Sinan AKBAŞ
Bir kız çocuğu düşünün…
Küçücük ellerinde bir kitap.
Gözlerinde kocaman bir dünya.
Belki doktor olmak istiyor.
Belki öğretmen…
Belki mühendis, hâkim, bilim insanı, sanatçı…
Belki de henüz ne olmak istediğini bilmiyor.
Ama bildiği bir şey var:
Okumak istiyor.
İşte bir milletin geleceği bazen o küçücük ellerin tuttuğu kitabın sayfaları arasında saklıdır.
O kitabı elinden alırsanız yalnızca bir çocuğun hayalini yarım bırakmazsınız.
Bir annenin geleceğini, bir ailenin umudunu, belki de bir ülkenin yetiştireceği büyük bir bilim insanını kaybedersiniz.
Bu yüzden kız çocuklarının eğitimi benim için yalnızca eğitim meselesi değildir.
Bu bir vicdan meselesidir.
Bu bir gelecek meselesidir.
Ve en önemlisi, gelecek nesillere karşı taşıdığımız büyük bir sorumluluktur.
YÜZ YIL ÖNCE BİR KAPI AÇILDI
4 Ekim 1926…
Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi.
Bugünden geriye baktığımızda bir kanun tarihi gibi görünebilir.
Ama o tarihin arkasında kadınların hayatını değiştiren büyük bir irade vardı.
Bir toplum kendi kendisine şunu söylüyordu:
Kadın bu toplumun kenarında değil, merkezindedir.
Kadın yalnızca evin değil, ülkenin de geleceğidir.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu büyük dönüşümün önünü açanları bugün minnetle anıyoruz.
Fakat yüz yıl sonra kendimize şu soruyu da sormalıyız:
Biz bize bırakılan bu emaneti ne kadar ileri taşıyabildik?
Çünkü Cumhuriyet bize yalnızca haklar bırakmadı.
Bir sorumluluk da bıraktı.
O sorumluluk, açılan kapıların bir daha kapanmasına izin vermemektir.
BİR KIZ ÇOCUĞUNUN GÖZLERİNDEKİ IŞIĞI SÖNDÜRMEYİN
Hayatta bazı günahların telafisi çok zordur.
Bir çocuğun hayalini kırmak da bunlardan biridir.
Bir kız çocuğuna,
“Sen okuyamazsın.”
“Sen yapamazsın.”
“Senin için bu kadarı yeter.”
demeyin.
Çünkü onun kalbine hangi büyük hayalin bırakıldığını bilemezsiniz.
Belki önünde duran küçücük kız çocuğu geleceğin doktorudur.
Belki binlerce çocuğa ışık olacak bir öğretmendir.
Belki ülkesinin kaderini değiştirecek bir bilim insanıdır.
Belki bir gün kendi kızına dönüp:
“Ben okuyamadım ama sen okuyacaksın.”
diyecek bir annedir.
Onun için çocuklarımızın hayallerini küçümsemeyelim.
Özellikle kızlarımızın önüne duvar örmeyelim.
Onlara kanat verelim.
Çünkü bazen bir çocuğa yapılabilecek en büyük iyilik ona para vermek değildir.
Ona inanıldığını hissettirmektir.
ANNELERİN SESSİZ ÜNİVERSİTESİ
Ben hayata baktığımda şunu görüyorum:
Nice insanın ilk öğretmeni annesidir.
Okuma yazmayı okul öğretir ama merhameti çoğu zaman anne öğretir.
Paylaşmayı…
Sabretmeyi…
İyiliği…
Büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi…
Vatanı, bayrağı, aileyi…
Çocuk çoğu zaman bunların ilk dersini annesinin dizinin dibinde alır.
Onun için bir kadının eğitimi sadece bir kişinin eğitimi değildir.
Bir neslin eğitimidir.
Bilinçli bir anne yetiştirdiğinizde onun bilgisinin nerede biteceğini hesaplayamazsınız.
Kızına geçer.
Oğluna geçer.
Torununa geçer.
Bir evden mahalleye, mahalleden şehre, şehirden ülkeye yayılır.
İşte bu nedenle yıllardır inandığım bir söz vardır:
Kadın bilinçli olursa toplum bilinçli olur.
Çünkü kadın yalnızca hayatın içinde değildir.
