Bugun...
İstanbul’da Görünmesi Gereken Camiler


Murat ULUTÜRK
muratulutur88k@gmail.com
 
 

İstanbul 1453'de fethedildikten sonra Osmanlı'ya payitaht olan bu kent, yüzlerce yıl boyunca İslam kültürü ile yoğruldu, harmanlandı. 5 asrı aşkın bir süredir Türk İslam tarihinin önemli parçalarından biri olan İstanbul, pek çok camiye de ev sahipliği ediyor.

Sultanahmet Camii

17. yüzyılın en önemli eserlerinden biri olan Sultan Ahmet Camii mimari özellikleriyle ziyaretçilerini büyülüyor. 1609 yılında, Sultan Ahmet’in vurduğu kazmayla yapımına başlanan cami, mimar Sedefkâr Mehmet Ağa tarafından 1606-1616 tarihleri arasında yapılmış. Muhteşem kubbesi ve altı minaresiyle Sultanahmet Camii sıra dışı güzelliği ile İstanbul siluetinin vazgeçilmez bir parçası. Hastane, kervansaray ve mutfağı günümüze ulaşmamış olsa da külliyenin en önemli parçası cami tarafı. Camiye genellikle kuzey tarafından giriliyor. Kapı üzerindeki zincir hemen dikkatinizi çekecek. Padişahlar bu zincire çarpmamak için kafalarını eğerek camiye girerlermiş. Zincir Allah’ın büyüklüğünü hatırlatıp camiye giren herkesi eşit olduğunun bir sembolü haline gelmiş. Caminin iç avlusundaki kemerlerde bulunan mermerlerin dünyanın dört bir yanından getirildiği biliniyor. Sultanahmet Camii, Batılılar tarafından ‘Mavi Camii’ olarak adlandırılıyor. Bunun nedeni caminin iç kısmının 20 binden fazla lale, zambak, karanfil ve gül desenli mavi-beyaz İznik çinisiyle kaplı olması. Caminin içindeki 260 pencereden giren ışık günün belli saatlerinde bu mavi çinileri daha da belli ediyor. Marmara Adası’ndan getirilen mermerlerle yapılan mihrap ve minber ise sanat şaheseri. Minber kabartmalı ve altın yaldızlı kakmalı, mihrap ise selvi motiflerinin işlendiği mermerle bezenmiş. Kapılar ve pencere kepenklerinde sedef ve fildişi kakmalı ahşap kullanılmış. Caminin içindeki devasa avize ise şimdilerde ampulle aydınlık sağlasa da eskiden yağ kandillerini taşımak için tasarlanmış. Kudretin estetikle, mimari zekânın yetenekle buluştuğu, İslam dünyasının önemli bir eseri olan Sultan Ahmet Camii, İstanbul’un en turistik semti Sultan Ahmet’te yer alıyor. Özellikle akşamları aydınlatılan cami etrafında uçuşan martıları seyretmek oldukça keyifli.

Sultanahmet meydanının ve tarihi yarımadanın en görkemli eserlerinden birisi olan, 17.yy da Sultan I. Ahmet tarafından yaptırılan Sultanahmet Camii, tarihi yarımadada muhteşem mimarisi ve 6 minaresi ile şüphesiz İstanbul’un ve dünyanın en güzel mimari yapılarından ve camilerinden birisi konumunda. İstanbul en güzel camiler arasında en başat geliyor.

Ayasofya Camii

Türkiye’deki en önemli eserlerden biri olan Ayasofya Camii; ihtişamı ve tarihi ile yıllara meydan okuyor.  Bizans İmparatoru 1. Justinianus tarafından, 532-537 yılları arasında bir katedral olarak inşa edilen Ayasofya, neredeyse 1500 yıllık tarihiyle İstanbul’un merkezi.

