Bugun...
Kardeş mi, Kardeş Katili mi?


Nedim Akın
bilgi@bulturk.net
 
 

Konu:    Birçok konu yaza yaza durulmaya başlıyor.

              Dobruca Destanlarından Sahneler.

              Bulgarların Ruslara süngü çektiği günler.

Bulgarlar onları Osmanlıdan “koparanlara” neden minnettar değil?

Ruslar Bulgarların “kardeşi midir?” yoksa “kardeş katili midirler?”

Rusların kafasına iyice işlenmiş olan, “Brest” kalesinden Batıda yaşayanların hepsi Rus düşmanıdır. Bu iddia neden değişmiyor?

Üstteki foto İkinci Balkan Savaşı’nda Bulgar askerlerin süngüleri Ruslara karşı çevirdiği bir anı belgelemiştir.

“Birisi bana bir gün gelir ve sen de Bulgaristan’la yürütülen savaşla ilgili bildiklerini yazarsın, demiş olsaydı, ona sen aklını kaçırmışsın, derdim dese de, Rus imparatoru II. Nikolay 18 Ekim 1915’te “işte, o gün gelip çattı” dedi. Bu konuda Rus halkı, hükümdarı kadar endişeliydi.

“Biz onları son derece ağır bir yılda kurtardık, onlarsa nankör çıktılar.” Rusların daha fazlasının Doğu Avrupa bilgileri bununla sınırlıdır. Başa gelenin, anlaması zor ve tamamen olumsuz bir belirti olan Brest’in Doğusundaki topraklarda kendini şu ya da bu şekilde gösteren şu Rusofobluk illeti şekillerinden biri olabileceğini düşünenlerden hiç biri bu “minnettarsızlığı” doğuran nedenlerin ne olabileceğinden ilgilenmek bile istemiyor. Fakat bu olayın özüne baktıkça gerçekler göç çıkarıyor ve anlaşılır oluyor.

Örnek olarak, bugünden artık çok uzakta kalan ama bin yıl dehası Karl Marks’ın daha 1853 yılında, kurtuluştan sonra ihtiyaç duyacağı şeyin, Türkiye'nin bir parçası olarak, yarı bağımsızlık elde etmek olduğu, daha o zaman oluşan anti-Rus ilerici Bulgar kamuoyu tarafından ilan edilmesini gösterebiliriz. Osmanlı’dan kurtulmak nasıl bir ihtiyaç olabilir ki?

Bunun yanıtı çok basittir:

Onlar kendi anlayışlarına göre yaşamak istemişlerdi.

Aynı zamanda 1878’de Rusya’daki iktidarın emirlerinde şunları okuyabiliyoruz: “Ayakta durabilmesi sadece bizim yardımlarımızla mümkün olan Bulgar Prensliğinde egemen durumda olacak güç yalnızca biz olmalıyız.”

Öyle de olmuştur. Bulgaristan'daki anahtar konumların hepsine Rus Generalleri atandı.  Çariçe Mariya Aleksandrovna’nın yeğeni olan Aleksandır Batenberg Prens atandı. Bulgaristan'ın Osmanlı boyunduruğundan alınmasından hemen sonra, 1879’da demokratik Anayasa ilan edilmesine kapı aralayan Petersburg, koşumları elinden asla bırakmadı.

Ne var ki, kısa süre sonra Rus tahtına III. Aleksandır oturduğunda “himaye edici rüzgârlar esmeye başlayınca, Batenberg durumdan yararlanmaya çalıştı. 1881’de Savunma Bakanı Rus Generali Kazimir Ernrot’un da desteklemesiyle, devlet darbesi yaptı. Anayasa rafa kaldırıldı. Prens’e olağanüstü yetkiler tanındı. Askeri birlikler miting ve gösterileri dağıttı. Ordudaki subayların yarısı Rus subaylarla değiştirildi. Hükumetin başına Rus Generallerin geçmesi, Bulgar liberalleri gözünde Rusya'nın saygınlığını birdenbire düşürdü.

Bulgaristan’a biçilen, Rusya’nın Tuna boyu eyaleti rolünü tepki göstermeden kabul edecek kadar muhafazakâr olmadıkları anlaşılan Bulgar tutucu güçleriyle kanlı hesaplaşma başladı.

