönemi için ilk adım atıldı
Kırcaali’de gençlere yeni buluşma ve üretim alanı açılıyor