1453 yılına kadar katedral olarak kullanılan Ayasofya (şu anda da dünyanın en eski katedrali olarak kabul edilir), Istanbul’un Fethi ile camiye dönüştürülmüştür. Ayasofya’daki mozaiklerin bir kısmı 8-9. yy’da yok edilmiştir. Kalan mozaiklerin çoğu ise camiye dönüştürüldükten sonra ince bir sıva ile kaplanarak gizlenmiştir. 1935’te Bakanlar Kurulu kararıyla müze statüsü kazanan Ayasofya, 2020 yılı itibariyle tekrardan cami statüsüne geçirilip ibadete açılmıştır.

Ayasofya, mimari açıdan dünyanın en önemli dönüm noktalarından biri kabul edilir. Kubbeli bir bazilika olarak inşa edilen Ayasofya, dönemindeki hiçbir bazilikanın sahip olmadığı kadar büyük ve karmaşık bir kubbe sistemi ile çok geniş bir alanı örtmektedir. Sadece dört payeye oturtulmuş böylesine büyük bir kubbe mimarlık tarihi açısından hem teknik hem estetik bir devrim niteliğindedir. İçerisindeki mozaikler ve hat sanatının eşsiz örnekleri ile Ayasofya, 1985 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine alındı.

Eski İstanbul’un merkezi olan Sultanahmet’te bulunan Ayasofya Camii, etrafındaki diğer önemli tarihi eserlerle beraber hala geçmişi yeni nesillerle buluşturmaya devam ediyor. Yolunuz İstanbul’a düşerse, ilk görmeniz gereken yerler listenizin başına Ayasofya Camii’ni yazmayı unutmayın.

Ayasofya Müzesi, sanat ve mimarlık tarihi bakımından dünyanın en önde gelen anıtlardan biri olup, dünyanın 8. harikası olarak gösteriliyor.İstanbul Görmeniz Gereken En Güzel ve İhtişamlı Camiler

Eyüp Sultan Camii

Ülkedeki en önemli dini merkezlerden biri olan Eyüp Sultan Camii, İstanbul fethi sonrası yapılan ilk cami olma özelliğini taşıyor. Cami adını Hz. Muhammed’in 1300 yılı aşkın bir süre önce İstanbul’un kuşatılması sırasında elinde sancağı ile ölen sancaktarı Ebu Eyyûb El-Ensari’den alıyor. Fatih’in isteğiyle 1458 yılında inşa edilen külliye; cami, türbe, medrese, hamam ve imaretten oluşuyor. Yenileme çalışmalarında özgünlüğünü yitiren yapı, 1766 yılındaki depremde büyük hasar görünce III. Selim’in emriyle tamamen yıkılıp yeniden yapılmış. Uzun Hüseyin Ağa önderliğindeki ekip tarafından ikinci kez inşa edilerek 24 Ekim 1800’de de ibadete açılmış. Caminin içi, bal rengi duvarları, turkuaz halıları ve devasa büyüklükteki avizesiyle ihtişamın simgesi. Burası zaman içinde sadece dini bir sembol değil, önemli bir sosyal merkez haline de gelmiş. Camiye çınar ağaçlarıyla süslenmiş avludan girdiğinizde sizi yüzlerce güvercinle karşılıyor. Burada güvercinleri beslemek oldukça keyif veriyor. Eyüp Sultan Camii’nin, Ramazan’da ve dini bayramlarda ziyaretçilerle dolup taştığını ve oldukça kalabalık olabileceğini ekleyelim. Cami aynı zamanda bulunduğu semte de adını veriyor.