Kadın çoğu zaman hayatı yetiştirendir.
BAZI ANNELERİN İÇİNDE YARIM KALMIŞ BİR OKUL VARDIR
Bugün annelerimizin, ninelerimizin ellerine bakın.
O ellerde ne hikâyeler vardır…
Belki okuyamadılar.
Belki genç yaşta çalışmak zorunda kaldılar.
Belki okul kapısından içeri girmeyi çok istediler ama şartlar izin vermedi.
Belki içlerinden öğretmen olmak geçti.
Belki doktor olmak…
Belki kitap yazmak…
Ama hayat başka türlü aktı.
Ve bazı kadınlar bütün ömürleri boyunca içlerinde yarım kalmış bir okul taşıdılar.
İşte bugün kızlarımızı okuturken biraz da onların yarım kalan hayallerini tamamlıyoruz.
Bir annenin okuyamadığı kitabı kızı okuyorsa orada sadece eğitim yoktur.
Orada bir neslin kaderi değişmektedir.
“KIZIM, SEN OKU…”
Anadolu’nun ve Rumeli’nin nice evinde bu cümle söylenmiştir:
“Ben okuyamadım kızım, sen oku.”
Ne büyük bir cümledir bu…
Belki anne kendi adını zor yazmıştır ama kızının üniversite diplomasını duvara asarken gözlerinden yaş gelmiştir.
Belki baba yıllarca çalışmış, yorulmuş, eski elbiseyle dolaşmış ama kızının kitabından kısmamıştır.
İşte medeniyet bazen büyük binalarda değil, o fedakârlığın içinde kurulur.
Çocuğuna:
“Benim yaşayamadığımı sen yaşa.”
diyebilen anne ve babalar toplumların görünmeyen kahramanlarıdır.
BİR KIZ OKURSA BİR EVİN KADERİ DEĞİŞİR
Bir kız çocuğunu okutmak sadece ona meslek kazandırmak değildir.
Ona kendi ayakları üzerinde durabilme gücü vermektir.
Hakkını bilmeyi öğretmektir.
Hayata karşı özgüven kazandırmaktır.
Kötülük karşısında “hayır” diyebilmesini sağlamaktır.
Çocuklarını daha bilinçli yetiştirebilmesinin yolunu açmaktır.
Ve belki de yoksulluğun nesilden nesile aktarılmasını durdurmaktır.
Bu nedenle kız çocuklarının eğitimine harcanan hiçbir para masraf değildir.
Geleceğe yatırımdır.
Bir yol yaparsınız, yıllar sonra eskir.
Bir bina yaparsınız, bir gün yıkılır.
Ama iyi yetiştirdiğiniz bir insan başka insanlar yetiştirir.
İşte eğitim böyle çoğalır.
BİZDEN SONRA NE KALACAK?
Hepimiz bir gün bu dünyadan gideceğiz.
Makamlar kalmayacak.
Unvanlar kalmayacak.
Servetler el değiştirecek.
İsimlerimizin büyük kısmı zamanla unutulacak.
Fakat yetişmesine vesile olduğumuz insanlar yaşamaya devam edecek.
Onların yetiştirdiği çocuklarda bizim iyiliğimizden bir iz bulunacak.
Bu yüzden kendimize zaman zaman şu soruyu sormalıyız:
Bizden sonra ne kalacak?
Bir kız çocuğunun okul masrafını karşılayabildiysek…
Bir öğrencinin kitabını alabildiysek…
Bir gencin üniversiteye gitmesine yardım edebildiysek…
“Yapamazsın” denilen bir çocuğun omzuna dokunup “Sen yapabilirsin” diyebildiysek…
Belki de dünyadan boşuna geçmemişizdir.
100 YIL SONRA BİZE DÜŞEN GÖREV
Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girişinin 100. yılında yalnızca geçmişi anmayalım.
Geleceğe de söz verelim.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’i kuran nesiller kadınlarımızın önünde bir kapı açtıysa bize düşen, o kapıdan milyonlarca kız çocuğunun geçmesini sağlamaktır.
Hem de başları dik geçmelerini…
Bilgiyle geçmelerini…
Meslekleriyle geçmelerini…
Özgüvenleriyle geçmelerini…
Ve yarın kendi çocuklarının elinden tutarak geçmelerini…
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında en büyük mücadelelerimizden biri bu olmalıdır.
