Bugun...


Filibe’den geldi, gönülleri kazandı OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> http://www.konyayenigun.com/yenigun-ozel/filibeden-geldi-gonulleri-kazandi-h202036.html Konya Yeni Gün
Mevleviliğin yetiştirdiği şahsiyetlerden biri olan Sıdkî Dede, Filibe’den Konya’ya gelmiş, Hz. Mevlana’ya bağlı sadık bir mürid olmuştur. Asitâne’nin son Mesnevihanı olan Sıdkî Dede, ilim, fikir ve sanat yolunda hizmetleri ile de insanlara ışık olmuş, gerçek bir veli ve gönül adamıdır

Filibe’den geldi, gönülleri kazandı  OKU, YORUMLA ve PAYLAŞ ==> http://www.konyayenigun.com/yenigun-ozel/filibeden-geldi-gonulleri-kazandi-h202036.html  Konya Yeni Gün

Filibe’den geldi, gönülleri kazandı

Konya’nın en önemli değerlerinden birini şüphesiz Hz. Mevlana ve onun tasavvuf anlayışını oluşturan Mevlevilik oluşturmaktadır. Hz, Mevlana’nın hoşgörü dergahında çok sayıda Mevlevi yetişmiş ve tasavvuf kültürünün, Mevlevilik geleneğinin günümüze kadar gelmesini sağlamıştır.  Mevleviliğe gönül vermiş şahsiyetlerden biri de Sıdkî Dede’dir.  Sıdkî Dede’nin özelliği ise Asitâne’nin son Mesnevihanı olmasıdır.  Dervişlerin tarikatlarını sürdürdükleri büyük tekkelere ve dergahlara Asitâne denmektedir. Mevlevi Dergahı’nda Mesnevi okuyan ve okutanlara Mesnevihan unvanı verilmektedir. Bu anlamda son Mesnevihan olması nedeniyle Sıdkî Dede’ ayrı bir öneme sahiptir.  1824 yılında Bulgaristan sınırları içinde kalan Filibe’de doğan Sıdkî Dede,  daha sonra İstanbul’a gelerek Kazasker Büyük Filibeli Halil Feyzi Efendi’den “Feridiye Haşiyesi” okudu ve ondan icazet aldı, Farsça öğrendi. İlk tahsili ile medrese tahsilini memleketinde tamamladıktan sonra, 25 yaşlarında iken tekrar Filibe’ye döner ve Biberiye Tarikatı’na katılır. Şeyhinin, “Oğlum senin nasibin Hz. Mevlâna’dadır” sözü üzerine önce Üsküdar Mevlevihanesi’ne, sonra Afyon Mevlevihanesi’ne gider. Her ikisinde de, “yerimiz yok” diye kabul edilmez. Kalkıp Konya’ya gelen Sıdkî Dede Dergâh’a yerleşir. Hedefine ulaşır ve Efendisinin huzurunda ve ona mücavir olmanın verdiği huzur ve huşu ile yaşamaya, Dergah’ın ilim, fikir ve sanat havasıyla yetişmeye çalışmıştır. Dergâh’ta çileye çekilir. Sıdkî Dede’nin hücresi, Mevlana Türbesi’nin kuzey-batı köşesinde yer alan, Sultan III. Murat tarafından 992/1584 yılında yaptırılmış olan sıra hücrelerden sonuncusu 18. Hücredir. 1001 gün Mevlâna Dergâhı’nda hiçbir yere ayrılmadan bu hizmeti tamamlar ve sonunda Dede olur. 1882 yılında Tarikatçı Eyüp Dede’nin vefatından sonra, postnişin tarafından İstanbul’dan bir Mesnevihan istenince cevaben kendilerine, “Sıdkı Dede var ya…” denilince Sıdkî Dede Mesnevihanlığa getirilir.  İlmi, ahlakı ve Hazret-i Pir’e olan muhabbeti dolayısıyla sevilip sayılan bir insan olur. Hepsinden öte fazilet ve irfan sahibi, gerçek bir veli ve gönül adamıdır. Çok iyi bir Mesnevihan olmasının yanında hattatlığı da oldukça iyidir. Nesih, sülüs ve bilhassa ta’lik yazısı mükemmeldir.  1885’te Sultan Selim Camii’nde hatiplik görevini ifa etmek ve Sabah, Akşam, Yatsı ile Cuma, Bayram namazlarını kıldırmak üzere vekâlet beratına da mâlik oldu. Güçlü bir hitap yeteneği ile dinleyicileri kendisine hayran bırakmıştır.  Vaktini ibadet ve zikirle, misafirlerini kabulle geçirir, eline geçeni hayra sarf eder, hatiplik görevinden almış olduğu maaşla geçinmeye çalışırdı. Zaman zaman da darlığa düştüğü olurdu. Böyle elinin daraldığı bir zamanda, hanımı yokluktan şikayet eder. Sıdkı Dede ses etmez, fakat içini de ince bir sızı kaplar. Çünkü o varlıktan çok yokluğa meyyaldir. Çok geçmez bir ziyaretçisi gelir ve edeple minderin altına bir miktar para bırakır. Ziyaretçisi gittikten sonra Sıdkı Dede, hanımına seslenir: “Gel hanım gel! Seni benden; beni Hak’dan eden şu dünyalığı al..!” der.  Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar Mesnevihanlığa devam eden Dede, halkın irşad ve tenbihiyle meşgul olmuştur. Sıtkî Dede Efendi’nin berberlik ihtiyacını haftada bir gideren Berber Ali Dedeoğlu, şahit olduğu bir olayı şöyle anlatmaktadır;  Bir seferinde dede efendi traş olduktan sonra; Evladım Ali bu şimdiki göstereceğim şeyi ben ölünceye kadar sır olarak sakla. Sırtımı aç, iki kürek kemiği arasında bir mühür var. Buna mübüvvet mührü denir. Bu mühür, Resulullah var idi. Resulullah’tan sonra zamanın kutbunda bu mühür onda tecelli eder. Bunu sakın kimselere ben ölünceye kadar söyleme, sende kalsın. Ben öldükten sonra söylersin” dedi.  YABANCI DİL BİLGİSİ MÜKEMMELDİ Sıtkî Dede Efendi, yabancı dil bilgisi oldukça genişti. Arapça ve Farsça’ya hakim olmasının yanında Fransızca ve Bulgarca da bilirdi.  Almanya'nın İstanbul elçisi dergâhı ziyarete gelmiş, Çelebi Abdülvahit Efendi'nin emri üzerine Sıtkı Dede Efendi ile görüştürülmüş, Çelebi Efendi fazla hürmet olmak üzere şurup getirmelerini emretmiş, şurup gelince güya Almanya'da şurup ikram edilirse istiskal sayılırmış, elçi tercümana, "fevkalade hürmet gördüğümüz halde bu nedir" diye Fransızca sormuş. Sıtkı Dede bunu anlayarak Fransızca, "hürmet ettiğimiz zevata ikram ederiz" deyince memnun olarak kalmış, lisan bilen Sıtkı Dede'nin elini öpmüş. Yine bir gün vaktin postnişinlerinden Sadrettin Çelebi zamanında İran’dan Dergâh’a gelen Farsça bir mektubun anlaşılması bahis konusu olunca Sıdkı Dede, “Fakir onu bir göreyim” demiş ve mektubu alıp hücresine gitmiş. Orada mektubu okumuş ve güzel talik yazısıyla anlamını kağıda geçirmiş ve cevabını Farsça yazarak (ilgili kişiye) sunmuştur. O günden sonra Sıdkı Dede’nin bilgiçliği daha geniş ölçüde yayılmıştır. ÇOK YÖNLÜ BİR KİŞİLİĞE SAHİPTİR Aynı zamanda bir sanat ocağı olan Mevlevilik’te, Hüsn-ü Hat önemli bir sanat kolunu oluşturmuştur. Hüsn-ü hat sanatının başta gelen malzemesi olan kamış, Hz. Mevlana başta olmak üzere Mevlevilerin dilinde ve tefekküründe önemli bir sembol haline gelmiştir. Tasavvufta derin manaları sembolize eden kamış, Mevlevi sanatında Hüsn-ü Hatt’ın gelişmesinde büyük ölçüde rol oynamıştır. Sanat Tarihçisi Dr. Hasan Özönder’e göre bugün müze, kütüphane ve koleksiyonları süsleyen nadide birer sanat şaheseri olarak muhafaza edilen yazmalarda ve hat levhalarında el-Mevlevi unvanlı olanları müstakil bir müze ve koleksiyonu donatacak sayıdadır. Mevleviliğe mensup büyük ustaların eliyle de şaheser hat örnekleri ortaya konmuştur. Sadkî Dede de yalnız din bilimleriyle ilgilenmemiş,  aynı zamanda sanat dallarından hat ve hakkâk ile de ilgilenerek büyük maharet göstermiştir.  Sanatkar yapısını Mevleviliğin ince, estetik, fazilet ve meziyetleriyle beslemiştir. Birçok yazıları ve kitabeleri bulunan değerli bir Mesnevihan olan Sıdkî Dede’nin hüsn-ü hat sahasındaki nefis yazılarından bazıları Mevlana Dergâhı'ndadır.  Kabiliyetli kişilere hat noktasında ders vermiş ve yetişmelerini sağlamıştır. Konyalı hattatlar arasında önemli bir yeri olan Hattat Beyşehirli Abdullah Efendi bunlardandır.  Hattatlıkta hünerliği kadar hakkâk sanatında da oldukça başarılıdır. Çeşitli tipte mühürler yapmıştır. Sevdiği, tanıdığı kişilere mühür kazmış, hat levhalarında olduğu gibi bu işte de herhangi bir ücret almamıştır.  