Bu çatışma en açık bir şekilde demiryolu kuruculuğunda kendini belli etmiştir: Bulgarlar, tarım ürünlerinin doğrudan Avrupa pazarlarına sunulmasına olanak tanıyacak olan,  Avusturya-Macaristan imparatorluğu ile demiryoluyla bağlanmak için Sırbistan sınırına giden demiryolunun inşa edilmesinde direnirken, bu derinlik o yıllarda Avrupa pazarlarında rekabet eden Ruslar tarafından kabul edilmezken, onlar Bulgaristan’ın Güneyi ile Kuzeyini birbirine bağlayacak ve askersel önemi bakımından öncelikli olan Sofya – Rusçuk tren yolunun döşenmesinde direniyordu. Rus projesi 2.5 defa daha pahalı olduğu gibi parası da Bulgar halkından toplanan vergilerle ödenecekti.

Rus projesinin öncelik kazanması için lobi faaliyetlerine başladığında, halkın gözünden düşeceğini iyi bilen Batenberg, Sırbistan sınırına uzanacak Batı projesinden yana çıkar. Rus diplomatları Avusturya tuzaklarına kem gözle bakarken, muhbirler Peterburg’a koşarak “Prensin fikir değiştirdiğini” yetiştirir.

Rus Generallerinin dikenli eldivenlerini çıkarmaya çalışan Batengerg, 1883’te Anayasa’yı yeniden yürürlüğe koyar ve Peterburg’ta kendisine bel bağlayanların hepsinin birden gözünden düşer. Prens, liberallere el uzatarak daha ılımlı ve ödün vermeye hazır siyasetçilerle işbirliği yapmayı seçer. Bulgar liberallerinin liderleri için o dönem Rusya İmparatorluğu Dış İşleri Bakanlığı Eksper Fonundan yılda 400 000 (dört yüz bin) Ruble ödenek ayrılıyordu. Bu paraları Liberal Parti Lideri Dragan Tsankov’un kendi kasasına topladığı iddiaları doğru olsa bile, o partili arkadaşlarının önünde her zaman şöyle demiştir: “Rusya önünde boynumuz kıldan incedir, fakat Bulgaristan yalnız Bulgarların olmalıdır.”

Rus maşalarının projeleri art arda suya düşünce Aleksandır Batenberg’in Prenslik makamından istifa etmesi kaçınılmaz olmuştur. İşte böyle bir ortamda, nüfusunun sıfırlandığı bir dönemde, 1885 yılında Prens Batenberg Bulgar Prensliği ile Doğu Rumeli'nin birleştiğini ilan etmiştir. 1878 San Stefano Anlaşmasında Bulgar nüfus yaşayan toprakların hepsinin bir Prenslikte birleştirilmiş olduğunu yeri gelmişken anımsatalım. Fakat Berlin Antlaşması bu toprakları 3 parçaya bölmüştür. Kuzey Bulgaristan tam otonomi elde ederken, Koca Balkan'ın güneyindeki “Güney Rumeli” bu topraklardan koparılmış, Makedonya ise yüzde yüz İstanbul hükmünde kalmıştır. Berlin Kongresi’nde alınan kararlar Bulgar Milli Bilincine bir darbedir.

O gün bu gün San Stefano Bulgaristan’ının yeniden kurulması Bulgar siyasetinde bir çözülemeyen düğüm olmuştur. Bulgarlar Güney Rumeli’yi ilhak etmekle bu doğrultuda bir adım atmıştır. Günlerden bir gün kendilerini yurtsever olarak tanıtanlar, kendisi Bulgar olan Eyalet Başkanı Konağını kuşatarak iktidarı Batenberg’e devretmesini istemişlerdir. Bulgar Prensliği ile Doğu Rumeli’nin birleştiği gün şimdi de Bulgar Milli Bayramı olarak anılıyor. Ve 1885’te parçalanmış olan Bulgar topraklarındaki Bulgar nüfusun hepsinin birleşmesine karşı koyan en büyük güç Rusya oluyor. Sultan bile,  Rumeli hakkında tenden koparılmış bir parça et, kesilmiş bir kol demiştir. 1878’de San Stefano Bulgaristan’ı için yarım Avrupa ile savaşmaya hazır olan Rusya, yeni dönemde konum ve tutumundan vazgeçmesi için Batenberg’i ikna etmek için elinden geleni ardına bırakmamaya hazırdır. Üstelik Rusya’nın İstanbul Büyükelçisi kalkışan Doğu Rumeli’de düzen sağlamak için, Rusya’nın tam desteğini vaat ederek,  Türk ordusunun saldırması için Sultan’ı özendirmeye çalışmıştır. Peterburg’un basit hesabı şudur: Bulgar topraklarının birleşmesi Batenberg’in nüfusunu yükseltecek, bu ise Rus imparatorluğunun hesaplarına uygun değildir.

