Bugun...
ABD'NİN İRAN'DAN SONRAKİ HEDEFİ TÜRKİYE


İsmail CİNGÖZ
ismailcingoz@bulturk.org.tr
 
 

Donald Trump’ın 8 Mayıs 2018’de Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’nin İran Nükleer Anlaşması’ndan çekildiğini açıklamasının birinci yıl dönümünde ABD-İran gerginliği artarak devam etmektedir.

İran’ın nükleer teknolojileri geliştirme çalışmalarını kontrol altına almayı hedefleyerek; ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya (P5) ve Almanya’nın (+1) 14 Temmuz 2015 tarihinde İran ile imzalanan “Ortak Kapsamlı Eylem Planı” anlaşmasından bir yıl önce ayrılan ABD bir de İran’a karşı yaptırım programları uygulamaya devam etmiştir. Bir yılın ardından bu defa da “nükleer anlaşma süreci içerisinde terör odaklarına destek vermeye, füze sistemlerini geliştirmeye devam ettiği ve bölgesel çatışmalarda rol aldığı gerekçeleriyle” İran’a demir, çelik, bakır ve alüminyum sektörlerinde yaptırım uygulanması kararını imzalayan (8 Mayıs 2019) Trump, dünyanın “ABD İran’a müdahale mi edecek?” kaygısı yaşamasına sebep olmuştur.

Olası ABD-İran savaşının etkileri sadece iki ülkeyle sınırlı kalmayacaktır. Çünkü ABD’nin karşısında dünyanın 4. Büyük petrol rezervlerine sahip olan[1], Perslerden günümüze köklü devlet geleneği ile çok yönlü diplomatik bağları olan ve İslam’ın Şii kanadının temsilcisi konumundaki bir İran[2] yer almaktadır.

Ancak önemli derecede yeraltı kaynaklarına sahip olsa da İran uzun yıllardır ambargolara maruz kaldığından dolayı petrol üretimi son beş yılın en düşük seviyesine gerilediği uluslararası raporlarda yer almaktadır. Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Enerji Ajansı’nın Mayıs 2019 sonu itibariyle İran’ın petrol üretiminin daha da düşmesinin beklendiğini açıklamasının ardından Amerika’nın “İran’ın petrol ihracatını sıfıra indirmeyi amaçlamaktayız” açıklaması uluslararası basın kuruluşları tarafından duyurulması dikkat çekmiştir. Zira petrolün gücünü çok iyi bilen ABD’nin, en önemli gelir kaynağı petrol olan İran’ı dize getirmeye hazırlandığı ortaya çıkmıştır.

ABD’nin, İran nükleer anlaşmasından çekilmesine rağmen bahse konu anlaşma kapsamında taahhütlerini yerine getirmeye çalıştığını duyuran İran, bu taahhütlerden vazgeçme kararı aldığını duyurmuştur. 8 Nisan 2019 günü İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif tarafından “İran, nükleer anlaşma kapsamında gönüllü şekilde uyguladığı bazı taahhütleri yerine getirmemeyi çıkarlarına uygun görmüştür” açıklamasına ABD’nin cevabı gecikmemiştir. Aynı gün bizzat ABD Başkanı Donald Trump tarafından “İran Devrim Muhafızları Ordusunun, ABD’nin yabancı terör örgütleri listesine eklendiği” duyurulmuştur. Anlaşılan o ki Trump bu hamlesiyle olası İran müdahalesinde kendince haklı(!) gerekçeler oluşturarak, uluslararası kamuoyunu, Birleşmiş Milletleri (BM) ve NATO’yu da yanına almayı hesaplamaktadır.

Bunlar yaşanırken ABD, İran’dan geleceğini iddia ettiği tehditlere karşı koyacağı varsayımından hareketle, USS Abraham Lincoln Uçak Gemisi Taarruz Grubu ile 4 nükleer kapasiteli B-52 bombardıman uçaklarından oluşan Bombardıman Görev Gücü’nü Basra Körfezi’ne sevk etmiştir. ABD, Askeri sevkiyat hamleleriyle İran’a gözdağı vermeye çalışmaktadır. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Sovyet Rusya ile birlikte iki kutuplu dünya sistemini inşa etmiş olan ABD’nin artık eski kudretinde olmadığı da bilinmektedir.

 2020 seçimlerine kadar ekonomiyi iyileştirmeye ve başarılı bir profil çizmeye çalışan Trump’ın yapmış olduğu girişimlerin başarılı olmadığı bilinmektedir. Zira ekonomik hamlelerin ve nerdeyse günlük değişiklikler yapılan gümrük tarifelerinin dengeleri koruyamadığı görülmektedir. Fakat Dünya devletlerinin hazinelerindeki dolar rezervlerinin yüksek olması ile birlikte mevcut askeri gücünün avantajlarıyla birleştiren ABD; baskı, tehdit ve yıldırma hareketleriyle eski gücünü koruduğunu göstermeye çalışmaktadır. İki kutuplu dünya sisteminde ekonomik ve politik olarak Batı’nın en güçlü ülkesi durumunda olan ABD’nin zamanla ekonomik olarak gerilediği bilinmektedir. Çünkü zaman zaman yayınlanan uluslararası ekonomik veriler incelendiğinde bir zamanlar dünya ekonomisinin %45’lerine hâkim olan ABD’nin ekonomik olarak son yıllarda %20’lere kadar gerilediği[3] görülmektedir.

Irak ve Afganistan’a doğrudan, Suriye’de PYD/YPG terör örgütüne binlerce tonluk askeri malzeme yardımları ile dolaylı olarak müdahil olmakla eski askeri gücünü koruduğu görüntüsü sergilemeye çalışmaktadır. Son dönemde Venezuela, İran ve Çin’e karşı uygulamış olduğu saldırgan politikalar ile birden fazla cephede savaş yürütebileceğini gösterme çabaları şeklinde değerlendirilse de artık ABD’nin dünyanın değişik yerlerinde eş zamanlı olarak askeri mücadeleye girecek yeterli gücü olmadığı ortaya çıkmıştır. Fakat ABD, limitlerinin üzerinde hamleler ile gözdağı vererek karşı hamlenin ve uluslararası tepkilerin nasıl geldiğini görerek hareket ettiği, duruma göre tutum sergilediği görülmektedir. Zira 14 Mayıs 2019’da Rusya’ya giden ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile görüşmesinin ardından “ABD İran’la savaş peşinde değildir ancak İran üzerinde baskılarımızı sürdüreceğiz” açıklamalarından hareketle Rusya’dan destek bulamadığı şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca New York Times gazetesinin “ABD Ortadoğu’ya 120 bin asker göndermeyi planlıyor” haberi de Başkan Trump tarafından yalanlanmıştır.

Büyük yeraltı enerji rezervlerine sahip olan ve dünya deniz ticaret yollarının kesişim noktasında yer alan Ortadoğu bölgesinde söz sahibi olmak isteyen ABD’nin daha da önemli gayesi muhakkak ki İsrail’in güvenliğidir. Bölgede nükleer silaha sahip tek ülke olan İsrail’e rakip başka bir ülkenin (hele ki İran ve Türkiye’nin) de nükleer silah sahibi olması ABD için kabul edilemez bir durumdur.

ABD’nin İran’a yönelik olası harekât senaryoları konuşulurken İran Devrim Muhafızları Genel Komutanı General Hüseyin Selami, ABD ile olası savaş ihtimali için, “Düşmanla topyekûn karşı karşıya gelmenin en üst noktasında bulunuyoruz. Dıştan görünen o güç ve heybetlerine rağmen onlar içi boş bir kemik yığınından ibaretler” ifadelerini kullanmıştır[4]. İran Savunma Bakanı Emir Hatemi de “İran’ın savunma ve askeri hazırlıkları her türlü tehdide karşı en üst düzeydedir. ABD ve Siyonist cephe, bu kez de yenilginin acısını tadacak “ sözleriyle[5] İran’ın olası harekata hazır olduğu gösterilmiştir.

Sonuç olarak

ABD’nin uygulamış olduğu ambargolardan ve olası bir harekât sonrasında İran’ın petrol ihracatının düşürülmesinden oluşacak boşluğu kendi lehlerine kullanmayı planlayan Körfez ülkelerinin ABD’yi İran’a karşı harekât yapmaya teşvik için baskıyı arttıracakları değerlendirilmektedir.

ABD ve İran liderlerinden gelen son açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla sıcak bir çatışma ihtimali zayıf olarak görülse de Körfez’de yaşanan gelişmeler, hala risklerin devam ettiğini göstermektedir. Fakat en önemlisi ABD tarafının Rusya’dan ve Batılı müttefiklerinden yeteri kadar destek görmediğidir. Çünkü müttefikleri ABD’nin İran müdahalesinde yeterli meşruiyeti sağlayamadığı yönünde ortak tavır sergiledikleri görülmektedir. Çünkü NATO ve AB başta olmak üzere doğal müttefikleri Japonya ve Avustralya dahi ABD’ye destek vermemektedir. O nedenledir ki İran’ı hata yapmaya zorlayacak olan Trump yönetiminin, uluslararası kamuoyuna kendi haklılıklarını göstermek için fırsat kollayacakları değerlendirilmektedir.

Dolayısı ile ABD maksimum baskı ve ambargolarla İran’ı diz çöktürmeye zorlayacaktır. Fakat Perslerden günümüze köklü bir devlet geleneği olan İran’ın sonuna kadar direneceği ve olası bir askeri müdahalede ise şiddetle direneceği varsayılmaktadır. Ayrıca bir savaş durumunda İslam’ın Şii kesimin doğal lideri durumunda olan İran, çatışma ortamını yalnızca kendi toprakları ile sınırlı bırakmayacaktır. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır başta olmak üzere Sünni İslam orijinli ülkelerden ABD’nin yanında yer alarak olası İran savaşına dahil olmaları durumunda İslam dünyasının önü alınamaz bir mezhep savaşına sahne olacağı da hesap edilmelidir. Böyle bir durumda İslam dünyasının ortak düşmanı haline gelecek olan ABD’nin olası askerî harekât planlarına İran’ın bu özelliğini de dahil etmesi gerekmektedir. Böyle bir realiteyi görecek olan ABD’nin, İran’ın Irak gibi kolay lokma olmadığını kavraması halinde fiili savaş ve saldırı için daha temkinli hareket edeceği düşünülmektedir.

ABD’nin İran planlarında başarılı olması halinde bir sonraki hedefinin Türkiye olduğu artık malumun ilanıdır. Böyle olmasaydı S-400 füze sistemi ile hava savunma sistemi alacak olan Türkiye, ABD tarafından bu kadar gündeme alınmayacaktı. Çünkü ”NATO üyesi olan ve halen Rus yapımı S-300 sistemlerine sahip olan Yunanistan, Bulgaristan ve Slovakya’da kullanılıyor olmasını sorun etmeyen ABD, Türkiye’nin S-400 almasına neden bu kadar karşı çıkmaktadır?” orusu ortaya sorulmaktadır. Dolayısı ile İran konusunu kendince çözüme kavuşturacak olan ABD, benzer gerekçelerle Türkiye’ye karşı askeri müdahale edebileceğini çok iyi analiz edecek olan Türkiye karar alıcı mekanizmaları S-400 sistemini almaktan vazgeçmemelidir. Hatta Rusya ile ortak üretimlere dahil olarak teknoloji transferleriyle kendi savunma sistemlerini ivedilikle üretiyor duruma gelmelidir.

Kıbrıs açıklarında doğalgaz sondaj çalışmalarına dahil olmak suretiyle Akdeniz’den başlayarak doğuya, oradan PYD/YPG/PKK ile Suriye ve Irak üzerinden sınırlarının güneyinden; Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Polonya, Estonya, Letonya ve Litvanya üzerinden de kuzeyden olmak üzere Türkiye ABD tarafından çevrelenmekte ve kuşatılmaktadır. Bu kuşatma hamlelerini anlamamak mümkün müdür? Almanya’da bulunan üslerindeki asker sayısını arttıran ABD’nin, Suriye’de PYD/YPG/PKK terör örgütünü de silahlandırıyor olması dikkatli gözlerden kaçmamıştır. Son günlerde PKK terör örgütünün Türkiye içlerindeki terör eylemlerinde artış yaşanması tesadüf olabilir mi? Terör eylemleriyle Türkiye’yi meşgul ederek, güney sınırlarında yaşanan gelişmelerden uzak tutmak isteyen ABD, IŞİD/DEAŞ ile mücadele yalanlarıyla silahlandırdığı terör örgütlerini Türkiye’ye yönlendirmiştir.

Son söz; Türkiye karar alıcı mekanizmaları olayların arka planlarını çok iyi analiz ederek S-400 ve F-35 örneklerinden dersler çıkartarak, savunma ve silah sanayiini millileştirerek dışa bağımlılıktan kurtulmayı ivedilikle başarmalıdır.

                              

İsmail CİNGÖZ; Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı/M.Sc. – BULTÜRK Ankara Temsilcisi. cingozismail01@gmail.com

 

[1] http://www.enerjiatlasi.com/rezerv/dunya-petrol-rezervi.html

[2] İsmail CİNGÖZ; “Perslerden Günümüze İran”, Siyasetİst, S. 2, ss.40-46, İstanbul, 2018.

[3] Ceyda KARAN; “ABD Gücünü Muhafaza Etmeye Çalışıyor Ancak Artık Sınırlarını Zorluyor”, Sputnik News, 15.05.2019.

[4] Sabah; “İranlı Generalden Korkutan Sözler! ABD İle Savaşın Eşiğindeyiz”, 16.05.2019.

[5] Sputnik News; “İran: ABD ve Siyonist Cephe, Yenilginin Acısını Tadacak”, 15.05.2019.



Bu yazı 110 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Bulgaristan pasaportunda hangi adınız yazıyor?


YUKARI