Süleymaniye Camii

Klasik Osmanlı mimarisi eseri Süleymaniye Camii, İstanbul’un Fatih semtinde yer alıyor. İstanbul’un eşsiz siluetini süsleyen en büyük eserlerden biri olan Süleymaniye Camii, en uzun süre tahtta kalan Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman ve eşi Hürrem’in ebedi istirahatgâhı. Dehasıyla bugün de hayranlık uyandıran Mimar Sinan’ın 1550-1557 yılları arasında tamamladığı kendi deyişiyle “kalfalık dönemi eseri”, bir mühendislik harikası olmasının yanında Osmanlı estetiğinin de zirvesi. Büyüklüğü yanında ferahlığı ve sonsuzluğu hissettiren sade yapısıyla bu cami, külliyenin bir parçasını oluşturuyor. Caminin 7 hektarlık külliyesi, bir zamanlar medrese, hamam, kütüphane ve aşevinden oluşuyormuş. Süleymaniye Camii’nde birçok tarihi olay sayılarla sembolleştiriliyor. 4 minare Kanuni Sultan Süleyman’ın İstanbul fethinden sonra 4. Padişah olduğunu simgeliyor. Caminin 10 şerefesi ise kuruluştan bu yana tahta geçen 10. Sultan olmasına atıfta bulunuyor. 4 fil ayağının İslam’ın 4 halifesini temsil ettiği biliniyor. Caminin duvarları şahane İznik çinileri, pencereleri ve vaiz kürsüsü sedef kakmalı ahşap ile süslenmiş. Mimar Sinan, caminin iç mimarisinde iki özel teknik kullanmış. Farklı alanlara yerleştirdiği küpler ve tuğlalar arasında bıraktığı boşluklarla yapının muhteşem bir akustiğe sahip olmasını sağlamış. Bir diğer yöntemle ise kandillerden çıkan islerin tek bir noktada toplanması için hava akımı yaratmış. Böylece çıkan islerin camiyi kirletmemesi sağlanmış. Mimar Sinan’ın yeteneğini zarafet ve güçle buluşturan, Kanuni döneminin kudretini eksiksiz hissettiren bu muazzam eseri yakından görme fırsatını kaçırmayın. Özellikle Ramazan ayında cami bahçesinde düzenlenen iftar sofraları bu mübarek ayı daha da güzelleştiriyor.

Çamlıca Camii

Cumhuriyet tarihinin en büyük camisi olan Çamlıca Cami, 2019 yılının mart ayında ibadete açıldı. Çamlıca Cami’nde 63 bin kişi aynı anda ibadet edebiliyor. İstanbul’un simgesi olan selatin camilerinin devamı hissini uyandıran Çamlıca Camii, Osmanlı-Selçuklu mimari tarzıyla bugünün çizgilerini harmanlıyor. Görkemli yapısıyla İstanbul’un her yerinden görülebilen Çamlıca Camii, imanın şartını temsilen 6 minare ile inşa edildi. Caminin 72 metre yüksekliğindeki ana kubbesi ise İstanbul’da yaşayan 72 milleti temsil ediyor. 34 metre çapındaki kubbesi ise İstanbul’u simgeliyor. Ana kubbe üzerine yerleştirilen 3 metre 12 cm. genişliğinde, 7 metre 77 cm. yüksekliğinde, 4,5 ton ağırlığındaki alem, dünyanın en büyük alemi olma özelliği yaşıyor. Caminin yanı sıra müze, sanat galerisi, kütüphane, konferans salonu, sanat atölyesi ve otoparkın da yer aldığı Çamlıca Camii ibadet yeri olmanın ötesinde hizmet sunuyor.

Bayezid Camii

Bayezid Camii, İstanbul’daki klasik Osmanlı mimarisinin ilk örneklerinden biri. Sultan II. Bayezid tarafından İstanbul’un fethinden yaklaşık 50 yıl sonra yaptırılan cami kentteki en iyi korunmuş Osmanlı yapılarından. İstanbul’un, bir sultan tarafından yapılması emredilmiş ve orijinalliğini koruyan en eski camisi olan Bayezid Camii, II. Bayezid tarafından şehrin Bizans dönemine ait meşhur Theodosius Meydanı yani şimdiki Bayezid Meydanı’na inşa edilmiş. Türbe, mektep, misafirhane, medrese, imaret, hamam ve kervansaraydan oluşan bu dev külliye, dönemin simetrik mimari anlayışından farklı olarak, alana dağınık bir biçimde yerleştirilmiş. 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından inşa edilen bir kemerle desteklenen cami; depremlere, sellere ve hatta üzerine düşen yıldırıma rağmen hiç bozulmadan günümüze ulaşmayı başarmış. Bu özelliği nedeniyle Osmanlı’nın gücünü simgelediğine inanılan Bayezid Camii’nin üç kapısı üç ayrı dünyaya açılıyor. Saray Kapısı, Osmanlı’nın geçmişine ve İstanbul’un bugününe; Meydan Kapısı Bizans’tan alınan mirasa; İmaret Kapısı ise Osmanlı geleneklerine ve gündelik yaşama…

