“Türk Dünyasında Soykırımlar” Kitap Tanıtım Konuşması

Rafet ULUTÜRK – BULTÜRK

Değerli akademisyenlerimiz,

Kıymetli yazarlarımız,

Türk dünyasının değerli temsilcileri,

Aziz misafirlerimiz,

Ve geleceğimizin gerçek sahipleri sevgili gençler…

Hepinizi sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.

Bugün huzurlarınıza yalnızca bir kitabı tanıtmak için

çıkmadım.

Bugün buraya bir hafızayı teslim etmek, bir emaneti

gelecek nesillere bırakmak ve geçmişten geleceğe

uzanan bir yolun kapısını aralamak için çıktım.

Elimde tuttuğum “Türk Dünyasında Soykırımlar”

yaklaşık 980 sayfalık büyük bir eser.

Fakat bu kitabın ağırlığı 980 sayfa olmasından gelmiyor.

Bu kitabın asıl ağırlığı;yaşananlardan,

kaybedilenlerden,

sürgün yollarından,

geride bırakılan vatanlardan,

dağılan ailelerden,

değiştirilen isimlerden,

susturulan dillerden,

yıkılan hayallerden

ve hikâyesini dünyaya anlatamadan bu dünyadan göçüp

giden insanlarımızın hatıralarından geliyor.

Onun için bugün size sadece bir kitap göstermiyorum.

Bugün size bir hafıza emanet ediyorum.

NEDEN BU KİTABI YAZDIK?

Bana soruyorlar: “Rafet Bey, neden böyle bir kitap

hazırladınız?”

Cevabım aslında çok basit: Çünkü anlatamadık.

Uzun yıllar boyunca Türk ve akraba toplulukların farklı

coğrafyalarda yaşadığı katliamları, sürgünleri, zorunlu

göçleri, asimilasyon politikalarını, kimlik ve dil üzerindeki

baskıları gerektiği ölçüde ortak bir hafızaya

dönüştüremedik.Balkanların yaşadıkları Balkanlarda kaldı.

Kırım’ın acısı Kırım’da kaldı.

Kafkasya’nın hafızası Kafkasya’da kaldı.

Türkistan’ın yaşadıkları başka bir yerde anlatıldı.

Doğu Türkistan’ın feryadı başka bir coğrafyadan yükseldi.

Herkes kendi acısını biliyordu.

Fakat bunları büyük bir Türk dünyası hafızası altında

yeterince birleştiremedik.

Daha önemlisi, yaşananları dünyanın anlayacağı bir dille

yeterince anlatamadığımız dönemler oldu.

İşte bu kitap bunun için yazıldı.

Gerçekleri araştırmak için.

Belgeleri ortaya çıkarmak için.

Yaşananları kayıt altına almak için.

Unutmamak için.

Unutturmamak için.

Ve dünyaya anlatmak için.

Çünkü artık şunu çok iyi anlamamız gerekiyor:

Haklı olmak yetmez; hakikati anlatabilmek gerekir.

Belgeniz olacak. Arşiviniz olacak.

Akademisyeniniz olacak. Yazarınız olacak.

Filminiz olacak. Belgeseliniz olacak.Dünyanın konuştuğu dillerde eserleriniz olacak.

Ve kendi tarihinizi önce kendiniz bileceksiniz.

Çünkü kendi tarihini bilmeyen bir nesle, birileri mutlaka

başka bir tarih anlatır.

YAKIN TARİHİN BÜYÜK ACILARINI DÜNYAYA

ANLATMAK ZORUNDAYIZ

Özellikle yakın tarihte Türk dünyasının farklı

coğrafyalarında çok ağır kırılmalar yaşandı.

Savaşlar oldu.

Sürgünler yaşandı.

Katliamlar meydana geldi.

İnsanlar yurtlarından koparıldı.

Zorunlu göçlere maruz bırakılan toplumlar oldu.

Kimlikler ve diller üzerinde ağır baskılar yaşandı.

Asimilasyon politikaları uygulandı.

Bu hadiselerin her biri kendi tarihî şartları, belgeleri ve

hukuki niteliği içerisinde araştırılmalı ve

değerlendirilmelidir.

Fakat bütün bunların arkasında değişmeyen bir gerçek

vardır:İnsan acısı.

Bizim görevimiz tarihi büyütmek veya küçültmek değildir.

Bizim görevimiz gerçeği bulmak, belgelemek ve

gelecek nesillere teslim etmektir.

Çünkü belge sustuğu zaman propaganda konuşur.

Arşiv sustuğu zaman başkalarının anlatıları öne çıkar.

Siz kendi hikâyenizi yazmadığınız zaman birileri sizin

yerinize yazar.

İşte bundan dolayı diyorum ki:

Hafıza artık yalnızca tarih meselesi değildir.

Hafıza aynı zamanda stratejik bir meseledir.

RAKAMLARIN ARKASINDA İNSAN VARDI

Ama değerli dostlarım,

Bu kitabı hazırlarken bir şeyi hiç unutmadık.

Tarih yalnızca rakamlardan oluşmaz.

“Şu kadar insan öldü.”

“Şu kadar insan sürüldü.”

“Şu kadar insan göç etti.”

demek kolaydır.Ama o rakamların her birinin bir adı vardı.

Bir annesi vardı.

Bir babası vardı.

Bir çocuğu vardı.

Bir evi vardı.

Bir bahçesi vardı.

Bir türküsü vardı.

Bir mezarlığı vardı.

Ve yarım kalan bir hayali vardı.

Bir anne düşünün…

Bir elinde çocuğunun eli.

Diğer elinde birkaç parça eşya.

Evinden ayrılıyor.

Arkasına dönüp son defa bakıyor.

Belki bir daha göremeyeceği evine…

Bahçesine… Köyüne…

Annesinin mezarına…

Babasının mezarına…

Tarih kitapları bazen bütün bunları tek cümleyle anlatır:

“Göç etti.”

Ama insan bazen sadece evini terk etmez.Çocukluğunu geride bırakır.

Hatıralarını geride bırakır.

Mezarlarını geride bırakır.

Bazen beden gider ama ruh doğduğu topraklarda kalır.

İşte bizim kitabımızdaki 980 sayfanın arkasında böyle

insanların hikâyeleri vardır.

BEN İSMİN İNSAN İÇİN NE DEMEK OLDUĞUNU

BİLİRİM

Ben Bulgaristan’da doğdum.

Ben Rodopların çocuğuyum.

Kırcaali’nin toprağını, suyunu, insanını ve hafızasını

biliyorum. Bulgaristan Türklerinin isimlerinin zorla

değiştirildiği yılları gördüm.

Ve o yıllarda çok önemli bir şey öğrendim:

İnsanın adı yalnızca birkaç harf değildir.

Adınız annenizin size ilk seslenişidir.

Babanızın size bıraktığı emanettir.

Dedenizin duasıdır. Geçmişinizdir.

Kimliğinizdir.

Ve bir gün mezar taşınıza yazılacak olan son hatıranızdır.İnsanların isimlerini değiştirmeye kalktığınız zaman

yalnızca birkaç kelimeyi değiştirmezsiniz.

Bir milletin hafızasına dokunursunuz.

Bu nedenle “Türk Dünyasında Soykırımlar” benim için

yalnızca bir kitap değildir.

Bu çalışma aynı zamanda bir vefa borcudur.

BU KİTAP KİNİN DEĞİL, HAKİKATİN KİTABIDIR

Burada özellikle bir hususun altını çizmek istiyorum.

Biz bu kitabı yeni düşmanlıklar üretmek için hazırlamadık.

Çocuklarımıza kin bırakmak istemiyoruz.

Nefret bırakmak istemiyoruz.

Biz çocuklarımıza hakikati bırakmak istiyoruz.

Hafıza bırakmak istiyoruz.

Bir annenin gözyaşının milliyeti yoktur.

Bir çocuğun korkusunun dili yoktur.

Bir insanın evinden koparılmasının acısı hangi milletten

olursa olsun insanlığın ortak yarasıdır.

Onun için diyoruz ki:

Unutma ama kinle yaşama.

Hatırla ama intikamın esiri olma.Geçmişini bil ama geleceğini adalet üzerine kur.

Çünkü bizim hedefimiz geçmişin acıları içerisinde yaşamak

değildir.

Bizim hedefimiz:

Geçmişten ders çıkararak geleceği kurmaktır.

BU ESERİN ARKASINDA ORTAK BİR EMEK VAR

“Türk Dünyasında Soykırımlar” yaklaşık 980 sayfalık büyük

bir çalışma.

Yazar olarak benim adım Rafet Ulutürk.

Editörümüz Aysu Akbaş.

Fakat bu kitabı yalnızca bizim eserimiz olarak

görmüyorum.

Bu kitapta farklı kuşaklardan ve Türk dünyasının farklı

bölgelerinden çok sayıda kalemin katkısı bulunuyor.

Her biri kendi coğrafyasının hafızasından bir parça getirdi.

Birileri Balkanları anlattı.

Birileri Kafkasya’yı.

Birileri Kırım’ı.

Birileri Türkistan’ı.

Birileri başka bir Türk yurdunun acısını ve hafızasını…Biz de dedik ki:

Gerçeklerimizi biz araştıralım.

Biz yazalım.

Biz belgeleyelim.

Bizim çocuklarımız kendi tarihlerini önce kendi

kaynaklarından öğrensin.

Fakat bununla da yetinmeyelim.

Dünyaya açılalım.

Eserlerimizi başka dillere çevirelim.

Üniversitelere taşıyalım.

Uluslararası kütüphanelere ulaştıralım.

Belgeseller yapalım.

Dijital arşivler kuralım.

Çünkü bu kitap bir sonuç değil;

Bir başlangıçtır.

ARTIK GELECEĞİ KONUŞMA ZAMANI

Ve şimdi sevgili gençler…

Konuşmamın asıl önemli bölümüne geliyorum.

Geçmişimizi bileceğiz.

Acılarımızı unutmayacağız.Belgelerimizi koruyacağız.

Mezarlarımızı unutmayacağız.

Atalarımızın yaşadıklarını araştıracağız.

Dünyaya anlatacağız.

Ama orada kalmayacağız.

Çünkü yalnızca geçmişe bakarak gelecek kurulmaz.

Geçmiş bizim zincirimiz değil;

pusulamız olmalıdır.

Acılarımız bizi geriye çekmemeli;

daha adaletli bir gelecek kurmaya yöneltmelidir.

Artık önümüzde yeni bir dönem vardır.

Yeni bir dünya kuruluyor.

Bilginin gücü değişiyor.

Teknoloji dünyayı değiştiriyor.

Yapay zekâ ekonomileri dönüştürüyor.

Enerji yolları değişiyor.

Ticaret yolları yeniden şekilleniyor.

Uzay yeni bir rekabet alanına dönüşüyor.

Dünyanın güç dengeleri yeniden kuruluyor.

İşte Türk gençliği tam da böyle bir çağın eşiğinde duruyor.

Ben bu nedenle gençlerimize diyorum ki:Önümüzde yeni bir Türk yüzyılı olabilir.

Fakat unutmayın:

Hiçbir yüzyıl bir millete hediye edilmez.

Gelecek bekleyerek gelmez.

Gelecek hazırlanarak kazanılır.

TÜRK GENCİ, TARİHTEN GÜÇ AL AMA GELECEĞE

YÜRÜ

Türk genci!

Atanı bil.

Tarihini bil.

Nereden geldiğini bil.

Ama yalnızca geçmişin başarılarıyla övünerek yetinme.

Ataların dünyaya yön verdiyse, sen de kendine şu soruyu

sor:

“Ben ne yapacağım?”

Atalarının yaptıkları senin için bir övünme sebebi olduğu

kadar sorumluluk sebebi de olmalıdır.

Kendine inan.

Tarihinden güç al.

Ama yüzünü geleceğe dön.Yürü.

Engel çıkarsa öğrenerek aş. Eksiksen kendini yetiştir.

Bilmiyorsan öğren. Düşersen kalk. Ama durma.

Çünkü geleceği duranlar değil, yürüyenler kuracaktır.

DÜNYAYI YÖNETMEYE HAZIR OL

Türk genci!

Kendini küçük hedeflere hapsetme.

Dünyayı takip et.

Bilim öğren.

Teknoloji öğren.

Yapay zekâyı öğren.

Mühendislik öğren.

Tıp öğren.

Ekonomi öğren.

Hukuk öğren.

Diplomasi öğren.

Tarih öğren.

Sosyoloji öğren.

Yabancı diller öğren.Ama her şeyden önce kendi Türkçeni en güzel şekilde

konuşmayı ve yazmayı öğren.

En iyi üniversitelerde ol. Laboratuvarlarda ol.

Araştırma merkezlerinde ol. Uluslararası kuruluşlarda ol.

Diplomaside ol. Sanayide ol. Teknolojide ol. Uzayda ol.

Enerjide ol. Kültürde ol. Sanatta ol.

Akademide ol. Ekonomide ol.

Dünyayı yönetmeye hazır ol!

Ama bizim “dünyayı yönetmek” anlayışımız tahakküm

değildir. Bizim medeniyet anlayışımızda yönetmek; adalet

üretmektir.

Sorumluluk almaktır. İnsanlığa hizmet etmektir.

Bilgi üretmektir. Mazlumun yanında durmaktır.

Dünyanın sorunlarına çözüm sunabilmektir.

Yarın büyük görevler önünüze geldiğinde:

“Ben hazır değildim.” demeyin.

Çünkü görev geldiği gün hazırlanmaya başlanmaz.

Görev gelmeden önce hazırlanılır. Ve unutmayın:

HAZIRLIKLI OLANLAR GÖREVE GELECEKTİR.BİZİM NESLİN GÖREVİ SİZE BAYRAĞI TESLİM

ETMEKTİR

Bizim neslimizin görevi yaşadıklarımızı anlatmaktır.

Belgeleri size bırakmaktır.

Kitapları size bırakmaktır.

Hatıraları size bırakmaktır.

Tecrübeyi size bırakmaktır.

Ve sonunda bayrağı size teslim etmektir.

Ama sizden bir isteğimiz var:

Bizden daha ileriye taşıyın.

Biz bir kitap yazdıysak siz on kitap yazın.

Biz bir araştırma merkezi kurduysak siz on tane kurun.

Biz bir yabancı dil öğrendiysek siz üç dil öğrenin.

Biz sesimizi bir ülkede duyurduysak siz dünyaya duyurun.

Biz bir kapı açtıysak siz on kapı açın.

Bizim yetişemediğimiz yere siz yetişin.

Bizim göremediğimiz geleceği siz görün.

Bizim yapamadığımızı siz yapın.

Bundan korkmayın.

Çünkü bir baba çocuğunun kendisini geçmesini ister.

Bir öğretmen öğrencisinin kendisini aşmasını ister.Bir millet de yeni neslin eski nesilden daha ileriye

gitmesini ister.

Gerçek vefa geçmişi tekrar etmek değildir.

Gerçek vefa, geçmişten aldığı emaneti daha ileriye

taşımaktır.

BİR GÜN BİZ OLMAYACAĞIZ

Değerli dostlarım,

Bir gün biz burada olmayacağız.

Bugün konuşanlar susacak.

Bugün yürüyenler duracak.

Ama geride bıraktığımız eserler konuşmaya devam

edecek.

Belki elli yıl sonra…

Belki yüz yıl sonra…

Bir Türk genci bir kütüphanede bu kitabı görecek.

Rafından çıkaracak.

Sayfalarını çevirecek.

Belki dedesinin köyünün adını görecek.

Belki ninesinin anlattığı bir olayın izine rastlayacak.Ve diyecek ki:

“Demek ki bizden öncekiler unutmamış.”

İşte o zaman bu kitap görevini yerine getirmiş olacaktır.

Fakat ben o gencin kitabın son sayfasını kapattığında bir

cümle daha söylemesini istiyorum:

“Onlar hafızayı korudu. Şimdi sıra bizde. Biz

geleceği kuracağız.”

İşte bütün mesele budur.

BU KİTAP GEÇMİŞE DEĞİL, ASLINDA GELECEĞE

YAZILDI

Değerli dostlarım,

Belki bugün çok daha iyi anlıyoruz:

Bu 980 sayfa yalnızca geçmişi anlatmıyor.

Aslında geleceğe yazılmış uzun bir mektuptur.

Ve o mektubun asıl muhatabı gençlerimizdir.

Biz size diyoruz ki:

Evladım, oku.

Atalarının neler yaşadığını öğren.

Hangi yollardan geçtiğimizi bil.

Hangi bedellerin ödendiğini öğren.Ama kitabın son sayfasını kapattığında başını önüne

eğme.

Başını kaldır. Ufka bak.

Çünkü senin görevin yalnızca geçmişi hatırlamak değildir.

Senin görevin geleceği kurmaktır.

GELECEĞE IŞIK: ŞİMDİ SIRA SİZDE

Sevgili gençler,

Bugün size geçmişin acılarını miras bırakmak istemiyorum.

Size geçmişin derslerini bırakıyorum.

Size kin bırakmıyorum.

Hafıza bırakıyorum.

Size korku bırakmıyorum.

Cesaret bırakıyorum.

Size çaresizlik bırakmıyorum.

Sorumluluk bırakıyorum.

Size karanlık bırakmıyorum.

Bir ışık bırakmak istiyorum.

O ışığın adı bilgidir.

O ışığın adı ahlaktır.O ışığın adı adalettir.

O ışığın adı çalışmaktır.

O ışığın adı üretmektir.

O ışığın adı kendine inanmaktır.

O ışığın adı geleceğe hazırlanmaktır.

Çünkü önümüzdeki yüzyılda Türk dünyasının yalnızca

güçlü insanlara ihtiyacı olmayacak.

İyi yetişmiş insanlara ihtiyacı olacak.

Bilgili insanlara…

Ahlaklı insanlara…

Adaletli insanlara…

Liyakatli insanlara…

Dünyayı okuyabilen insanlara…

Teknolojiyi kullanan değil, teknoloji üreten insanlara…

Başkalarının yazdığını okuyan değil, dünyaya eser yazan

insanlara…

Başkalarının buluşlarını satın alan değil, insanlığın

geleceğini değiştirecek buluşlar yapan insanlara…

Ve gücü eline aldığında adaletten ayrılmayan insanlara

ihtiyacı olacak.SON SÖZÜM TÜRK GENÇLİĞİNE

Türk genci!

Bugün sana geçmişten gelen 980 sayfalık bir emanet

teslim ediyoruz.

Ama senden 980 sayfa daha yazmanı istemiyoruz.

Senden yeni bir yüzyıl yazmanı istiyoruz.

Geçmişini bil.

Kimliğini koru.

Aklını kullan.

Ahlaktan ayrılma.

Adaletten ayrılma.

Oku.

Araştır.

Sorgula.

Çalış.

Üret.

Kendini yetiştir.

Dünyayı tanı.

Ve göreve hazırlan.

Çünkü;Geçmişi değiştiremeyiz.

Ama geleceği değiştirebiliriz.

Dünü geri getiremeyiz.

Ama yarını kurabiliriz.

Atalarımızın yaşadığı acıları silemeyiz.

Ama çocuklarımızın yaşayacağı dünyayı

güzelleştirebiliriz.

İşte “Türk Dünyasında Soykırımlar” kitabının bize söylediği

en büyük söz budur:

Unutma.

Ama geçmişte kalma.

Hatırla.

Ama geleceğe yürü.

Tarihini bil.

Ama yeni tarihi sen yaz.

Biz bugün hafızayı size teslim ediyoruz.

Bundan sonrası sizin.

Bir gün görev size gelecek.

Bir gün devlet sizden görev bekleyecek.

Bir gün Türk dünyası sizden çözüm bekleyecek.Belki bir gün insanlık sizden yeni bir fikir, yeni bir buluş,

yeni bir adalet anlayışı bekleyecek.

O gün geldiğinde:

“Hazır değildim.” demeyin.

Bugünden hazırlanın.

Çünkü;

HAZIRLIKLI OLANLAR GÖREVE GELECEKTİR.

Ve tarih, hazır olanların önüne yeni yollar açacaktır.

Türk genci!

Atanı bil.

Kendine inan.

Tarihinden güç al.

Aklı ve bilimi rehber edin.

Ahlakı pusulan yap.

Adaletten ayrılma.

Çalış.

Üret.

Ve ileriye yürü.

Durma.

Çünkü sen yalnızca geçmişin evladı değilsin.

Sen geleceğin de mimarısın.

Bizim bıraktığımız yerden daha ileriye git.Bizim gördüğümüz ufuktan daha uzağını gör.

Bizim kurduğumuz hayallerden daha büyük hayaller kur.

Ve bir gün senden sonraki nesil sana baktığında şöyle

desin:

“Onlar yalnızca geçmişi hatırlamadılar; geleceği de

kurdular.”

İşte o gün bu kitabın gerçek amacı gerçekleşmiş olacaktır.

Unutmadık.

Unutmayacağız.

Unutturmayacağız.

Fakat bununla yetinmeyeceğiz.

Hatırlayacağız.

Araştıracağız.

Belgeleyeceğiz.

Dünyaya anlatacağız.

Çalışacağız.

Üreteceğiz.

Ve geleceği birlikte kuracağız.

Sözlerimi Türk gençliğine bırakacağım şu cümleyle

tamamlamak istiyorum:GEÇMİŞİNİ UNUTMA.

AMA YÜZÜNÜ GELECEĞE DÖN.

TARİHİNDEN GÜÇ AL.

AMA YENİ TARİHİ SEN YAZ.

KENDİNİ YETİŞTİR.

GÖREVE HAZIRLAN.

ÇÜNKÜ GELECEK, ONU BEKLEYENLERİN DEĞİL;

ONA BUGÜNDEN HAZIRLANANLARIN OLACAKTIR.

Bu kitabı geçmişte acı çekenlerin aziz hatırasına, bugün

hakikatin peşinden gidenlere ve yarının dünyasını adaletle

kuracak gençlerimize emanet ediyorum.

Geçmiş hafızamızdır.

Bugün sorumluluğumuzdur.

Gelecek ise eserimiz olacaktır.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla ve muhabbetle selamlıyorum.

Rafet ULUTÜRK

BULTÜRK DERNEĞİ

Yazar