Rafet ULUTÜRK

İvan Demerciyev ve Bulgaristan Türklerinin Adalet, Özgürlük ve Onur Arayışı

Bir milleti esir almak için her zaman zincire vurmak gerekmez. Bazen insanları işinden, ekmeğinden, geleceğinden korkutmak yeterlidir.

Bulgaristan Türklerinin ve Müslümanlarının son 36 yıllık demokrasi tecrübesine baktığımızda karşımıza çıkan en acı sorulardan biri şudur: Komünizm yıkıldı ama korku gerçekten sona erdi mi?

1989 yılında totaliter rejim sona erdiğinde hepimiz özgürlüğün geleceğine inandık. İsimlerimiz geri verilecek, dilimiz ve inancımız üzerindeki baskılar kalkacak, devlet artık vatandaşına korku değil güven verecekti.

Ancak aradan geçen yıllar, siyasi özgürlüğün yalnızca seçim sandığıyla sağlanamayacağını gösterdi. Özellikle Kırcaali ve çevresinde ekonomik bağımlılık, siyasi nüfuz, işsizlik ve seçmenler üzerindeki baskı iddiaları demokrasinin niteliğine ilişkin ciddi sorular doğurdu.

Dün insanlar isimlerini ve kimliklerini korumak için mücadele ediyordu. Bugün ise bazı vatandaşlar işlerini, sosyal güvencelerini ve ekonomik geleceklerini kaybetmeden siyasi tercihlerini açıklayabilmenin güvencesini arıyor.
Elbette komünist dönemin sistematik devlet baskısıyla bugünün sorunları aynı değildir. Ancak korkunun insan onuru üzerindeki etkisi her dönemde ağırdır.

Kırcaali’nin Beklediği Sadece Bir Siyasetçi Değil, Adalettir
Kırcaali bizim için yalnızca bir şehir değildir. Analarımızın gözyaşı, babalarımızın alın teri, göç yollarında parçalanan ailelerimizin ortak hafızasıdır.

Otuz altı yılı aşkın süredir bu toprakların insanı özgürlük, eşitlik ve adalet bekliyor.
İşte İvan Demerciyev’in Kırcaali milletvekilliği geçmişi ve İçişleri Bakanlığı dönemindeki çıkışları, bu tarihî beklentiler açısından dikkat çekmektedir.

Seçim güvenliği, oy satın alma iddiaları, kamu ihaleleri ve siyasi nüfuzun denetlenmesi konularında ortaya koyduğu açıklamalar, devletin güçlü kişiler karşısındaki sorumluluğunu yeniden tartışmaya açmıştır.

Demerciyev’in siyasi etkisinin kalıcı olup olmayacağını zaman ve somut sonuçlar gösterecektir. Ancak burada asıl mesele bir kişinin yükselişinden çok daha büyüktür.

Kırcaali’nin ihtiyacı, vatandaşın korkmadan konuşabildiği, hakkını arayabildiği ve siyasi tercihini özgürce yapabildiği bir düzendir.
Oy Satın Almak, Bir Milletin Geleceğini Satın Almaktır

Bir insan düşünün.
İşsiz kalmaktan korkuyor. Belediyeden aldığı desteğin kesilmesinden endişe ediyor. Çocuğunun geleceğini düşünüyor.
Ve seçim günü geldiğinde kendi vicdanıyla değil, bu korkularla hareket etmek zorunda hissediyor.

Böyle bir ortamda sandık kurulabilir ama demokrasinin gerçek anlamda özgür işlediğini söylemek güçleşir.
Oy satın alma ve seçmen baskısı iddiaları bu nedenle yalnızca siyasi tartışma değildir. İnsan onuruyla ilgili bir meseledir.

Demerciyev dönemindeki polis faaliyetleri de bu açıdan, siyasi ayrım gözetmeksizin yürütülüp yürütülmedikleri ve somut hukuki sonuçları bakımından değerlendirilmelidir.