Arap Camii

Arap Cami, İstanbul’un ilk camisi olma özelliğini taşıyor. Arap Camii aynı zamanda İstanbul’da ezan sesinin duyulduğu ilk cami. 717 yılında yapılan cami, Karaköy Galata’da yer alıyor. O yıllarda 7 yıl kadar İstanbul’da yaşayan Arap Müslüman ordusu ibadetini Arap Camii’nde yapmış. Arap ordusunun Şam’a gitme kararıyla birlikte bazı rahipler burayı kiliseye çevirdi. Şimdilerde minare olarak kullanılan çan kulesi de bu esnada ilave edildi. 1453 İstanbul’un fethinden sonra ise kilise camiye çevrildi. Mihrap ve minberin eklenmesiyle birlikte Arap Camii adını almı.

Dolmabahçe Camii (Bezm-i Alem Valide Sultan Camii)

19. yüzyılda inşa edilen Dolmabahçe Camii, batı mimarisinden izler taşıyor. Osmanlı’nın birçok eserinde imzası bulunan Nigoğos Balyan tarafından inşa edilen cami, barok mimari öğeleriyle öne çıkıyor. Beşiktaş’ı süsleyen eşsiz caminin yapımına Sultan II. Mahmud’un hanımı Bezm-i Alem Valide Sultan’ın isteğiyle 1852 yılında başlanmış. Valide Sultan vefat edince cami, oğlu Abdülmecid’in emriyle tamamlanmış. 1855 yılında inşası biten yapıda Osmanlı süsleme sanatıyla batı mimarisi harmanlanmış. Balyan’ın yapımında taş ve mermeri tercih etmesinin, camiye zarif fakat güçlü bir karakter kazandırdığı biliniyor. 1948-1961 yılları arasında Deniz Müzesi olarak kullanılan cami, müze yeni binasına taşındıktan sonra restore edilmiş. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün restorasyon çalışmalarının ardından 1966 yılında yeniden ibadete açılan eser ilk günkü güzelliğiyle yıllara meydan okuyor. Beşiktaş’ta konumlanan cami, deniz kenarındaki diğer camiler gibi oldukça etkileyici bir manzaraya sahip. Adeta bir sarayı andıran bu camide dönemin mimarisinden farklı olarak yapılan yuvarlak pencereler ve barok tarzdaki süslemeler ilginizi çekecek.

Ortaköy Camii (Büyük Mecidiye Camii)

Halk arasında Ortaköy Camii olarak anılan Büyük Mecidiye Camii, adını aldığı Sultan Abdülmecid zamanında ünlü Ermeni mimarlar Garabet Amira Balyan ve oğlu Nigoğos Balyan tarafından yapılmış. Boğaz’ın bu bölümünde Dolmabahçe Camii (Bezm-i Alem Valide Sultan Camii), Dolmabahçe Sarayı ve Çırağan Sarayı gibi yapılara imza atmış olan Balyan ailesi neo barok tarzda tasarladıkları bu camiyle kent estetiğine büyük katkıda bulunmuş. Geniş ve yüksek pencereleri sayesinde Boğaz’daki ışığın tüm renklerini içine alabilen iki minareli cami, taş oymacılık sanatının etkileyici örneklerini taşıyor. Cami içinde yer alan Allah, Hz. Muhammed ve ilk dört halifenin adları bizzat Sultan Abdülmecid tarafından yazılmış. İstanbul’un Ortaköy semtinde bulunan, mimari inceliklerle dolu bu eşsiz cami, İstanbul fotoğraflarının vazgeçilmezi. Estetik bakımdan İstanbul’un diğer camilerinden farklı olan Ortaköy Camii’ni Boğaz turu yaparken izlemek bambaşka bir keyif.

Fatih Camii

Fatih Camii, İstanbul’un fethinden sonra inşa edilen ilk anıtsal yapı olma özelliğini taşıyor. Fatih Camii aynı zamanda ilk Türkçe ezanın okunduğu yer. Tarih ise 1932… İstanbul’un bir Osmanlı kentine dönüşmesinin önemli adımlarından olan Fatih Camii’nin tarihi 1463-1470 yıllarına dayanıyor. Adını Fatih Sultan Mehmet’ten alan dev külliye Mimar Atik Sinan imzasını taşıyor. Osmanlı mimarisinin mihenk taşlarından biri olan yapının 1509, 1557 ve 1754 depremlerinden gördüğü hasarlar telafi edildiyse de 1766 yılındaki büyük depremde eser, onarılamaz bir hale gelmiş. Depremin ardından III. Mustafa’nın emriyle 1767 yılında yeniden inşasına başlanıp 1771’de tamamlanan ve Mimar Mehmet Tahir Ağa’nın eseri olan Fatih Camii günümüze ulaşmayı başarmış. Cami, 22 kubbeli avlusu ve dört fil ayağı üzerinde bulunan 26 metrelik kubbesiyle klasik Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyor. Caminin planı Türk mimarlığının gelişmesinin bir safhasına işaret ediyor. Fatih Camii’nin kıble duvarı önündeki hazire alanında bulunan Fatih Sultan Mehmet’in türbesini de mutlaka görmelisiniz. Fatih’in sandukasının bulunduğu mezar odasının, türbeden cami mihrabına kadar uzanan bir yeraltı dehlizinin sonunda olduğu söyleniyor. Sekiz köşeli bir plana göre yapılan ve üzerinde tek bir kubbe bulunan türbede sadece Fatih Sultan Mehmet’in sandukası bulunuyor. Caminin orijinalinden farklı olan barok tarzı süslemelerini de mutlaka incelemelisiniz. İstanbul’un Fatih semtinde bulunan, günün her saati kalabalık olan avlusuyla Fatih Camii, şehrin önemli dini ve kültürel sembollerden biri.

Yeni Camii / Valide Sultan Camii

Galata Köprüsü ve Mısır Çarşısı’yla birlikte Eminönü’nü kucaklayan cami Osmanlı tarzında ve bu büyüklükte yapılan son selatin (sultanlar tarafından yaptırılan) camilerden biri. Osmanlı tarihinde en uzun sürede yapılan cami unvanını taşıyan Yeni Cami’nin inşasına 1597 yılında başlanmış. Ancak eser 1665 yılında tamamlanabilmiş. III. Murat’ın karısı Safiye Sultan’ın isteğiyle, inşa edilmeye başlanan cami IV. Mehmed’in annesi Turhan Hatice Sultan’ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanmış. Aynı zamanda İstanbul’da deniz kıyısında yapılan ilk büyük cami olan Yeni Camii, iki minaresi, 66 kubbesi ve ortasında şadırvan bulunan avlusuyla dikkat çekiyor. Cami, ortada büyük bir kubbeyi tutan 4 ayakla, yanlarda 4 yarım kubbeden meydana geliyor. Yan cephe revaklarıyla ön plana çıkan caminin bir diğer özelliği minarelerinin her birinde 3 şerefe olması. Rengarenk vitray camlarla süslü pencereler, beyaz mermerden yapılmış minber, sedef kakmalı kürsü, duvarları kaplayan çiniler caminin en dikkat çeken yerleri. Pencere üstlerine Mustafa Çelebi’nin yazdığı ayet ve sureler ise nadide örnekler arasında gösteriliyor. İstanbul’un tarihi alışveriş noktalarından biri olan Mısır Çarşısı, Yeni Camii’nin bir parçası olarak yapılmış. Yeni Camii önünde kuş yemi satan yerlerden yem alarak kuşları besleyebilirsiniz.

Kılıç Ali Paşa Camii

Kılıç Ali Paşa Camii, Osmanlı mimarisinde bir ilk olarak padişahın emriyle, Kılıç Ali Paşa’nın kaptan-ı derya olması şerefine inşa edilmiş. Mimar Sinan’ın 1580 yılında Tophane semtinde inşa ettiği külliye; cami, sebil, medrese, türbe ve hamamdan oluşuyor. 16. yüzyılda yaşamış İtalyan asıllı ünlü Osmanlı denizcisi Kılıç Ali Paşa tarafından yaptırılan cami, Mimar Sinan’ın son eserlerinden biri. Bir denizci için yapılan caminin, geçmişte deniz kıyısında olmasının da anlamlı bir mimari tercih olduğu düşünülüyor. Şehir planlamasındaki değişimler sebebiyle bugün cami kıyıdan uzakta bulunuyor. İç kısmındaki çinileri ve zengin hat sanatı örnekleriyle ihtişamlı bir görünüme sahip olan yapı, Mimar Sinan’ın daha önceki sade eserlerinden ayrılıyor. Mimar Sinan imzasını taşıyan cami Ayasofya’ya benzerliğiyle biliniyor. Cami, olgunluk eserlerini veren bir mimarın değişiklik arzusunu yansıtması açısından da önemli bir yapı. Caminin, Bursa camilerine benzer özellikteki mihrabı ve etrafındaki İznik çinileri Osmanlı’nın mimari zevkini yansıtıyor. Ayrıca Mimar Sinan’ın sanatının zenginliğini yansıtan, şadırvan ve revaklarıyla dikkat çeken hamamı da mutlaka incelemelisiniz. Büyük kubbesi nedeniyle oldukça heybetli bir görünüme sahip olan Kılıç Ali Paşa Camii’nde örtülü şadırvan hayranlık uyandırıyor.

Mihrimah Sultan Camii

Üsküdar’daki en dikkat çekici yapı olan Mihrimah Sultan Cami, Kanuni Sultan Süleyman tarafından kızı Mihrimah Sultan için Mimar Sinan’a yaptırılmış. Cami, Mimar Sinan’ın erken dönem eserlerinden biri. Sinan, sonraki eserlerinde uygulayacağı bazı teknik ve estetik unsurları ilk kez bu camide kullanmış. Bu yüzden cami, Mimar Sinan’ın ustalaşması yolunda önemli bir kilometre taşı. Sinan, zaman içinde imzasını taşıyan yarım kubbeleri ilk kez burada kullanmış. Mihrimah Sultan Camii hakkındaki bir diğer bilgi ise şöyle, rivayete göre Mimar Sinan, Mihrimah Sultan’a olan aşkını bu cami ile ifade etmiş. Şöyle ki, İstanbul’da Mihrimah Sultan’ın adını taşıyan iki cami bulunuyor. Her ikisi de Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış. Mimar Sinan, biri Üsküdar’da diğeri Edirnekapı’da olan iki caminin de yerini özenle seçmiş ve camileri, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir hesaplama ve estetik anlayışıyla inşa etmiş. Bu hesaplamaya göre, gece ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart’ta, güneş Edirnekapı’daki caminin tek minaresinin arkasından batarken, aynı anda Üsküdar’daki caminin iki minaresi arasından dolunay doğuyor. Bu hesaplamanın bir diğer nedeni ise ‘Mihrimah’ Farsçada “güneş ve ay” anlamına gelmesi… Caminin şadırvanı İstanbul’u seyredebileceğiniz en iyi manzara noktalarından biri.