Türkleri kışkırtma planı havada kalınca, Sırplar Bulgaristan’a savaş açmıştır. Bu savaş patlak vermezden önce, Rus İmparatoru, Bulgar ordularının savaş gücünü ve becerisini sıfırlamak amacıyla Bulgar ordularında görevli Rus General ve subayların hepsini geri çağırmıştır.

Buna rağmen Bulgaristan’a saldıran Sırp güçleri tamamen yenilgiye uğratılmıştır.

O zaman Rus İmparatorunun Bulgaristan’daki askeri ataşesi (ajanı) Saharov, bir grup Rusçu Bulgar subayının yardımıyla askeri darbe gerçekleştirmiştir. 26 Ağustos 1886 gecesi Konağa dalan subaylar Betanberg’e “tahtan vazgeçtim” belgesi imzalatmıştır. “Alman Prens, Bulgarları Rusya’ya bağlayan yüce ülküye bundan böyle hizmet etmek istemediğini” böylece beyan etmiştir. Bu olaydan sonra Batenberg ancak 3 gün iktidarda kalmıştır.  Bu gelişmelerden sonra, Bulgar siyasetinin yeni yıldızı olarak parlayan Stefan Stanbolov Plovdiv’ten (Filibe) çıkıp Rumeli Ordusuyla başkent Sofya’ya girip darbeci subayları tutuklamayı başarmıştır.

O dönem gücü pek büyük olamayan, sayıca da az olan Bulgar “Rusofil partisi” lideri olarak Stefan Stanbolov kabul edilmiştir. O günlerde Rusya İmparatorluğu Dış İşleri Bakanlığına bir rapor gönderen Rus Konsolosu Aleksandır Kayander , “ülke, Ruslara ait olan her şeye karşı düşmanlıkla yoğrulmuş, fakat kendileri halka çok yakın oldukları için üzerinde onu kışkırtma nüfusuna sahip olan, Rus Papaz Okullarında okuyan ama son dersi görmeden ayrılanların arasından ortaokul öğretmenlerinin eline geçti.” diye yazdı.

Bir sonraki seçimde Bulgar Prensi tahtı için aday gösterilen başarısız olunca, bu makama Avusturya ordusundan bir subay olan Saks Koburggotski oturmayı başardı. Bunu kişisel gücenme olarak kabul eden Rus İmparatoru Bulgaristan’la diplomatik ilişkileri kesmiştir.

O zaman Rus İmparatoru, denenmiş yöntemlerle eyleme geçerek,  Bulgaristan'ı yeniden işgal etmeyi hayal etmeye başlasa da, Bulgar mülteciler buna gerek olmadığına, “basit halkı” “Rusofil bayrağı altına” kolayca toplayabileceğini iddia ederek, onu niyetinden vazgeçirmeyi başarmışlardır. Ne var ki bu bayrağın altına toplanacak Bulgar bulunamıyor. 1887’de Silistra ve Rusçuk askeri birliklerinin ayaklanmaları kanlı bastırıldı. Aynı yılın Yüzbaşı Panitsa’ya karşı suikast suya düşürüldü. 1891’de Aralık ayında Başbakan Stefan Stambolov’a sıkılan kurşunla Maliye Bakanı Belçev öldürüldü.  İstanbul’da Konsolos Vılkoviç’in hayatı söndü. Her katliamdan sonra katiller hep Odesa’ya sığındı.

1900 yılında III. Aleksandır’ın ölümünden sonra iki ülke arasındaki soğuk savaş sona erdi ve Bulgaristan Rusya ilişkileri normalleşme yoluna girdi.  1912’de Rusya’nın önerileriyle ve teşvikiyle Bulgaristan Sırbistan askeri sözleşmesi imzalandı. Türkiye topraklarını daha da bölüşme temelinde aralarında uzlaşma sağladılar.  Bulgarlar Makedonya topraklarından daha büyük bir parçaya konarken, Sırplar da Arnavutluk üzerinden Adriyatik Denizine çıkacaktı. Osmanlı İmparatorluğuyla son savaşta bu 2 müttefik hızlı başarı elde ettiler. Fakat Rusya’nın Adriatik Denizi’nde askeri deniz üsleri kurmasından endişeli olan Avusturya ve İtalya’nın baskıları Sırpların Arnavutluğu ezerek denize çıkmasına engel olurken, Arnavut devleti kuruluyor. Yeni durumda Sırbistan Makedonya’ya çullanarak kayıplarını kapatmaya çalışıyor.