Hiçbir kız çocuğunun hayali maddi imkânsızlığa, ihmale veya yanlış düşüncelere kurban edilmemelidir.
BİR KIZ ÇOCUĞUNU OKUTUN; BELKİ DÜNYAYI DEĞİŞTİRİR
Anne ve babalara sesleniyorum:
Kız çocuklarınızı okutun.
Onların hayallerini küçümsemeyin.
Önlerine sınır koymayın.
“Sen kızsın” diyerek yollarını daraltmayın.
“Sen insansın, çalış, öğren, üret ve başar.” deyin.
İş insanlarımıza sesleniyorum:
Bir öğrenciye burs verin.
Sivil toplum kuruluşlarına sesleniyorum:
Bir kız çocuğunun elinden tutun.
Devletimize, üniversitelerimize ve eğitim kurumlarımıza sesleniyorum:
Türkiye’nin hiçbir köşesinde yetenekli bir çocuk imkânsızlık yüzünden kaybolmasın.
Çünkü o çocuğun kim olacağını bugün bilmiyoruz.
Belki bir doktor olacak ve bir gün bizim çocuğumuzun hayatını kurtaracak.
Belki öğretmen olacak ve binlerce evladımızı yetiştirecek.
Belki bilim insanı olacak ve ülkesinin adını dünyaya duyuracak.
Belki de yalnızca iyi, bilinçli, merhametli bir anne olacak.
Sakın “yalnızca” demeyin.
Çünkü iyi bir insan yetiştirmekten daha büyük hangi görev vardır?
BİR MİLLETİN GELECEĞİ BAZEN KÜÇÜK BİR KIZIN ÇANTASINDADIR
Bir kız çocuğunu sabah okula giderken gördüğünüzde çantasına iyi bakın.
İçinde yalnızca kitap ve defter yoktur.
Bir ülkenin yarını vardır.
Onun gözlerindeki ışığı söndürmeyin.
Elindeki kalemi bırakmasına izin vermeyin.
Hayallerini yarım bırakmayın.
Bizden önceki nesiller çok bedel ödedi.
Bugün bize düşen, çocuklarımızın daha güzel bir dünyada yaşayabilmesi için çalışmaktır.
Ve bunun yolu eğitimden geçmektedir.
Yüz yıl önce kadınlarımız için hukukta büyük bir kapı açıldı.
Şimdi biz o kapıyı bilgiyle, eğitimle, bilimle ve fırsat eşitliğiyle daha da büyütmeliyiz.
Çünkü;
Bir kadını eğitirseniz bir insanı güçlendirirsiniz.
Bir anneyi bilinçlendirirseniz bir aileyi güçlendirirsiniz.
Bir kız çocuğunu okutursanız geleceği değiştirirsiniz.
Bugün bir kız çocuğunun elinden tutalım.
Yarın o kız çocuğu bir toplumun elinden tutabilir.
Ve belki bir gün geriye dönüp baktığımızda anlayacağız:
Dünyayı değiştiren en büyük adımlar, bazen küçücük bir kız çocuğunun okul yolunda attığı adımlarla başlamıştır.
Kızlarımız okusun.
Hayalleri yarım kalmasın.
Kalemleri ellerinden düşmesin.
Çünkü kadın bilinçlenirse aile bilinçlenir.
Aile bilinçlenirse toplum değişir.
Toplum değişirse devlet güçlenir.
Ve eğitimli bir kız çocuğu yalnızca kendi geleceğini değil, bir milletin kaderini değiştirebilir.

Türkiye ile Türk devletleri arasındaki ticaret 5 yılda 72,2 milyar dolara ulaştı
11. Taşkent Uluslararası Çağdaş Sanat Bienali sanatseverlerle buluşuyor
TAYFUN Blok-3 için seri üretim süreci bu yıl başlıyor
Orta Asya Doğalgaz Halkası için yeni adım: Beş ülkenin enerji altyapısı birleştirilecek
Aktau Limanı’nda Orta Koridor’un kapasitesini artıracak derinleştirme çalışmaları başladı
Türkmenistan’da Türk savunma sistemleri Devlet Güvenlik Konseyi toplantısında değerlendirildi