Molla Zeyrek Camii

Molla Zeyrek Camii, Bizans dönemine ait Pantokrator Manastırı’nın kiliseleri olup Haliç’e hâkim bir tepenin üstünde teraslarla düzenlenmiş geniş bir arazi üzerinde kurulmuş. Yapı, Fetih’ten sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından kiliseden medreseye çevrilmiş ve İstanbul’daki ilk medrese olarak açılmış. Adını medresenin müderrisi Molla Zeyrek Mehmed Efendi’den alan yapı, daha sonra cami olarak kullanılmaya başlanmış. 18. yüzyılda büyük ölçüde onarılan cami, 19. yüzyılın ortalarında bakımsızlık nedeniyle zor zamanlar geçirse de Vakıflar İdaresi tarafından 1966 yılında restore edildi. Süslemeli zemin işlemeleriyle dikkat çeken ve Ayasofya’dan sonra günümüze ulaşmayı başaran en büyük Bizans eseri olan Molla Zeyrek Camii, tarihe meydan okumayı sürdürüyor. Cami, İstanbul’da Ayasofya’dan sonra, Bizans’tan günümüze ulaşabilen en büyük ikinci kilise olma özelliğini taşıyor.

Nuruosmaniye Camii

Osmanlı mimarisinin dönüm noktalarından biri olan Nuruosmaniye Camii, Mustafa Ağa ve Mimar Simon (Simeon Kalfa) tarafından inşa edilmiş. 1748 yılında yapımına başlanan cami, 1755 yılında tamamlanmış. Batılılaşma eğilimlerinin ortaya çıkmaya başladığı bir devirde yapılan cami, Osmanlı mimarisinde bir kilometre taşı sayılıyor. Cami, hünkâr kasrı, çeşme, kütüphane, iki sebil, medrese, türbe, aşhane ve dükkanlardan oluşan bir külliyenin parçası. Bu külliye klasik dönem selatin külliyelerinden çok farklı düşünülmüş. Burası Avrupa’nın barok mimari üslubunda ancak Osmanlı sanatına uydurularak inşa edilmiş. Bu da, Osmanlı mimarisinde büyük bir değişikliğin başlangıcı olmuş. Kapalıçarşı’nın Çemberlitaş kapısı çıkışında yer alan cami, çarşının yorgunluğunun atıldığı avlusuyla semtin sosyalleşme merkezlerinden biri olmuş. Avlu, bu özelliğini bugün hâlâ sürdürüyor. Rokoko süslemeleriyle göz kamaştıran ve toplam 174 penceresi bulunan yapı, çıkıntılı mihrabıyla diğer Osmanlı camilerinden ayrılıyor. Ayrıca yapımında demir kullanılan ilk cami de olan Nuruosmaniye, 26 metre çapındaki kubbesiyle en büyük kubbeli camilerden biri. Kubbesinde “Allah göklerin ve yerin nurudur” ayeti yazıyor. İlim merkezi işlevi de gören caminin 5.000’den fazla eserin bulunduğu kütüphanesine özel zaman ayırmanızı öneririz. Şunu da belirtmekte fayda var ki, Nuruosmaniye Camii’nin adı hem sultanın adını kapsıyor hem de Osmanlı’nın Nur’u anlamına geliyor. Cami, İstanbul’un turistik noktalarında olan Çemberlitaş semtinde yer alıyor.

Firuz Ağa Camii

Firuz Ağa Camii, Sultanahmet Meydanı ile Divanyolu caddesinin kesiştiği noktada yer alıyor. 1491 yılında II. Bayezid’in baş veznedarı Firuz Ağa tarafından yaptırılmış. Klasik dönemin renkli yapısı olan caminin kubbe yapısı İstanbul’un fethi ve Ayasofya’nın etkisinden önceki Türk mimarisinin tipik bir örneği. 8 köşeli kasnak üzerine oturtulmuş zarif kubbesi ve 3 mermerli revakıyla Bursa usulünü yansıtan cami tek minareli. Caminin minaresi alışılagelmişin aksine sol tarafta yer alıyor. Hayır işlerine oldukça önem veren Firuz Ağa’nın mezarı da bu camide bulunuyor.

Piyale Paşa Camii

Mimar Sinan; Beşiktaş’ta Sinan Paşa’ya, Tophane’de Kılıç Ali Paşa’ya ve Kasımpaşa’da Piyale Paşa’ya olmak üzere, üç Kaptan-ı Derya için üç cami inşa etmiş. Bunlardan Kasımpaşa’nın geçmişte denize kıyısı olan vadisinde yapılan Piyale Paşa Camii bir külliye olarak inşa edilmiş. 1573 yılında tamamlanan külliye avlusuyla birlikte toplam 22.500 metrekarelik bir alan kurulmuş. Külliyenin medrese, tekke, mektep ve çarşısı günümüze ulaşamadı. Ancak dikdörtgen şeklindeki caminin 9 metrelik 6 kubbesi fazlasıyla dikkat çekiyor. İznik çinileriyle süslü mihrabı da görenlerde hayranlık uyandırıyor.

Rüstem Paşa Camii

Kanuni’nin damadı Rüstem Paşa için yapılan, süslemeleriyle dikkat çeken cami, Eminönü’nde yer alıyor. Mimar Sinan’ın deniz kıyısına inşa ettiği Rüstem Paşa Camii, içindeki çini süslemeleriyle sanat müzelerine taş çıkarıyor. Öyle ki, padişah camilerinde görmeye alışık olduğumuz mercan boyalı çiniler de bir istisna olarak Rüstem Paşa Camii’nde bulunuyor. Mavi renkli çiniler ise kobalt ve oldukça yaygın. Rüstem Paşa Camii, 1561 yılında inşa edildi. Cami, olağanüstü güzellikteki çinileri sebebiyle Osmanlı mimarisinin en canlı ve sanatsal eserleri arasında yer alıyor. İçeri girdiğinizde gözlerinize inanamayacağınız bu tasarım, mimaride sadece tekniğin değil estetiğin de ne kadar önemli olduğunu gösteren bir ders niteliğinde. Genellikle camilerin 2 minareli yapıldığı şehirde tek minareli bu yapı oldukça mütevazi. Galata Köprüsü’nden şehri izlerken Süleymaniye ve Rüstem Paşa camilerinin İstanbul’un siluetini oluşturan nadide yapılardan olduğunu görebilirsiniz.

Atik Ali Paşa Camii

İstanbul’un fethinden yaklaşık elli yıl sonra Çemberlitaş’ta inşa edilen cami, kentteki ilk Osmanlı mimarisi örneklerinden. II. Bayezid döneminin önemli sadrazamı Bosnalı Ali Atik Paşa tarafından inşa edilen cami, adını da sadrazamdan almış. 1496 yılında, beş bölüm olarak inşa edilen külliyenin sadece cami, medrese ve türbe kısımları günümüze ulaşmayı başarmış. 1648 ve 1766 yıllarında gerçekleşen İstanbul depremlerinde caminin kubbesi tamamen yıkılmış, minaresi zarar görmüş ve özgün yapısı deforme olmuş. Ancak cami, günümüzde hâlâ etkileyici görüntüsüyle ziyaretçilerini büyülemeyi başarıyor. Kubbesindeki 16 pencereden içeri dolan gün ışığıyla mistik bir atmosfere sahip olan Atik Ali Paşa Camii sadeliğiyle dikkat çekiyor. Tarihi yarımadanın en önemli kesişme noktalarından birinde bulunan eser, bu yönüyle semtin sosyal yaşamının da önemli bir parçası. Caminin sıcak yaz günlerinde bile serin kalabilen bahçesinde soluklanmak özel bir deneyim.

 



Bu yazı 82 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Bulgaristan pasaportunda hangi adınız yazıyor?


YUKARI