Çünkü adalet yalnızca bir siyasi çevreye uygulanıyorsa adalet olmaktan çıkar.
Kanun güçlülerin kalkanı değil, bütün vatandaşların güvencesi olmalıdır.
Temizlik Tepeden Tırnağa Yapılmalı!

Bulgaristan’da gerçek değişim birkaç bakanın, belediye başkanının veya kurum müdürünün değişmesiyle gerçekleşmez.
Asıl değişmesi gereken, kamu yönetiminde siyasi bağımlılığa ve ayrıcalığa imkân veren anlayıştır.

Kamu ihaleleri şeffaf olmalı, yolsuzluk iddiaları araştırılmalı, belediye kaynakları denetlenmeli, hiçbir vatandaş siyasi tercihi nedeniyle mağdur edilmemelidir.

Delian Peevski’nin özel uçuşları ve bazı kamu ihaleleriyle ilgili gündeme gelen iddialar da bu ilkenin önemini göstermektedir. Bu tür iddialar bağımsız biçimde araştırılmalı; hiç kimse hakkında kesinleşmiş yargı kararı olmadan suçluluk hükmü verilmemelidir.
Temizlik tepeden tırnağa yapılmalıdır. Ancak bu temizlik siyasi intikamla değil, hukukla gerçekleştirilmelidir.

Bulgaristan Türkleri Kimsenin Siyasi Mülkü Değildir
Buradan açıkça ifade etmek istiyorum:
Bulgaristan Türkleri hiçbir siyasi partinin, hiçbir liderin, hiçbir çıkar çevresinin mülkü değildir.

Türk olmak, belirli bir partiye oy vermek zorunda olmak değildir.
Müslüman olmak, herhangi bir siyasi otoriteye bağlılık göstermek değildir.

Bizim kimliğimiz, inancımız ve vatandaşlık haklarımız hiçbir siyasi yapının tekeline bırakılamaz.
Biz bu topraklarda misafir değiliz.

Biz Bulgaristan’ın eşit vatandaşlarıyız.
Geçmişte isimlerimizi korumak için mücadele ettik. Bugün ise irademizin özgürlüğünü korumak zorundayız.

Korkudan Kurtulmak Bir Milletin En Büyük Zaferidir
Ben artık Kırcaali’nin çocuklarının korkuyla büyümesini istemiyorum.

Anaların evlatlarını çaresizlik içinde gurbete göndermesini istemiyorum.
İnsanların siyasi görüşlerini fısıldayarak konuşmasını istemiyorum.

Köylerimiz yeniden canlansın, gençlerimiz memleketlerinde gelecek kursun, vatandaşlarımız devlet kapısından korkmadan girsin istiyorum.

İvan Demerciyev’in etrafında oluşan adalet beklentisinin anlamı da burada yatmaktadır. Onun ve diğer devlet yöneticilerinin gerçek sınavı, bu beklentileri bağımsız kurumlara, eşit uygulanan kanunlara ve somut sonuçlara dönüştürebilmeleridir.

Bulgaristan Türklerini ve Müslümanlarını korkudan kalıcı olarak kurtaracak olan, tek bir insanın gücü değil, hiçbir insanın üzerinde olamayacağı bir hukuk düzenidir.
Otuz altı yılı aşkın bekleyişin ardından artık yeni hayal kırıklıklarına değil, gerçek adalete ihtiyacımız var.

Unutmayalım:
Bir milletin gerçek özgürlüğü, korktuğu kişinin değişmesi değil, artık hiç kimseden korkmak zorunda kalmamasıdır.

Kırcaali korkunun değil, özgürlüğün şehri olsun.
Bulgaristan çıkar çevrelerinin değil, bütün vatandaşlarının devleti olsun.

Ve çocuklarımız bir gün bize “Siz neden sustunuz?” diye sorduğunda, başımızı eğmek zorunda kalmayalım.

Rafet ULUTÜRK
BULTÜRK Derneği Genel Başkanı

Yazar