O dönem sokaklarında “Islavcı gösteriler dinmeyen” Peterburg Bulgarlara baskı yapmaya devam ediyor.  Çatalca’ya kadar inen Bulgar birlikleri, Rus Karadeniz askeri filosundan yardım bekliyor. Peterburg’a giden Bulgar heyeti sokak göstericileri tarafından alkışlansa da, devlet yönetimi tarafından soğuk karşılanıyor. Kendi gözlerini İstanbul'a dikmiş bulunan Rusya, Bulgar niyetlerinden pek ilgilenmiyor. İstanbul'a saldırı planlarından vaz geçmeleri karşılığında, 1912 yılı anlaşmasına göre Makedonya sorununun çözümünde hakem rolü üslenmeyi kabul etmeye hazır olduğunu açıklıyor. Herkesin bildiği üzere bu savaşta Bulgaristan Makedonyayı gasp edemiyor. Peterburg da Sırbistan’dan yana konum alıyor.

1913 yılında Makedon toprakları için yeni bir savaş başlıyor. Bu savaşta Bulgaristan karşısında Sırplar ile Yunanları buluyor.

1902’de Bulgaristan ile Rusya arasında imzalanan bir askeri sözleşmenin 3. maddesine göre, Bulgar devlet sınırlarının tehlike altına girmesi halinde Rusya yardım göstermek zorundadır. Ne var ki, 1013’te Bulgaristan'ın Rusya’dan yardım çığlıkları asla işitilmemiştir. İngilizlerin Peterburg Büyükelçisi Bükenın’ın yazdığına göre, Petergurg Romanya’ya karşı soğuk kanlık davranması gerekirken, Romanya’yı savaşa kışkırtıyor. O zaman Makedon Cephesinde savaşan Bulgar ordusuna Romanya tarafından yapılan saldırı çok kötü etkide bulunuyor. Bulgaristan milli felaket yaşarken, Makedonya’yı kaybettiği yetmezmiş gibi, Romenler tarafından ele geçirilen, Dobruca’nın bir kısmını da yitiriyor. O zaman Sofya’da “1878’de kurtarılmaktan ise, San Stefano Barış Anlaşması hükümlerine göre, otonomi olarak kalmak daha iyi ve hayırlı olacaktı, sesleri yükselmeye başlıyor. Bu açıdan bakıldığında Rusya İmparatoru II. Nikolayın 1915’te hayal kırıklığına uğramasına geçerli bir gerekçe yok gibidir. 1915’in 14 Ekim günü Prens Ferdinand’ ın Bulgarları Makedon kardeşlerini Sırp esaretinden kurtarmak için silaha sarılma çağrısı ve onun yarattığı milli heyecanda anlaşılmayan bir şey yoktur. Bu çağrıda Rusya ile savaştan söz edilmemiştir. Tarafsız konumda olan Romanya Rusya ve Bulgaristan arasında kıvılcım çakmasına engeldir.

1916’da Romenler Bulgaristan'a kendileri saldırdı. Aynı yılın Eylül ayında Bulgar ordusu Dobruca’da Rus süngüleriyle savaştı.Bulgar General Toşev anılarında, “O gün Bulgar ordusunun kurtarıcılarına karşı asla ve hiçbir zaman savaşmayacağı masalının çok derin gömüldüğünü” yazdı. Bu savaşta Bulgar devletine Türkiye yardım etti.

7 Eylül günü Bulgar şair İvan Vazov “Rus askerlerine hitaben”  şunları kaleme alacaktı: “Biz sizden nefret ederken kendi özgürlüğümüzü seviyoruz….”

Bulgarların “minnettar” olmayanlar olduğu iddialarına cevabı Vazov’un mısrasında bulabiliriz. Başka bir değişle daha 1879’da Bulgar Başbakan Konstantin Stoilov şunları söylemişti: “Bize, sizin kurtuluşunuzu biz ödedik ve bunun için sizin bize sonsuza kadar minnettar olmasız gerekir gibi sözleri yüzümüze vurmaya devam ederlerse, böyle kardeşlik olamaz. Bu külleten kurtulmamız için hesap çıkarsınlar ve faturayı önümüze koysunlar. Faizi de hesaba katsınlar. Biz bu hesabı öderiz ve bu işe bir nokta koruz.”

Her şey ne kadar basit değil mi?!Fakat şunu unutmayalım. Rusya basit kararlar alan  sıradan bir ülke değildir.

28 Ekim 2017

Kaynak: Vedemosti .



Bu yazı 18 defa okunmuştur.

YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANAN HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI