Bugun...
TASA KUŞU SABREDEN DERVİŞ MURADA ERMİŞ


Firdevsi BÜYÜKATEŞ
bilgi@bulturk.net
 
 

Bir zamanlar bir kız varmış ve hayvanları çok mu çok severmiş. Bir gün annesine sarılarak anneciğim, bana bir kuş alsana demiş. Küçük kızın yaş günü münasebetiyle Pazar yerine gitmişler. Pazar yerini kaç defa dolaşmış olmalarına rağmen küçük kız kendine bir kuş seçememiş derken, birden annesinin kollarından sıyrılarak soluğu bir kuşçu dükkanında almış.

Bir de görsün buradaki kuşlar hepsi bir birinden güzel ama bir tanesi olağan üstü bir güzelliğe sahipmiş. Tüyleri rengarenk, gözleri ateş gibi yanan bu kuşun yanında kalakalmış. Annesi kızın ısrarlarına dayanamayıp bu rengarenk kuşu kızına doğum günü hediyesi olarak almış kafesiyle birlikte. Küçük kızın mutluluğuna diyecek yok, kuşuna şarkılar söyleyerek evin yolunu tutmuşlar.

Kız kuşuna, dünyalara değen sevgiler sergiliyor, adeta âşık olmuş gibi davranıyor, yanından ayrılmıyor, buğdayların en iyi tanelerini ona seçiyor ve her şeyin en güzeli ile onu besliyormuş. Gel zaman git zaman aradan birkaç yıl geçmiş kuş kocaman olunca kafesine sığmadığı için başka bir kafes almışlar. Ama bir gün kızın dalgınlığına gelmiş ve kafesin kapağını açık unutmuş. Yeniden onu beslemeye gittiğinde, kafesi boş görünce ağlamaya başlamış.

Bu arada karşı ki ağaçların dal arasında kanat çırpmaları duyunca başını kaldırıp bakmış. Bir de ne görsün kuşu, kuş dallarında özgür özgür daldan dala konarak onu izliyor. Kız yalvarmaya başlamış; ne olur dön geriye güzel kuşum, ben sensiz yapamam, sana gösterdiğim ilgiden memnun değilsen daha fazlasını yaparım, kafesini odama alırım diye yalvarırken kuş dile gelmiş ve kıza, BENİM ADIM TASA KUŞU, BENİ ALDIĞIN İÇİN SANA NİCE TASALAR YAŞATACAĞIM” demiş. Kız gözyaşları ile karışık, adın ne olursa olsun sen benim güzel kuşum dön geriye diye yalvarsa da kuş kanat çırparak pır diye uçup gitmiş oralardan. Aradan yıllar geçmiş kız büyümüş ve bir kumaş satan mağazaya tezgahtar olarak işe başlamış ama daha birkaç gün geçmeden bir sabah işe geldiğinde tüm kumaşların yırtılıp yerle bir edildiğini görünce çok şaşırmış.

Derdini anlatamadığı için suçüstüne kalmış ve işinden kovulmuş. Bundan sonra yine bir kaç defa işe girse de bu olumsuzluklar hiç peşini bırakmamış. Kız bu başına gelenlerin hep o büyüttüğü TASA KUŞU yüzünden olduğunu anlamış ama kuşuna zarar gelir düşüncesiyle kimselere bundan söz etmemiş. Gün gelmiş oraların Beyoğlu, kıza âşık olmuş ve evlenmişler.

Beyoğlu karısını çok sevdiği için kız, yarınlara güvenle bakmaya ve Tasa kuşu’ un tasalarından kurtulmaya başlamış. Aylar yıllar su gibi akıp gitmiş. Bir erkek çocukları dünyaya gelmiş. Mutluluklarına bir mutluluk daha eklendi derken daha bebek birkaç günlük iken bir gece, TASA KUŞU kızın odasına sessizce girmiş, annenin ağzına bir parmak kan sürümüş ve” işte sana tasa” diyerek bebeği pençelerine alıp uçup gitmiş.

Sabahı uyandıklarında kocası karısının ağzı kan içinde ve bebeğin beşikte olmadığını görünce çılgına dönmüş ve anne babasına durumu anlatmış. Eyvah, senin karın yavrusunu yiyen hayvanlar türünden, hemen ondan kurtul cezasını ver demişler. Cezası da idam olunca, adam karısına kıyamamış ve bir hayli zaman daha beklemeye karar vermiş Yıllar sonra ikinci bir oğlanları daha dünyaya gelmiş. Bu defa bebeğin babası geceleri uyumadan anneyi gözlem altında tutmaya karar vermiş. Gece eline bir iğne almış uykusu gelende başı öne düşünce iğne alnına batacak ve böylece uyanık kalacakmış sözde.

Ne yazık ki sadece 2 gece uykusuzluktan sonra, iğne elinden düşüyor ve uyuyup kalıyor olduğu yerde. TASA KUŞU, yine odaya giriyor, annenin ağzına bir parmak kan ve bebeği alıp yine uçup gidiyor. Sabah olunca ayni kıyamet yaşanıyor yine, annenin ağzı kan içinde bebek beşikte yok. Beyoğlu çok kızgın ve üzgün olmasına rağmen tüm yakınlarının idam isteklerine karşı çıkarak eşini ölüme vermiyor. Erenler üçe kadar diyerek üçüncü bir çocuğa da sahip oluyorlar.

Ne yazık ki kader ayni kader, değişen bir şey yok. Annenin ağzı kanlı ve yine bebek yok ortalarda. Bu defa Beyoğlu da karısının çocuklarını yediğine inanarak gidip onu ulu bir dağ başına bırakıyor. Akşam olunca kız orman ortasında uluyan kurt seslerini duyunca korkuyor ve bir ağaca tırmanarak geceyi orada geçiriyor. Sabahın çok erken saatlerinde ayni ağaca kocaman bir alaca kanatlı kuş konmuş. Kız büyüttüğü kuşu görür görmez tanımış. Kuş yine dile geliyor. Sabrın mükafatın oldu diyor kıza.

Sen istesen beni ele verirdin, bebeklerini ben aldığımı söyler kendini temize çıkarabilirdin, hayatımın sonu da olabilirdin. Bu yüzden şimdiden sonra ben senin kölenim der. Ne dilersen dile benden deyince, kız çocuklarını sorar ve onları görmek istediğini dile getirir. Kuş onu dağ ortasında bir kulübeye götürür, içeri girince ne görsün karşısında nur topu gibi üç erkek çocuk oynaşıp duruyorlar. İşte bunlar senin çocukların der.

Onlar oralarda mutlu mesut yaşarken, Beyoğlu sıkıntılarından hala kurtulamamış ve atıyla dağ bayır, dere tepe gezerken kulübenin yakınlarından geçtiği görülmüş. Kuş bu defa oyunlarını Beyoğlu’na oynamayı planlıyor ve kızın mutluluğunu geri verme çabalarındadır.

Bir başka seferinde Beyoğlu oradan geçerken, kuş atı korkutacak ve Beyoğlu attan düşecek. Çocukların annesi İse yüzü peçeli halde tesadüf oralarda gezinirmiş gibi karşılaşacaklar ve Beyoğlu’na yardım amaçlı kulübeye davet edecek. Plan olduğu gibi uygulanıyor. Beyoğlu kulübeden içeri girince kendisini 3 erkek çocuğu karşılıyor. Büyük oğlanın elinde leğen, ikinci oğlanın elinde ibrik ve 3 yaşlarında olan küçük oğlanın elinde de havlu vardır. Beyoğlu ise kulübede yetişen bu çocuklardan gördüğü nezaket karşısında şaşırmıştır Biraz sonra kulübenin içine küçük bir sofra konur, üstünde bir sağan armut ve bir kaşık. Bir kez daha şaşıran Beyoğlu, bu da ne böyle, armut kaşıkla yenir mi? der.

Sıra çocukların anasına gelir. Ya insan, insan yer mi? Demesiyle Beyoğlu kadını göz ucuyla süzer ve hiç bir şeyin göründüğü gibi olmadığını anlar. Bir anda geçmişi düşünür kaybolan üç erkek bebek ve yavrularını yiyen anne diye dağ başına bıraktığı karısı canların gözünün önünde. Bir kez daha dikkatle bakınca karısını tanır.

Nur topu gibi 3 oğlan çocukların da kendi çocukları olduğunu anlar. Karısından özür diler ve çocuklarını yanına alarak saraya dönerler. Bu masalda böyle güzel bir mutlu sonla sona erer. Sabreden derviş, murada ermiş atasözü de o günlerden bizlere kadar gelmiş.



Bu yazı 83 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

Bulgaristan pasaportunda hangi adınız yazıyor?


YUKARI