Şairlik noktasında da kabiliyetlidir. Çeşitli manzumeleri bilinmektedir. 1951 yılında yıktırılan Dergah (Dumlupınar) Mektebi'nin kapısı üzerinde bulunan mermer levhadaki şu dörtlük onundur.  Medrese-i Sultan Veled idi an aslın bu mahal Şimdi mekteb oldu ferzendan-ı Mevlana'ya has Post-nişin Vahid Efendi'dir sebeb inşasına Sıdkıya tarihi (mekteb-i mesat- efza menas) Tarih manzumelerinden bir tanesi de, Ateş-baz Veli'nin adını taşıyan zaviyenin kapısı üzerindedir.  Bir nihai-i şecer-i Hazret-i Mevlima kim Post-nişin-i Dergeh-i cedd-i o Vahid Çelebi Arz-ı hidmet eyleyüb Hazret-i Ateş-baz'a İtti nezdinde bina tekye rızadır talebi Çaker-i kemterî Sıdki îderek arz-ı niyaz Didi tarihini (bu gülşen-i feyz-i edebi) VEFATI  Sıdkî Dede, ömrünün son yıllarında Hediye Hanımla evlenir. Dergah geleneği icabı evlenenler hücresinden ayrılacağı için o da ayrılır ve hanımının Ovaloğlu Sokağı’ndaki Çelikpaşa Camii’ne yakın evine taşınır. Evlendikten sonra çok fazla dışarıya çıkmamış, Cuma günleri hatiplik görevine devam etmiş, Dergahtaki sohbetlerine katılmıştır. Çocuğu olmamıştı. Az konuşur, herkesle içli dışlı olmazdı. Sakalını boyardı. Orta boylu, kendi halinde, dindar bir kişiydi. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına kadar Mesnevihanlığı devam etti. 1352/1933 yılında vefat etti ve Üçler Kabristanı’nda toprağa verildi. Kabir taşı üzerindeki şiir, ileride hayatından bahsedeceğimiz ve iyi bir şair olan, Fahri Kulu Hoca tarafından yazılmıştır. Güzel bir talik yazı ile yazılan kabir taşı kitabesi şöyledir: Hû El-Hayyü’l-Bakî Ölmez diridir ölmezden evvel ölenler İşte biridir sırca bilir anı bilenler Bilmezsen eğer öğrengelmerd-i hakikat Dergâh-ı Hünkârı’de yetişmiş mürşid-i tarikat Tahsil-i meârife ömrünü kısmen sürmüş Ta’lim-i edeble yaşayıp yüz ona girmiş Hitabetle imamet gibi dini menâsıb Mesnevîhanlıkla meşhur sâhib-i menâkıb Filibe’li Mevlevi Hüseyin Sıdkı Dede Vuslat-yâb-ı Cemâl olmuş 1352 Hicri’de Ruhuna Fatiha… Üsküdar Mevlevihânesi’nin son şeyhi Ahmed Remzi Dede de Sıdkî Dede’nin ölümü üzerine şu mısraları söylemiştir: Mesnevîhân u imâm-ı Hânikâh-ı Pîr idi(16) Ârif-i kâmil mücevvid pek fasih Sıdkî Dede Keşf-i râz etmezdi nâ-ehle bulursa ehl-i hâl Bahs açardı sırr-ı vahdetten sarih Sıdkî Dede Mescide behr-i imâmet yüz sürerdi her seher Âsitânasubh-ı sâdıklasabihSıdkî Dede Sinni yüz on üçe erdi işbu fânîdünyede(17) Vermedi bir kerre yüz vechen melih Sıdkî Dede Tengnâ-yı hücre-i tenden çıkardı cânıpâk Buldu dâr-ı vasldacây-ı fesih Sıdkî Dede Remziyâtârîhi gerçektir erenler lutfudur Mak‘ad-ı sıdka kuûdetdi sahih Sıdkî Dede (1352) Mevlevilikte önemli şahsiyetlerden biri olan Sıdkî Dede’yi bir kısım Mevleviler; Seyyid Abdülkadir-i Belhi'nin Hakk'a yürümesinden sonra (1341/1923), kendilerine kutub olarak kabul etmişlerdir. Dede'nin evrak-ı metrukesi ve kitaplan, Mevlana Dergahı Arşivi'nde muhafaza edilmektedir.  Mevlevilikle adını tüm dünyaya duyuran Konya, Mevlevi tarikatına mensup şahsiyetleri ise tanıtmakta geç kalmıştır. Sıdkî Dede gibi onlarca müstesna isim Konya kültürüne, Mevlevilik geleneğine hizmet etmiştir. Ne yazık ki bunları bilecek bilgi, belge ve kitaptan yoksunuz. Bu anlamda Araştırmacı-Gazeteci İhsan Kayseri önemli bir işi başarmıştır. Vefatının 82. Yılına Armağan olarak yazdığı Asitâne’nin Son Mesnevihanı Filibeli (Kutbül Arif) Sadkî Dede (1823-1933) isimli kitabı ile mümtaz şahsiyetin bilinmesine ışık olmuştur. Benzer çalışmaların yapılması şehir kültürüne önemli bir hizmet olacaktır. 




Bu haber 223 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI