Bir Hükümdardan Daha Fazlası, Bir Devletin Hafızası

Rafet ULUTÜRK

Bazı olaylar yaşandığı gün haber olur.
Bazıları birkaç hafta konuşulur ve unutulur.
Fakat bazı hadiseler vardır ki gerçek büyüklüklerini ancak yıllar sonra gösterir.

Çar Samuil’e atfedilen naaş kalıntılarının bin yılı aşkın bir zamanın ardından Bulgaristan’a getirilmesini böyle değerlendirmek gerekir.

Bugün törenleri, protokolü ve siyasi açıklamaları konuşuyoruz.
Yarın ise tarih başka bir soru soracaktır:

“Bulgaristan bu dönüşü bir günlük devlet töreni olarak mı bıraktı, yoksa yeni nesiller için bir tarih şuuru hamlesine mi dönüştürdü?”

Çünkü mesele yalnızca geçmiş değildir.
Mesele Bulgaristan’ın geleceğidir.

Ve kanaatimce Çar Samuil’in dönüşünün gerçek stratejik anlamı tam da burada yatmaktadır.

BİN YIL SONRA VATANA DÖNMEK

Bir an için siyaseti, diplomasiyi ve protokolü bir kenara bırakalım.
Bir insan düşünün.
Bir hükümdar…

Bir devletin kaderinin omuzlarında olduğu yıllar…
Ordular, savaşlar, zaferler, yenilgiler…

Sonra ölüm.
Ve üzerinden bin yılı aşkın zaman geçiyor.
Devletler değişiyor.
Sınırlar değişiyor.
İmparatorluklar yıkılıyor.
Yeni ülkeler kuruluyor.

Haritalar yeniden çiziliyor.
Fakat onun adı yaşamaya devam ediyor:
Samuil.
997-1014 yılları arasında hüküm süren Çar Samuil, Birinci Bulgar Devleti’nin son döneminin en önemli hükümdarlarından biridir.

Şimdi ona atfedilen kalıntılar Bulgaristan’a dönüyor.
Buna yalnızca “kemiklerin nakledilmesi” diye bakarsak meselenin büyüklüğünü anlayamayız.

Çünkü devletlerin hafızasında bazı mezarlar yalnızca mezar değildir.
Bazı taşlar yalnızca taş değildir.
Bazı kalıntılar yalnızca arkeolojik materyal değildir.
Onlar geçmiş ile gelecek arasındaki bağdır.

RUMEN RADEV’İ TEBRİK ETMEK GEREKİR

Bu noktada Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev’in hükümeti döneminde varılan anlaşmanın önemini teslim etmek gerekir.

Bulgaristan ile Yunanistan arasında yürütülen yoğun görüşmeler sonucunda anlaşma sağlandı. Radev de bunu kamuoyuna “tarihî bir anlaşma” olarak duyurdu. 3 Ekim’deki resmî devir törenine Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile birlikte katılması planlandı.

Bu nedenle Rumen Radev’i ve bu sonucun ortaya çıkmasına katkı sağlayan Bulgar diplomatlarını, bilim insanlarını ve önceki dönemlerde konuyu takip eden devlet görevlilerini tebrik etmek gerekir.
Çünkü mesele bir kişinin başarısından daha büyüktür.
Bu Bulgar devletinin başarısıdır.

Fakat Radev hükümetinin yıllardır sonuçlandırılamayan bir meseleyi sonuçlandırmış olması da ayrıca kayda geçirilmelidir.

DEMOKRASİYE GEÇİŞTEN BUGÜNE SONUÇLANDIRILAMAYAN MESELE

Bulgaristan’ın demokrasiye geçişinin üzerinden yaklaşık 35 yıl geçti.

Bu süre içerisinde çok sayıda hükümet kuruldu.
Başbakanlar değişti.
Cumhurbaşkanları değişti.
Parlamentolar değişti.
Siyasi partiler doğdu, bölündü, birleşti veya ortadan kayboldu.

Samuil’in kalıntılarının Bulgaristan’a getirilmesi düşüncesi ise yeni değildir. Bulgar devletinin bu yöndeki çabaları 1960’lara kadar uzanıyor; farklı dönemlerde konu yeniden gündeme getirildi. Ancak mesele onlarca yıl boyunca sonuçlandırılamadı.
İşte bugünkü gelişmenin önemi burada ortaya çıkıyor:

On yıllardır konuşulan bir mesele nihayet somut sonuca ulaşıyor.
Devlet yönetiminde bazen yeni bir fikir ortaya atmak kadar, yıllardır çözülemeyen bir meseleyi çözüme ulaştırmak da önemlidir.
Hatta kimi zaman daha zordur.

MİLLÎ DEVLET AKLI BÖYLE İNŞA EDİLİR

Burada “millî adım” kavramını doğru anlamamız gerekiyor.

Millî politika yalnız yüksek sesle konuşmak değildir.
Millî politika yalnız slogan atmak değildir.
Millî politika komşularla kavga etmek hiç değildir.

Millî politika; ülkenizin tarihine, kültürüne, insanına, arşivine ve hafızasına sahip çıkarken bunu diplomasi ve devlet aklıyla yapabilmektir.
Samuil’in dönüşünde önemli olan taraflardan biri de budur.

Bulgaristan, Yunanistan ile çatışarak değil konuşarak sonuç aldı.
Müzakere etti.
Diplomasi yürüttü.
Karşılıklı kültürel miras meselelerini masaya yatırdı.
Ve sonunda tarihî bir anlaşmaya ulaşıldı.
İşte 21. yüzyılda Balkanlar’ın ihtiyacı olan devlet anlayışı budur:

Kendi kimliğine sahip çıkarken komşusuyla barış içinde konuşabilmek.

BALKANLARIN ÖNCÜSÜ OLMAK BÖYLE OLUR

Balkanlarda öncü devlet olmak yalnızca ekonomik büyüklükle ölçülmez.

Sadece ordunuzun gücüyle de ölçülmez.
Öncülük bazen geçmişinizle nasıl ilişki kurduğunuzla ölçülür.

Tarihî eserlerinize sahip çıkabiliyor musunuz?
Arşivlerinizi koruyor musunuz?

Tarihî şahsiyetlerinizi gençlerinize anlatabiliyor musunuz?
Komşularınızla tarihî ihtilafları kavga yerine diplomasiyle çözebiliyor musunuz?

Kültürünüzü dünyaya tanıtabiliyor musunuz?
İşte gerçek mesele budur.
Balkanların öncüsü olmak istiyorsanız önce kendinizi tanımalısınız.
Sonra kendinizi dünyaya anlatmalısınız.

Çünkü kendisini tanımayan bir millet başkasına kendisini anlatamaz.
Kim olduğunu bilmeyen devlet nereye gideceğini de belirlemekte zorlanır.

KENDİNİ TANIMAK, KENDİNİ TANITMAKTIR

Bulgaristan’ın önünde şimdi büyük bir fırsat bulunmaktadır.
Samuil’i yalnız Bulgaristan içinde anlatmak yeterli değildir.

Samuil dönemi dünya tarihçiliğine daha güçlü biçimde taşınmalıdır.
Uluslararası belgeseller hazırlanmalıdır.
Bilimsel yayınlar farklı dillere çevrilmelidir.

Prespa, Ohri, Sofya ve Samuil döneminin diğer tarihî merkezleri kültür rotalarıyla birbirine bağlanmalıdır.
Müzeler dijitalleştirilmelidir.
Gençlere yönelik tarih programları hazırlanmalıdır.
Uluslararası tarih kongreleri düzenlenmelidir.

Çünkü kendisini tanımak iç politika meselesidir; kendisini doğru tanıtmak ise stratejik güç meselesidir.

BİR TABUTTAN ÇOK DAHA FAZLASI

Bu gelişmeye stratejik açıdan baktığımızda karşımıza dört temel alan çıkıyor:

Devlet hafızası.
Tarih eğitimi.
Kültürel diplomasi.
Yeni nesillerin kimlik şuuru.

  1. yüzyılda ülkeler yalnız tanklarıyla, uçaklarıyla ve ekonomileriyle rekabet etmiyor.

Kültürleriyle de rekabet ediyorlar.
Tarihleriyle…
Müzeleriyle…
Üniversiteleriyle…
Arşivleriyle…
Dünyaya anlatabildikleri hikâyeleriyle…

Bu nedenle Samuil’in dönüşü doğru değerlendirilirse Bulgaristan’ın kültürel diplomasisi için de önemli bir başlangıç olabilir.

ASIL SORU: SAMUİL GELDİKTEN SONRA NE YAPACAĞIZ?

Benim için mesele tam burada başlıyor.

Samuil geldi.
Peki sonra?
Bir devlet töreni yapılacak.

Konuşmalar yapılacak.
Bayraklar dalgalanacak.

Televizyonlar yayın yapacak.
Fotoğraflar çekilecek.
Sonra herkes evine dönecek.

Eğer mesele burada biterse büyük bir tarihî fırsat kaçırılmış olur.
Tam tersine, 3 Ekim bir son değil başlangıç olmalıdır.

Samuil ve dönemi hakkında yeni akademik araştırmalar teşvik edilmeli.
Belgeseller hazırlanmalı.

Arkeolojik çalışmalar desteklenmeli.
Uluslararası sempozyumlar düzenlenmeli.

Genç tarihçilere araştırma bursları sağlanmalı.
Okullar öğrencilerini tarihî alanlara götürmeli.

Dijital arşivler oluşturulmalı.
Çünkü bir hükümdarın kemiklerini ülkesine getirmek önemlidir.

Ama onun yaşadığı dönemi çocuklarınıza öğretemiyorsanız tarihî dönüş tamamlanmış değildir.

BİR ÇOCUĞUN “SAMUİL KİM?” SORUSU

Belki Bulgaristan’da küçük bir çocuk televizyondaki töreni izleyecek.

Annesine soracak:
“Anne, Samuil kim?”
İşte bütün mesele o sorudadır.
Çocuk kitabı açacak.
Haritaya bakacak.
Prespa’yı araştıracak.
Ohri’yi öğrenecek.
Bizans’ı merak edecek.
II. Basileios’u okuyacak.
Belki yıllar sonra tarihçi olacak.
Belki arkeolog…
Belki diplomat…
Belki öğretmen…
Belki devlet adamı…
İşte o zaman bugün yapılan işin gerçek değeri ortaya çıkacaktır.

Bir milletin geleceği bazen bir çocuğun “Kimdi bu insan?” sorusuyla değişmeye başlar.

GENÇLER! PROPAGANDAYI DEĞİL, TARİHİ ÖĞRENİN

Buradan Bulgaristan’ın gençlerine sesleniyorum:
Tarihinizi öğrenin.
Ama ezberlemeyin.

Araştırın.
Benim söylediğimi de araştırın.
Bir siyasetçinin söylediğini de araştırın.

Bir tarihçinin yazdığını başka tarihçilerle karşılaştırın.
Bulgar kaynaklarını okuyun.
Yunan kaynaklarına bakın.
Bizans kroniklerini inceleyin.
Arkeolojik bulguları araştırın.
Çünkü gerçek tarih propagandadan değil, belgeden güç alır.

BALKANLARIN GELECEĞİ GEÇMİŞLE KAVGA ETMEK DEĞİLDİR

Biz Balkan halkları tarihten çok acı çektik.
Türkler…
Bulgarlar…
Yunanlar…
Sırplar…
Rumenler…
Arnavutlar…
Boşnaklar…
Makedonlar…
Herkesin anlatacağı bir acısı vardır.
Herkesin kahramanı vardır.
Herkesin mezarı vardır.
Fakat artık başka bir Balkan anlayışı kurmalıyız.

Kendi tarihini severken komşusunun tarihinden nefret etmeyen Balkanlar.

Kendi kahramanını anarken başkasının acısını küçümsemeyen Balkanlar.
Arşivlerini açabilen Balkanlar.
Tarihçilerini aynı masaya oturtabilen Balkanlar.
İşte gerçek öncülük budur.

BUGÜN SAMUİL, YARIN BALKANLARIN KAYIP HAFIZASI

Balkanların dört bir yanında unutulmuş mezarlar vardır.
Yıkılmış camiler vardır.
Kaybolmuş kiliseler vardır.
Silinmiş kitabeler vardır.
Terk edilmiş mezarlıklar vardır.
Arşivlerde bekleyen belgeler vardır.
Toprağın altında şehirler vardır.

Bunların hepsi bizim ortak Balkan hafızamızdır.
Kimden kalmış olursa olsun korunmalıdır.

Çünkü medeniyet, yalnız kendi eserini korumak değildir.
Başkasının eserini de koruyabilecek olgunluğa ulaşmaktır.

TARİH RADEV’İ DE, BİZİ DE YAZACAK

Bugün Rumen Radev Bulgaristan Başbakanıdır.
Yarın başka biri olacaktır.
Bugün biz bu hadiseyi yazıyoruz.
Yarın biz de olmayacağız.

Ama tarih kalacak.
Samuil’in bin yıl sonra hâlâ konuşulmasının bize öğrettiği en büyük gerçeklerden biri budur:
Makam geçicidir, bırakılan iz kalıcıdır.

Rumen Radev hükümetinin döneminde Samuil’in dönüşünün gerçekleşmesi de Bulgaristan’ın yakın siyasi tarihine kaydedilecektir. Bunun nasıl değerlendirileceğini ise gelecek kuşaklar belirleyecektir.
Bugünün görevi kişileri efsaneleştirmek değil, yapılan doğru işleri kayda geçirmek ve devamını istemektir.

HOŞ GELDİN SAMUİL

Bir uçak inecek.
Askerler tabutu taşıyacak.
Devlet adamları karşılayacak.

Bayraklar dalgalanacak.
Fakat o sessiz tabutun içinden tarihin çok güçlü bir sorusu yükselecek:

“Ben geçmişten geldim. Siz geleceğe ne bırakacaksınız?”
Samuil’in Bulgaristan’a getirilmesi büyük bir iştir.

Bu sonucu ortaya çıkaran Rumen Radev hükümetini ve sürece katkı sağlayan bütün Bulgar devlet görevlilerini, diplomatları, bilim insanlarını ve önceki dönemlerde bu hedef için çalışanları tebrik etmek gerekir.
Fakat şimdi daha büyük iş başlamaktadır.

Kendini tanımak.
Tarihini öğrenmek.
Tarihî mirasını korumak.
Gençlerine öğretmek.
Ve kendini dünyaya doğru anlatmak.
Balkanların öncüsü olmak böyle olur.

Önce kim olduğunuzu bilirsiniz.
Sonra nereden geldiğinizi öğrenirsiniz.

Komşunuzun tarihine saygı gösterirsiniz.
Ve geleceğe kendi kimliğinizden emin olarak yürürsünüz.

Çünkü güçlü devlet yalnız geleceği planlayan devlet değildir.

Geçmişini bilen, bugününü yöneten ve geleceğini kurabilen devlettir.
Hoş geldin Samuil.
Bin yıl sonra da olsa…

Hoş geldin.
Ve Bulgaristan’ın gençleri:
Tarihinizin kapısı yeniden açılıyor.

O kapıdan propaganda ile değil; bilgiyle, belgeyle, araştırmayla ve özgüvenle girin.

Yazar