Bugun...


Esnafın rehberi Ahilik
Kanunlar, yönetmelikler kesin tedbirler değildir. Atalarımız madem ki yüzyıllarca iyi mal üretme, kaliteyi yükseltme, kaliteyi kontrol etme, aşırı kârı önleme, enflasyonla mücadele gibi konularla başa çıkmışlar, bugün de bu konulara “İslam ahlakıyla” yeniden çare bulunabilir

Esnafın rehberi Ahilik

30.  Haftası Kutlamaları Kırşehir merkez olmak üzere 81 ilimizde gerçekleştiriliyor. Bu vesile ile biz de Ahiliğin ne olduğunu, esnafın nasıl kimseler olması gerektiğini hatırlayalım dedik. İşte size geçmişten günümüze kurulacak bir köprü ile geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak Ahiliğin öyküsü.

Ahilik, köylere kadar yayılan örgütleriyle, milli birliği ve bütünlüğü, sosyal dayanışma ve yardımı temel ilke olarak benimseyen, dostluk ve kardeşlik havası içinde, toplumsal ahlak kurallarına sıkı sıkıya bağlı, milli bir toplum kurmayı amaçlayan, yurt ekonomisinde temel ihtiyaç maddelerini en kaliteli, en ucuz biçimde üretmeyi öngören 13. yüzyılda kurulup gelişen milli bir örgüt biçimidir. Kısaca, bir  örgütüdür.

 Evran ile başlayıp Selçuklulardan bu yana süre gelen,  ve çırağın sadece birer sanatkar olarak değil, aynı zamanda insan olarak belli değerlere bağlı bir şekilde yetiştirilmelerini sağlayan çok önemli bir kültür değerimizdir.

 

OSMANLI'NIN KURULUŞUNDA AHİLİĞİN ROLÜ

Ahîlik  Devleti'nin kuruluşunda da büyük rol oynamıştır. Âşıkpaşazâde, Osmanlı Devleti'nin kuruluşu sırasında faal rol oynayan dört zümre arasında ahîleri de zikreder. İlk Osmanlı padişahlarının ve vezirlerinin çoğunun ahî teşkilâtına mensup şeyhler olduğu, 'ın şed kuşandığı ve teşkilâttan fetihlerde askerî bir güç olarak faydalanıldığı bilinmektedir.

14. yüzyıl ortalarında  döneminde Anadolu'yu gezen ünlü seyyah İbn Battûta, ahî birliklerinin şehir ve köylerde teşkilâtlanan zenaat ve ziraat ehli zümreler olduğunu belirtir ve tasavvufî hayatla olan yakınlıklarına temas edip misafir olduğu ahî zâviyelerinin isimlerini verir.

Ahîliğe giriş şerbet içmek (şürb), şed veya peştemal kuşanmak, şalvar giymekle gerçekleşmekteydi. Ahîlik bünyesi içindeki esnaf birlikleri ustalar, kalfalar ve çıraklardan oluşuyordu. Çıraklıktan itibaren birlik içinde yükselmek için meslekî ehliyet ve liyakat şarttı. Çıraklar mesleği çok iyi öğrenmedikçe dükkân açamazlardı. Esnaf ve dükkân sayıları, iş aletleri ve tezgâhlar sınırlandırıldığı gibi ihtiyaca göre mal üretimi de esastı. Osmanlı döneminde esnaf birliklerinin idare tarzına çok önem verilmişti. Sanat erbabı içinde en dürüst ve en çok saygıya değer olan, muhtemelen yaşça da önde bulunan bir üstat teşkilâtın reisi olup kendisine ahî deniyordu. Bunların zenaat mensupları üzerinde bir şeyh gibi nüfuzu vardı. Ayrıca esnaf arasındaki inzibatı temin eden ve yiğitbaşı yahut server denilen bir ikinci reis bulunuyordu. Bir şehirde mevcut zenaat şubesi sayısı kadar olan ahîlerden birisi diğerlerine reis oluyor ve buna ahî baba adı veriliyordu. Ahî babalar, genellikle Kırşehir'deki Ahî Evran Tekkesi'ne bağlı olan şeyhler ile bunların çeşitli illerdeki vekilleri idi. Büyük âlim ve mutasavvıf  de ahî şeyhlerinden olup  ile sıkı ilişkiler kurmuş ve kızını onunla evlendirmişti. Orhan Gazi ise Ahîliğe ait "ihtiyârü'd-dîn" unvanını almıştı.

 

Özellikle Fâtih devrinden itibaren Ahîlik siyasî bir güç olmaktan çıkarak esnaf birliklerinin idarî işlerini düzenleyen bir teşkilât halini aldı.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun ilk yıllarına kadar lonca, gedik gibi esnaf kuruluş ve kurumları devam etmiştir.

AHİLİK YEMİNİ

''Bismillahirrahmanirrahim.

 yurdunda mesleğini icra eden biz zanaatkar ve ticaret erbabı olarak, çalışmayı ibadet sayan bir anlayışla, hakkın rızasını gözeterek halka hizmet edeceğime, Ahiliğin temel değerleri olarak cömertlik, doğruluk, dürüstlük, hoşgörü, güven, sevgi, sabır, dostluk, fedakarlık, adalet, kanaatkarlık ilkelerine ve komşuluk hukukuna uyacağıma,
Elime, belime, dilime, gözüme sahip çıkıp, günahlardan sakınacağıma, ölçü ve tartıda doğruluktan sapmayacağıma, 'müşteri velinimetimdir' düşüncesiyle onlara güler yüzlü davranacağıma, kaliteli mal üretip, hileli ve çürük mal satmayacağıma, yalan söylemeyeceğime, insanları kandırmayacağıma,
Hayatımın her döneminde kul hakkını gözetip, kimseye haksızlık yapmayacağıma, meslek eğitimi ve kurallarına bağlı kalacağıma, helalinden kazanıp, haram lokma yemeyeceğime ve Ahi esnafında olması gerekli ahlaki değerlere bağlı kalacağıma, Namusum, şerefim ve bütün mukaddesatım üzerine ant içerim.''

 

İYİ İNSAN VE FÜTÜVVETNAME

Bütün prensiplerini dinin asıl kaynağından alan Ahîliğin nizamnâmelerine fütüvvetnâme adı verilirdi. Ahîliğin esasları, ahlâkî ve ticarî kaideleri bu kitaplarda yazılı idi. Teşkilâta girecek kimse ilk önce bu kitaplarda belirtilen dinî ve ahlâkî emirlere uymak zorunda idi. Fütüvvetnâmelere göre, teşkilât mensuplarında bulunması gereken vasıflar vefâ, doğruluk, emniyet, cömertlik, tevazu, ihvana nasihat, onları doğru yola sevketme, affedici olma ve tövbe idi. Şarap içme, zina, yalan, gıybet, hile gibi davranışlar ise meslekten atılmayı gerektiren sebeplerdi.

Din ve  bilginleri, İslâm'ın ilk dönemlerinden itibaren kişilere doğruluk, iyi ahlâk ilkelerini öğretmek, benimsetmek, onları iyi insan, iyi yurttaş, iyi mümin yapmak için çaba harcamışlardır.

"İyi insan"ı bulabilmek, yetiştirmek amacıyla ortaya koydukları eserlere, "fütüvvetnâme", "", "pendnâme" gibi adlar vermişlerdir. Bu kitaplar, zamanın edep ve erkânını öğreten birer eğitim kitapları idi. Bu eserlerde yazılan insanî, ahlakî ve dinî kurallara uyanlara "feta", " ehli", "civanmert" gibi adlar verilmiştir

 

İYİ SANATKAR OLMANIN KURALLARI…

Anadolu'da ise Moğolların önünden kaçıp yerleşen Türk boyları; iyi insan, iyi mümin, iyi savaşçı niteliklerin yanında iyi sanatkâr olmanın da kurallarını öğreniyorlardı. Anadolu'ya 1071'den itibaren kitleler halinde yerleşen, yeni yurt edinen Türkler, İslâmın bütün kurallarını uyguluyor, askerlik bilgilerinin yanında sanat ve ticaret bilgilerini de güçlendiriyorlardı. İşte Ahi teşkilatları böyle başladı örgütlenmeye.

"İyi insan" kavramı nedir? Daha doğrusu "iyi" nedir? Sözlükler iyinin karşılığında "Kendisinde aranılan nitelikleri taşıyan "diye yazmaktadır. Bu iyi insanı veya insanları yetiştirme amacında olan fütüvvetnâmelerin kaynağı nedir? Bunların kaynakları daha çok dinî eserlerdir. Bunlar; tefsir kitapları, hadis kitapları, fıkıh kitapları, tasavvuf kitapları, enbiya ve evliya tarihiyle ilgili kitaplar ile diğer dinî-ahlâkî kitaplardır. Yani kısaca fütüvvetnâmelerin kaynağı İslâm hukukudur. İslâm hukukunun temeli ise Kur'an-ı Kerim'dir.

Fütüvvetnâmeleri yazanlar, "ölçü ve tartı" ile ilgili olarak Kur'an'ı Kerim'in sure ve ayetlerini, gayet iyi biliyorlardı.

AHLAKA ÖNEM VERMEK

Dünyanın herhangi bir yerindeki olay dünyayı ve insanları etkiliyor. Ahlak dediğimiz kavram, dünyayı da ilgilendirmektedir. Zaten bizim Türk milleti olarak duyarlı olduğumuz bir yanımız da ahlaka fazlaca önem vermemizdir. Ahlak her yerde, her zaman ve her işte başta gelmektedir. Başarılı olmanın yolu bize göre ahlaklı olmaktan geçer.

 

Ahlak, ilim gibi olana değil, olması lazım gelene, ideale ve bu idealin gerçekleşmesine taalluk eder. Bunun için ahlakın konusu ilimlerin konusundan büsbütün ayrı mahiyettedir. Hareketlerimizin ilkelerini arama ve bilme, hayatımız için aynı zamanda kaide koyma demektir. Bu bakımdan ahlakın bir ideal taraf olduğu muhakkaktır.

Ticarette Narh Sistemi İslam'da "Hisbe" denilen bir şey var. Hisbe, Müslümanların günlük hayatta birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen kuralların toplamıdır. Osmanlı İmparatorluğunda, İslam dünyasının lideri halife idi. Halife ise padişahtı. Şer'i kuralları uygulamak halifenin yani padişahın göreviydi. Padişah da bu görevi "Muhtesip" dediğimiz kişiler eliyle yerine getirirdi. Muhtesipler, sosyal düzeni sağlarlardı, özellikle ticarette etkiliydiler. Satılan mal ve ürünlere "narh" verirlerdi. Yani bir malın ve ürünün kaça satılacağına karar verirlerdi.

Ahi örgütlerinin amaçlarından biri de, kaliteli ve ucuz mal üretmektedir. Satılan mallar "hilesiz-hurdasız" ve halkın deyimi ile "muhayyer"dir. Müşteri beğenirse alır, beğenmezse iade eder.

Aşağıdaki dörtlüğü son yıllara kadar kimi dükkanlarda hepimiz görmüşüzdür.

Narha uygun kârımız/ Muhayyerdir malımız/ Beğenirsen al götür/ Beğenmezsen koy, getir.

 

GÜNÜMÜZ ESNAFINA ÖRNEK

Muhtesipler narh verirken, Ahi teşkilatından ahi babaya, yiğitbaşına, esnafa ve şehrin ileri gelenlerine danışarak bu kararı verirdi. Bu demokratik ve adil bir uygulama olurdu. Hatta, narhla beraber bir mal, üç cinse ayrılırdı: Alâ mal (iyi mal), Ersap mal (orta kalitede mal), Edna mal (kalitesiz mal).

Şurası bir gerçek, bu kuruluşların temelleri başlangıcında o kadar sağlam atılmış ki sonradan kent ve kasabaların belediye hizmetleri ve narh nizamnameleri bunlardan örnek alınarak yapılmıştır.

 

BİLİNÇLİ ESNAF

Esnaf, yüksek bir ahlak ve din duygusu ile yetişen kişidir. O, Kur'an-ı Kerim'de ölçü ve tartıyla ilgili olan; En'am Suresinin 152. ayet, Hud Suresinin 85. ayet, İsra Suresinin 35. ayet, Muttafıfin Suresinin 1. ile 5. ayetlerinin yasaklar koyduğunu rahatlıkla bilir.

Bunun yanında, onun kişiliğini hedef alan pek çok sure ve ayetler esnafı bilinçlendirir. Zaten esnaf sıkı bir terbiye ve talimden geçmektedir.

'CEZA' UYGULAMASI

Suçlu görülen esnaf "" ilan edilirdi. Cezalardan bazıları şöyleydi:

Masraf ve ikrama zorlama, dükkan kapatma (kısa süreli, uzun süreli), kurban kesme ve kurban eti dağıtma, lokma çıkarma, fakire fukaraya yardım etme, hammadde temininden men etme, ortak mamulden elde edilen kârı kesme, selamı kesme vb.

 

Bunlardan en kötüsü selam kesme cezasıydı. Bu esnafın, suçlu esnafa boykotudur. Bir gün, beş gün, on gün, ta ki suçlu pişmanlık duyana kadar, düzelene kadar. Tarihte bazı olaylara rastlanmıştır: Mesela; kötü ayakkabı üreten bir ayakkabıcının ürettiği bu ayakkabı, dükkanın damına atılmıştır. Gelen geçen görsün de "Bu esnaf kalitesiz mal üretmiş" densin diye yapılırdı. Hatta üretilen bütün kalitesiz mallar toplanır ve imha edilirdi. Mağdur olmuş müşterinin de mağduriyeti ayrıca giderilirdi. Tabi ki suçlu bulunan esnafın itiraz hakkı da vardı. İtirazını, Ahi Babaya yapardı. Fakat tarihimizi araştırdığımızda itiraz yapıldığı görülmemiştir. Neden, çünkü hiç bir esnafa haksız yere suç isnat edilmemiş ve haksız yere ceza verilmemiştir.

 

AHİLİKTE AHLAKİ NİTELİKLER

Ahilikte, ahlaki nitelikler (yani bir esnafın uyması gereken ahlak kuralları) şunlardır:

Doğruluktan ayrılmamak,

Cömert olmak,

Alçak gönüllü olmak,

İyi huylarını geliştirmek,

Kendisini halkın ve tüketicinin faydasına hasretmek,

Misafirperver olmak,

Bir sanat ve iş sahibi olmak,

Dindar olmak,

Utanma duygusuna sahip olmak,

Hile yapmamak,

Yalan söylememek,

 

Başkalarında kusur aramamak,

Dedikodu yapmamak,

Karşısındaki kusurlu şahsın bu kusurları affedilecek cinsten ise affedici olmak,

İçki içmemek,

Zina yapmamak,

Zenginlere karşı minnetsiz olmak,

Kimseye kin ve düşmanlık beslememek,

Büyüklere hürmet, küçüklere şefkat göstermek,

Nefsiyle ve şeytanla mücadele etmek.

SORUNU ESNAF ÇÖZER

Günümüzde ülkemizde de hileli mal üretmek, karaborsacılık, stokçuluk kanunlarla yasaklanmıştır ve suçtur. Kanunlar, yönetmelikler kesin tedbirler değildir. Atalarımız madem ki yüzyıllarca iyi mal üretme, kaliteyi yükseltme, kaliteyi kontrol etme, aşırı kârı önleme, enflasyonla mücadele gibi konularla başa çıkmışlar, bugün de bu konulara çare bulunabilir. Nasıl yapılabilir bu? Esnaf bu sorunları kendisi çözerek yapabilir. Kendi kendini kontrol ederek, denetleyerek yapılabilir. Çünkü sorunun çözüm yeri tüketici değildir. Sorun, esnafın sorunudur. 0 halde bu sorunu, ahilik teşkilatlarından mülhem olarak ancak ve ancak esnaf kuruluşları çözebilir.




Kaynak: Fikriyat

Bu haber 478 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI